Siz, evinizde veya işyerinizde otururken damarınızdaki kana, ayağınızdaki göne, ayağınızın altındaki yeraltı ve yerüstü hazinelere göz diken, tanıdığınız veya tanımadığınız biri çıkagelir ve "gel şu fabrikayı karşılıksız sana vereyim" dese veya "gel seni Başbakan yapalım" dese, bir defa düşünün demem, bin defa düşünün ve kabul etmeyin derim.
Batı üçyüz yıldır yıkmaya çalıştığı Osmanlı ya yaptığı her hücum rüzgârın kayadan dönüşü gibi geri döner.
Bir gün Osmanlı paşalarından Cemal, Talat ve Enver paşaları kurt gibi Osmanlı çınarının içine sokarlar. "Sizi yönetimin başında görmek istiyoruz" derler. Batı dışardan, kurtlar içerden çalışır, Osmanlı yıkılır ama o üç paşa da yönetimi ele geçiremeden batı kurşunlarıyla batının desteklediği Ermeni teröristler tarafından kurşunlanarak öldürülürler.
Mevlana bu konuda bir hikaye anlatır:
Padişah, kıza aşık. Kız kuyumcuya aşık, kuyumcu altına, kürke, saltanata, şehvete, şöhrete, servete aşık.
Padişah, kızın gönlünü kuyumcudan soğutmak için kuyumcuyu saraya çağırır. Hazineleri teslim eder. Kürkleri giydirir, aşık olduğu kızla kuyumcuyu evlendirir.
En tatlı şerbetleri kuyumcuya içirir. Kuyumcu zevk aleminde. Servet elinde, sevdiği yanında, her türlü yiyecek, içecek ve giyecekler önünde yaşamaya devam eder.
Ama o içtiği şerbetin içinde zehir var. Her geçen gün zayıflıyor, saçları dökülüyor. O zehirin etkisiyle erirken sevgilisinin sevgisi de eriyor ve sonunda kuyumcu ölüyor. Padişah, o kızla evleniyor.
Mevlana bu hikâyeyi Mesnevi nin birinci cildin 37 nci beyti ile 255 inci beyti arasında anlatır.
"Seni lider yaparız ama eski dostlarına yüz vermeyeceksin, konuşmayacaksın, görüşmeyeceksin, yakınlarına uğramayacaksın. Onları çağrıştıran bütün hatıraları bitpazarına bile uğratmayacaksın. Üzerinde eskiyi çağrıştıran şeyleri taşıyanlar olursa onları da uzaklaştıracaksın" diyerek sizi dostlarınızdan uzaklaştırırlar ve sonra makama, şehvete, şöhrete aşık kuyumcuyu altın hazinesinin içinde sevdiğinin koynunda erittikleri gibi eritip yok edebilirler.
Halkımıza mal olmuş bir çok kedi-fare hikâyeleri vardır. Gülşehri (ö.1317)inin "Felek-nâme" isimli eserinde(Kültür Bak. Yay. S,209) anlattığı bir hikâye vardır ki o hikâye de halka mal olmuştur.
Hint ülkesinde bir kedi, altın sarayında sevinç içinde, güler yüzle, fare deliğine kadar gelir ve "Bu gün doğum günüm. Bu delikten şu deliğe kadar şu kadar zamanda varırsan sana bir kilo peynir vereceğim" der.
Bu teklife, fare sıcak bakmaz. Kedi sebebini sorunca, Fare: "Mesafe küçük, ödül büyük, tehlike yok. Burada benim aklımın ermediği bir tuzak var" diye cevap verir.
Siz, ayda beş yüz liralık bir iş ararken birileri size "Gel, aylığın beş bin dolar. Sana bir Holding kuracağız. Seninle Avrupa yı dolaşacağız. Bana yoldaşlık yapacaksın. Beş yıldızlı otellerde kalacağız, masraflar da benden" diyorsa bin defa düşünün ve kabul etmeyin.
"Hocam böyle şey olmaz" demeyin. Holding adına toplanan paraları kendi şahsi hesabına yatırıp sorumluluğu o beş bin dolar maaşlı adama bırakıp kayıplara karışan insanlar olmuş.
Bir delikanlıya sordum "İşin nasıl "
"Kendi işyerimde maaşlı çalışıyorum" dedi.
"Nasıl olur bu " Dediğimde "Patronun çok borcu varmış, işyerini benim üzerime yaptı" diyor.
Bir gün patron kayıplara karışıyor, dükkan, telefon ve borçlar, bizim işçi patrona kalıyor.
Size teklif edilen siyasi görev, makam ve para, sizin aklınız, bilginiz, tecrübeniz, alın terinizle orantılı değilse sakın kabul etmeyin ve Rabbimizin şu ayetini hiç unutmayın: "İnsana ancak çalıştığının karşılığı vardır." (Necm süresi 39)