Soma’da yaşanan maden faciası sonrası halk, ister istemez sorumlulardan bir açıklama bekledi. Bu sorumluların siyasi iktidar temsilcileri ve madeni işleten şirket yöneticileri olmasından doğal bir durum da olamazdı elbette. Birkaç hafta önce Güney Kore’de batan bir feribot sebebiyle şirket yöneticileriyle ilgili davalar açılmış, yetmezmiş gibi ülkenin başbakanı da özür dilemişti hatırlanırsa.

Ancak, artık Türkiye’de hiçbir şeyi sıhhatli olarak konuşmak ve tartışmak mümkün olmadığından ve toplumun bir kesimi hemen her şeyi iktidar partisi ekseninde ele aldıklarından, toplumun bu “sorumluların hesap vermesi” arzusu bile “siyaset yapmak” gibi bir garabetle nitelendirildi. Türkiye dışında siyasi iktidarın hiçbir şeyden sorumlu olmadığı bir ülke muhakkak ki dünya üzerinde yoktur, bu tartışmalardan bunu anlamış olduk.

Siyasi iktidara yakın medyanın, o bildik insafsız ve maksatlı yayınları, elbette ki gerçeği aramak ve halkın önüne koymaya değil, siyasi iktidarı “aklamaya” yönelik oldu. Sadece maden sahibinin hedef tahtasına oturtulmasını müşahade ederken, ona göz yumanlara zerre değinilmemesi tabi ki şaşırtmadı. Halbuki, sürekli olarak tavrını emek ve çalışan yerine patrondan, işverenden, kapitalistten yana koyan siyasi iktidar, bu duruma zemin hazırlamıştı diyebilselerdi keşke.

Halk, ihmali olan devlet yöneticileri ve maden sahiplerini merak ederken, iktidara yakın bir gazete akıllara zarar bir haber yaptı. İlk günden beri neredeyse tüm medyanın kıyasıya eleştirdiği ve hükümetle bağlantılarını merak ettiği maden ocağı sahibinin hiç eleştirilmediğini iddia etti ve sanki icraat makamıymış gibi medyaya yüklendi. Maden sahibi için “10 yılda kömür kralı oldu” başlığını kullanan gazetenin, 2005’ten sonrasını kast ettiği bu sürede kimin iktidarda olduğu ve “patron”un kimin sayesinde “kömür kralı” olduğuna değinmemesi ise rezalete resmen tüy dikti.

Hükümetin dağıttığı kömürleri ürettiği söylenen ve AKP mitinglerine işçilerini zorla gönderen maden sahibini “güya” eleştirirken siyasi iktidarı zerre “göremeyen” bu gazeteye aslında bir “kıyak” ve hatırlatma yapmak lazım. İktidarın klasikleşen “Cehape zihniyeti” ifadesini de başlığa monte edip, mesela “CHP’nin muhalefette olduğu 10 yılda kömür kralı oldu” yazsalardı, tadından yenmezdi.

Durumun trajedisi, her şeye kendini kapatan zihinler ve körleşen vicdanlarla sınırlı kalmadı maalesef. Bu hiçbir olumsuzluğu “siyasi iktidara laf gelmesin” diye “göremeyen” kesim, “devlet ciddiyeti” ve “tavrının” yerle yeksan olduğu manzaraları ayıplayamadı bile. Başbakanlık Müşaviri bir şahsın bir vatandaşı, (Nepal basınında bile manşetleri süsledi) büyük bir nefretle tekmelemesini garip karşılamayanlar, Başbakanın vatandaşa yumruk atmasını da göremediler bir türlü. Burada, devlet ciddiyeti denen olgunun ölümüne şahit olurken, akılları hala “siyasi iktidara laf gelmesin”e takılıydı maalesef. Halbuki, en asgari insanlık erdemlerine bile sahip çıkacak bir İslami hassasiyet gösterilmesi ve bu tekmeli, yumruklu hadiselerin tasvip edilmediğine dair tepki gösterilmesi beklenirdi.

Meselenin bir diğer boyutunda ise felaketin sebebine dair muğlaklık var. İşletmeci şirket, kavga gibi geçen ve bir iletişim fiyaskosu olan basın toplantısında “hiçbir ihmalimiz yok” diyerek meseleyi başka bir noktaya taşıdı. Halbuki, Cumhurbaşkanı’nın 2011 yılında görevlendirdiği Devlet Denetleme Kurulu’nun Zonguldak ve Soma’daki madenlerle ilgili raporlarından söz edilmekteydi. Üstüne üstlük, bu rapor bilinirken, muhalefetin çok yakın bir tarihte “Soma özelinde” verdiği soru önergesinin iktidar partisince reddi de, ağır bir ihmal zincirini ortaya koyuyor.

Buna, Türkiye’nin özelleştirmeler sonucunda hızla artan iş kazaları istatistikleri (ki iş kazalarından ölümlere, yani can kayıplarına istatistik demek ayıp aslında) perspektifinden bakınca da ihmalin ve tedbirsizliğin kol gezdiği görülüyor. Maden ocağı sahibinin “mevzuatta yaşam odası zorunluluğu yok” ifadesi ve yaşam odalarını zorunlu kılan ILO sözleşmesine dünyada imza atmayan 3 ülkeden biri olmamız, idarecilerimizin her zamanki gibi emekten değil de işverenden yana olduğunun delilidir. İstediğiniz kadar ihmal yok, takdir-i ilahi (amenna ama tedbir diye de bir şey var), fıtratında var deyin artık. İnsan canına önem vermeme, emekten değil de sermayeden yana olma, ihmal, tedbirsizlik idarecilerin fıtratında var demek.