Lider sadece bir topluluğun önünde olan/giden kişi değil aynı zamanda o topluluğa yön çizen, ufuk belirleyen kişidir. Her topluluk liderinin ufku kadardır. Liderinin ufku kadar rüya görür ve bu rüyaların ardına düşer. Bu nedenle liderin ufku varoluşsal bir sınıra işaret ve toplulukların varabileceği sınırı gösterir. Başarılı lider ise kendisine inananları belirlediği ufka taşımayı başaran kimsedir. Ufka varılmamış her yolculuk eksik ve tamamlamayı beklemektir.

Zihin ufku bilgi ve bilim ile çizilir. İnsanın düşünmesinin sınırları daha doğrusu sınırsızlıkları bu ufku belirler. Bilimsel akıl olmaksızın hakiki bir ufuktan bahsetmek mümkün değildir. İnsanlık bilimsel bilginin üretildiği merkezler tarafından yönlendirilir ve yönetilir. Aynı bilgilere sahip kişilerin farklı ufuklar çizmesinin imkânı yoktur. Aynı bilgilere sahip kişiler aynı ufukları çizmek zorundadır. Fark bu ufka gidilecek yolda ortaya çıkabilir. Birisi çatışmadan birisi kardeşlikten bahsedebilir. Bilgi aynı ise mesele yöntem tanışmasına döner.

Farklı ve gerçek/bilimsel bilgilere sahip kişiler bu bilgilere sahip olamayanların ötesinde bir ufuk çizmeyi başarır. Necmettin Erbakan’ın Anadolu halkı için anlamı tam olarak bu noktada ortaya çıkmaktadır. Dönemin bilimsel bilgisine sahip bir zihin ve dönemin irfanından beslenmiş bir gönül. Bu iki unsurdan birincisi ufuk çizebilmenin şartı iken ikincisi ufkun kemalinin şartıdır. Bu ikisini cem eden liderler ise dönemin kutup yıldızları ve zihin ufkunun sahipleri olurlar. Çünkü irfandan beslenmeyen her düşünce yok olmaya ve yok etmeye mahkûmdur.

Bundan yaklaşık elli yıl önce Anadolu’da ekmeğini pişirecek sobası, kazmasına takacak ahşap bir sapı, çamaşırını asacak bir ipi dahi olmayan insanlar hiç alışık olmadığı bir ses duydu. Bu ses garip bir şekilde Batılı giyinen, Batı’da eğitim görmüş ancak Anadolu’nun irfan kodları ile konuşan ve düşünen bir anlam taşıyordu. Halk ilk defa kendisinden olan fakat kendisinin fersah fersah ötesinde rüyalara sahip bir lider ile tanışmıştı.

Yeni icatlar yeni kavramlar dökülüyordu bu liderin dilinden. Motor diyordu, ağır sanayi diyordu, traktör yapmaktan, uçak yapmaktan, sanayi tarımına geçmekten bahsediyordu. Sonra “bu nasıl olacak bunlar hayal” diyenlere, “Aha yaptık bakın Gümüş Motor burada” diyerek rüyalarının hayal olmadığını ilan ediyordu.

Akabinde toplumun ruh kökünde olan ancak topluma unutturulan bir kavram daha söylüyordu bu Batı giyimli Anadolulu Profesör: “CİHAT”. Bu şu demekti Anadolulu Profesör’ün dilinde: “Sömürülüyoruz ve her türlü sömürüye karşı mücadele etmek zorundayız.” Nasıl diye soranlara, “Üreterek, emek vererek, Allah’a güvenerek ve bütün inananları örgütleyerek” diye cevap veriyor hemen ardından faizi bir geçim kaynağı, dünya hayatının gerçeği değil insanı süreç içerisinde öldüren bir mikrop olarak tanımlıyordu.

Kendisine inananlarla çıktığı bu yolda topluma ulaşması gereken bir ufuk çizgisi çizmeyi başarmıştır Necmettin Erbakan. Bu çizgi bir yönü ile çaresizlere çarenin kendisinde olduğunu söylemekten ibaretken, diğer yönü ile ahlaki kalkınma olmaksızın iktisadi ve sanayi kalkınmasına, ahlaki kalkınma eklemlenmeksizin toplumların felaha eremeyeceğidir.  Bu yüzden önce ahlak ve maneviyattır temel prensibi Erbakan’ın. Bu ilke insanlığın kurtuluşunun ilahi olanla yeniden bağının kurulması ile mümkün olacağının en veciz ifadesidir. Dini ve örfi bir ahlak değil sadece dinden ve örften beslenen ancak dini ve örfi olanı aşan evrensel bir ahlaktan bahsediyordu Necmettin Erbakan.

Görüşleri kabul edilsin yahut edilmesin, sevilsin yahut sevilmesin herkesin önünde Necmettin Erbakan’ın çizdiği zihin ufkunu yakalamak ve haddi zatında aşmak diye bir görev var. Bu süreçte elde edilen yeni bilgiler ve insanlığın ulaştığı yeni bilimsel birikim bizlere Erbakan tarafından çizilen ufkun tadil imkânını verecektir.

Bu satırların yazarı katında Erbakan yaşadığı dönemin bilimsel bilgisine haiz olmasından ve bu bilimsel bilginin topluma taşınmasına öncü olmasından dolayı ayrıca kıymetlidir. Yeni Erbakan’lara giden yol bilimden ve bilimsel çalışmalardan geçmektedir. Yapılması gereken bilim merkezleri inşa edip insanlığın ulaştığı bilimsel birikimin önce tercüme, sonra tahkik, sonra yeniden inşasından geçmektedir. Bütün siyasi çalışmalar bu sürecin oluşacağı ortamın inşası için olmalı ve bu süreç içerisinde anlam bulmalıdır.