“Gençler deizme kayıyor” şikâyetine alıştık. Gençler şöyle, gençler böyle şeklindeki belirlemeleri de her ortamda işitebiliyoruz. Ömrünün büyük bir kısmı gençlerle geçmiş birisi olarak bu tespitin -içinde birtakım gerçekleri barındırsa da- abartıdan ziyadesiyle nasiplendiğini söyleyebilirim. Yanlış anlaşılmasın, bu abartıyı gençler zaviyesinde her şey güllük gülistanlık anlamında söylemiyorum. Asıl dikkatten kaçırılan şey gençlerin ahvali üzerinde köpürtülmüş biçimde mesnetsiz tespitler yaparken yetişkinlerin içinde bulundukları durumu göz ardı etmiş olmamızdır.
İnanç konusunda orta yaş bunalımını araştırıp inceleyen birileri var mıdır bilmiyorum. Fakat çevrenizde değişimini fikirlerinden evvel yaşam biçimine ve dünya görüşüne uydurmuş o kadar çok yetişkin insan var ki. Hayata geçirilememiş fikirler hazır bulunan yaşantılar karşısında sefalet yaşıyor. Her bir şey, “Kafanda idealize ettiğin fikir dünyasını ikame edemiyorsan, hazır bulduğun yerleşik hayata teslim ol” anlayışını telkin ediyor.
Orta yaş kuşağı din-dünya çatışmasını bugün en sessiz ve en derin biçimde yaşamaktadır. Yerinden oynamayan taşların sessizliği sizi aldatmasın. İleri yaş kuşağının sessizliği “ballar balını bulma” neşvesi değil arada kalmanın sebep olduğu çıkmazın durgunluğudur. Memleketin “gençlik” meselesine elbette duyarsız kalınmamalıdır. Genç kuşaklar için tasnif edilen X, Y, Z gibi karakter analizleri yetişkinler ve ihtiyarlar için de yapılsa hiç fena olmaz. Mesela eskiye atıf yapmak üzere “He” ihtiyar kuşağı, “Lamelif” ihtiyar kuşağı ve “Ye” ihtiyar kuşağı gibi yaşlılık çağları kategorize edilebilir.
Bugün daralan hayatın, durağan fikrin, statik hissiyatın sebepleri arasında gençlerden çok yetişkinlerin ve ihtiyarların rolü olduğunu sanıyorum. Bu ölçülebilir bir şey değil elbette. Kuşakların iyi, güzel ve doğruya aynı ölçüde yakın olabilmelerini sağlamak için idraki besleyen çalışmalara hız vermek gerekiyor. “Halk eğitimi” kavramı tabeladan ibaret kalmasın.
EMEKLİ MUHTIRA
103 emekli amiral gece yarısı bildirisi darbe tartışmasının fitilini ateşledi. Bildirinin ayrıntısına girecek değilim. Birçok kişi gibi benim dikkatimi de daha çok bildirinin mantık ve psikolojisi çekti. Bildiri metninde 103 emekli amiral şunu söylemek istiyor sanki: “Siz göremezsiniz, bizim baktığımız yerden manzara çok korkunç! Bu böyle giderse sonumuz kötü olur.” Acaba emekli olma avantajı mı devletin ve milletin göremediği tehlikeyi görme fırsatı bahşediyor bu zevata? Yani “biz emekliyiz, çok vaktimiz var memleketin ahvalini gözlemlemek için” mi demek istiyorlar? Bu bildiride böyle bir hava seziliyor. Diğer yandan, “Memleket bizden sorulur, milletin de devletin de sahibi biziz” mesajını da tahtında müstetir (altında gizli) olarak almakta zorlanmıyoruz. Bu bildiriyi düşünce özgürlüğü kapsamında değerlendirmek ise ne dediğini ve ne yaptığını bilmemek olsa gerektir. Hani hiç muhtıra görmemiş, muhtıra metinlerine aşina olmayan bir toplum olsaydık belki bunu kabul edebilirdik. 103 amiral, üstelik hepsi de emekli, ast-üst mevzuunu herkesten daha iyi bildikleri halde halkın seçtiği sivil iktidara tepeden direktifler vermeye çalışıyor. Düşünce yok ki özgürlükten bahsedebilelim. Şayet emekli amiraller kişisel olarak düşüncelerini yazılı ya da sözlü biçimde ifade etmiş olsalardı içerik hoşumuza gitsin ya da gitmesin ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirebilirdik. Yani diyeceğim o ki bu aziz millet arşive kaldırılmış böylesi gündemleri hiç hak etmiyor.