Şairleri mizaçlarından ayrı düşünmek pek mümkün olmasa gerek. Hatta kimi şairler baştan aşağı mizaç yani mizaç şairidirler. Şiirin sesi ve nefesi bu mizaca bağlıdır biraz da. Tanıdığım şairler içerisinde yazdıkları mizacına denk düşmeyenler de yok değil. Hatta bu şairlerin şiirleri mizaçlarına baskın bile durabilmekte. Mizacını şiirine kıvamınca yerleştirmiş şairlerin uzunca bir listesini çıkarmak mümkün. Lakin yazımızın hudutlarını aşacak böyle bir gayrete girecek değiliz. Onun yerine bir şairin okuyucuyla yeni buluşan Fotoğrafta Çirkin Çıkan kitabı üzerine mizaç bağlamında durmaya çalışalım. Şair Cengizhan Orakçı’dan bahsettiğimi dikkatli okur eminim anlamakta zorlanmamıştır. Ne de olsa bu ad (Fotoğrafta Çirkin Çıkan) bir bütünlük halinde dünyaya bakışın boy aynası gibi kitabın kapısına asılmıştır. Cengizhan Orakçı’nın bu kitabı diğer şiir kitaplarından farklı olarak tematik bakışı işaret ediyor. Şair “aynada iskeletini görmeye kadar varan kaç kişi var şunun şurasında” (İsmet Özel) diye seslenen şairin sorusuna karşın cesaretini fotoğraflarla ortaya koymaya çalışıyor. Fotoğraflar da insanın geriye dönük aynası gibidir. Hiç kimse aynada bir ilerisini göremez. Herkesin aynada gördüğü yaşananın bir gerisidir ki nihai nokta kimsenin yüzleşmeyi göze alamadığı cesaretidir. Dolayısı ile herkes fotoğrafta çirkindir; zira üzerinden zaman geçmiştir.
Kimse kendisini koyduğu yerde bulamaz fotoğraflarda. Sanki nostalji, gurbet ve hüzün ortak bir fotoğrafta bir araya gelmiş gibidirler. Fotoğrafta Çirkin Çıkan kitabındaki şiirleri okumaya geçmeden evvel 2004’te ölen Amerikalı deneme ve roman yazarı Susan Sontag’ın şu uyarısını okumadan geçmeyin: “Bir fotoğraf çekmek, başka bir insanın (ya da şeyin, durumun vb.) ölümlülüğüne, incinebilirliğine ve dönüşebilir haline dâhil olmaktır. Söz konusu ânı dilimleyerek donduran bütün fotoğraflar, zamanın amansız eriyişinin tanığıdırlar.” Şiir albümü sırasıyla Işık İzleri, Fotoğrafçılık Dersleri, Toplu Fotoğraf, Portreler ve Aslında Hepsi Hayal olmak üzere beş bölümden oluşuyor. Geçip gidenin ardından dünyanın bütün hallerinden süzülmüş bir bakış neler söylemez ki insana? Şiir her kâğıda dökülüşünde şairinin aynısıdır. Şu mısra bu ünsiyeti nasıl da belli ediyor: “Son fotoğraf sayabilirsin ilkini.”
Bir şairin mizacını şiirin neresinde aramak lazımdır? Cengizhan Orakçı’nın fotoğraf şiirlerini okurken hep bunun cevabını aradım ve buldum: Bir şairin mizacını onun yazdıklarından çok yazmadıklarında aramak lazımdır. Sözgelimi şu dizelerde de ne kadar çok yazılmamış dünyalar var: “Değişmeyen bir şey olmalı hepimizde”, “Aile albümü saklı tarih / Bekler sayfalarda”, “Evin bir fotoğrafı saklanmalı cepte / Evsizlik günleri için”, “Babam bana bakmış mıydı hiç”, “Fotoğraflar ömrümüzün kumları / Bir rüzgâr gelip bulduğunda savuracak.”, “Bütün fotoğraflar ayrılıktır/ Çok net çekilse de”, “Selam olsun sonraya”, “Bana bakın ayrılığı çekiyorum / Çektim.”, “Ölüme bakan herkes cesurdur biraz”, “Kanatlanmak sonsuzluğa / Başka poz yok”, “Korkuyorum albümleri açmaya”, “Hiç fotoğrafı yok en güzel gününden”… Şairin selfi çekenlere de bir çift sözü var: “Selvi misali hep yüksekten bakanlar / Görmezler hiç toprağı”.
Siyah beyaz eski bir fotoğrafı zaman tünelinden geçerek baştan sona dolaşmak büyük cesaret ister. Aynada iskeletini görmeye benzer bir cesaret. Orakçı’nın, “Ölüme bakan herkes cesurdur biraz” dizesiyle benim yıllar önce yazdığım, “Sizi bilmem, çünkü siz ölmüştünüz fotoğrafta” dizesi sanki bir tenhada diz dize oturuyormuş gibi akraba. Hayata, insana, zamana ve dünyanın bin bir türlü haline bir fotoğraf albümünden bakmak nasıl değerlendirilir bilmem, ama neresinden baksak edebiyatımız için özgün bir şey. Biraz uzaktan baktığımızda görürüz ki dünya gerçekten bir resim sergisidir. Ne varsa bu resimlerde var. Yaşarken başka, yaşlanırken başka.
Fotoğraf hepimizin eğilirken yere düşen güzelliğidir. Hüzün ve geçen zamanın mesafe aralığı güzelliğimizi yele verip dört bir yana savuruyor. Cengizhan Orakçı dünyanın penceresinden dışarıyı seyreder gibi şiirden fotoğrafa ve fotoğraftan şiire yansıyan kırılgan zamanı gergef gergef işleyerek ölümsüzleştirmeye çalışıyor. Şiirindeki ses de söz gibi sonsuzluğun dilini çoktan sökmüş bile. O halde kulak verelim şaire:
“Fotoğrafa aldanmayın a dostlar/ Ben aslında güzelim/ Ama nedense çirkin çıkıyor bütün pozlarım/O çok güzel poz verenler var ya/Hep fotoğraf hilesi onlarınki/Biraz da makyaj/Yoksa onlar da benim gibi”.
(Fotoğrafta Çirkin Çıkan-Cengizhan Orakçı-Ötüken Yayınları)