VATANDAŞ Zeki Gabi Bey in evindeyiz. Vakit gece, evde misafirler var. Zeki Bey in bacanağı hanımı ile gelmiş. Salonda çay içiliyor, meyve yeniliyor, çocuklar bir köşede kendi aralarında... TV kanallarından birinde Türkiye nin durumu ve yaklaşan seçimlerle ilgili bir açık oturum başlıyor. Salondakilerden kimisi çaylarını, kimisi soğuk meşrubatlarını yudumlayarak seyretmeye başlıyorlar. Açık oturum yarım saat sonra iyice kızışıyor. Kıyamet senaryoları anlatılıyor... Türkiye batabilir... Bölünebilir... Katılımcılardan biri öfkesinden mosmor kesilerek haykırıyor: "İç savaş çıkabilir... Oluk oluk kan akabilir..." Bir ara bir profesörle ünlü bir gazeteci birbirine giriyor; "Vatan haini!.. Sattınız bu ülkeyi!.." Sunucu oturumu doğru dürüst idare edemiyor. Zaten o da çok taraflı. Konu bir ara Amerika da Hudson Enstitüsü nün senaryo/kehanetlerine geliyor: "Beyoğlu na bomba konabilir, 50 kişi ölebilir... Anayasa Mahkemesi eski başkanı öldürülebilir... Ordu Kuzey Irak a girer ve savaş başlar... Ülke çapında sıkıyönetim... Daha neler neler.
Bütün bunlar dinlenir ve seyredilirken Zeki Gabi Bey, bacanağı, hanımlar, çocuklar gayet sakin, gayet huzurlu, gayet rahat çaylarını içiyorlar, arada bir konuşuyorlar, tebessüm ediyorlar... Orada, bilen biri olsa tansiyonlarını ölçse hiçbir yükselme tesbit edilmeyecek. Gerçi ara ara bazı önlemli laflar ediyorlar ama huzurları yüzde yüz yerinde.
Neyse biz yine açık oturuma dönelim.
Birbirine muhalif iki politikacı bağrışmaya başladılar. Ne dedikleri doğru dürüst anlaşılmıyor. Sunucu "Heyecana lüzum yok, yerlerinize oturun efendim" diye bağırdı. Oturmuyorlar. Yüzleri önce pembeleşti, sonra kızardı, daha sonra morardı.
Zeki Gabi Bey, bir tür hain mutluluk içinde bu kavgayı seyrediyor. Belli ki bundan çok zevk alıyor. "Açık oturumu izlediğimize değdi..."
Bir ara açık oturum kesiliyor ve "çok önemli" kaydıyla bir haber veriliyor. Ümraniye de bir gecekonduda dehşetli bir silah zulası bulunmuş. Silahlar, tahrip kalıpları, patlayınca bir yığın insanı paramparça edecek bombalar... Bunlar emekli bir astsubaya aitmiş.
Zeki Gabi Bey, açık oturumu seyrederken, gecekondudaki silahlar haberini dinlerken büyük bir tepki göstermiyor, dehşet duymuyor. O artık bütün bunları kanıksamıştır. Türkiye batsa, dünya yıkılsa umurunda değildir.
Bir ara bacanağına sesleniyor: "Yarın yağmur yağacak mı Meteorolojiyi dinledin mi Çocuklarla Sapanca ya gideceğiz, yağmur yağarsa pikniğimiz berbat olur..."
1946 ta ortaokulda okuyan bir çocuktum. Ereğli nin bir köyünde o meşhur 46 seçimlerinden bir sahneyi bizzat yaşadım. İyice tesettürlü köylü kadınları kuyruğa girmişler, sandığa oy atıyorlardı. Adnan Menderes in Demokrat Partisi o bölgede henüz teşkilatlanamamıştı. Sadece CHP nin oy pusulaları vardı. Oylar sandığa açıkta atılıyordu. Tasnif ise gizli yapılıyordu... Daha sonra 1950 seçimlerini gördüm... 1954, 1957... 27 Mayıs 1960 ihtilali, ondan sonraki seçimler, referandumlar... Nihayet düşe kalka, bata çıka 23 Temmuz 2007 seçimlerine yaklaştık. Bu zamana kadar önceki seçimlerde, referandumlarda sert tartışmalar oldu, haklı veya haksız heyecanlar, endişeler yaşandı. Çeşit çeşit senaryolar yazıldı, çizildi. Lakin bugünkü duruma benzer bir durum asla görülmedi.
Gerçekten Türkiye nin ve Ortadoğu nun kıyameti ile ilgili senaryolarla karşı karşıyayız.
"Türkiye parçalanabilir..." Ne kadar kolay ve rahat edebiliyorlar bu iki kelimelik korkunç cümleyi.
"Ülkemizde iç savaş çıkabilir... Ne kadar rahat ve huzurlular bunu söylerken.
"Beyoğlu nda bir bomba patlar, 50 kişi havaya uçar, yüzlerce binlerce yaralı, ortalık allak bullak olur..."
Böyle konuşulurken kimisi çayını içiyor, kimisi gazozunu yudumluyor.
Savaş çıkabilirmiş, ülke çapında sıkıyönetim ilan edilebilirmiş, demokrasi askıya alınabilir, cunta rejimi kurulabilirmiş... Bunları söylerken sanki "Yarın yağmur yağacak... Çocukları Altınkum beldesine tatile gönderdim... Dün trafik çok sıkıştı bürodan eve 3 saatte geldim..." der gibiler.
Medyada yazılanlar, söylenenler... Açık oturumlarda ortaya atılan iddialar... Gündem konuları... Korkunç senaryolar... Bombalar... Ölüler... Suikastlar, cinayetler...
Sirenler korkunç korkunç ötüyor kimsenin kılı kıpırdamıyor.
Hepimiz maşaallah birer rahatlık ve huzur heykeli gibiyiz. Sabahleyin güzel bir kahvaltı, öğleyin mükellef yemek, ikindi çayı, akşam yemeği, gezmeler tozmalar tatiller, çocukların tahsili, hanımların küçük veya büyük kaprisleri, alçağın biri otomobilimi çizmiş, kahrolasıca; bu yaz evi yeniden boyatacağız, ben açık eflatun istiyorum, hanım tozpembe, bakalım hangi renkte karar kılacağız Oğlan bilgisayar birincisi oldu, kız bu yaz kursa gidecek. Susuz çamaşır yıkayan bir makine çıkmış ondan alalım da su kesildiği zaman sıkıntı çekmeyelim. Kayınvalide çok şişmanladı, Polonezköy deki hastahaneye zayıflamak için yatacak...
Çanlar korkunç korkunç çalıyor... Benim için çalıyor, senin için çalıyor, bizim için çalıyor, sizin için, hepimiz için... Çan çan çan...
Titanik batıyor...
İç savaş çıkabilir...
Demokrasi tatil edilebilir...
Bütün yurtta sıkıyönetim ilan edilebilir...
Savaş başlayabilir...
(Cumhurbaşkanının, Başbakan ın, bakanların, milletvekillerinin, büyük bürokratların, generallerin, büyük medya mensuplarının, holding sahiplerinin, seçkinlerin, Beyaz Türklerin çocukları ateş cephesinde ön saflarda arslanlar ve kaplanlar gibi kahramanca yurt müdafaası yaparlar...)
PKK, Beyoğlu nda bomba patlatabilirmiş... Hangi bombaları Gecekonduda bulunan bombalar olmasın bunlar Patlat bombayı, at PKK nın üstüne...
Radikal de Neşe Düzel, Avni Özgürel ile 27.10.2003 tarihinde bir röportaj yapmıştı başlığı şöyleydi: "BU ÇATIŞMAYI BİTİRENİ BİTİRİRLER..." Abdullah Öcalan böyle söylemiş.
PKK savaşı BİRİLERİNE yüzmilyarlarca dolarlık gelir getiriyor, rant sağlıyor. Hiç bu savaşın bitmesini isterler mi
Bizim tarihimizde, yüzde yüz paralellik olmasa bile birbirine benzeyen devirler vardır. Bugünkü manzara 1912 de Balkan Savaşı ndan önceki kaos ortamına çok benziyor. İçimizden çıkan beyinsizler yüzünden bu savaşı feci şekilde kaybetmiş, Rumeli yi yitirmiştik.
"Ya Rabbi içimizden çıkan beyinsizler yüzünden bizi helak eder misin "
(Zeki Gabi Bey e özel not: Keyfinize bakmaya, huzurlu günler yaşamaya devam ediniz. Yakında öyle korkunç siyasî, sosyal, iktisadî depremlerle sarsılacaksınız ki ananızdan doğduğunuza pişman olacaksınız. Henüz vakit varken yan gelip yatınız, keyfinize bakınız. Titanik batınca keyifler bitecek, kendinizi buzlu sular içinde bulacaksınız...)