Bir iş görüşmesine gittiğinizi ve iş adamı arkadaşınızın selâmlaşma dan sonraki ilk sözünün "Az önce MALİYECİLER buradaydı! Bu konuyu mutlaka yazmalısın!.." cümlesini sarf ettiğini düşünün Oysa, arkadaşımın Maliye ile hiçbir sorunu olamazdı, çünkü her şeyi gayet düzgündür. Ama bu baskın gibi ziyaretten psikolojik olarak rahatsız olmuştu. Bir müddetten beri, daha doğrusu uygulamanın başladığı 19 Ekim den itibaren, böyle bir sözü nerede işiteceğimi bekleyip duruyordum. Nihayet beklediğim başıma geldi. İş adamı arkadaşıma gösterdiğim ilk tepkim; "DÜNYA ekonomi gazetesi konuyu gündemine almış mı " oldu. O iş yerinde o gazetenin olduğunu biliyordum; abone olunmasını ben tavsiye etmiştim.  "Evet!" cevabını alınca, derhal gazeteyi bulup baktım ve konunun birinci sayfa manşetinde olduğunu gördüm:

"19 Ekim de başlayan uygulama ile kurunun yanında yaş da yanıyor Firmalarda Maliye kâbusu"

Konunun devamı olarak iç sayfadaki haber başlığı daha da iç karartıcı:

"Bakanlık, 130 bin vergi borçlusunun banka hesaplarına ihtiyati haciz koydu Firmalar, Maliye nin HACİZ kıskacında"

Yine birinci sayfada, haberin hemen kenarında, gazetenin baş yazarı Osman S. Arolat ın konu ile ilgili yorumunun başlığı yapılanlara cuk diye oturmuş:

"Kümesteki kazlar kesilmemeli "

"Altın yumurtlayan tavuk kesilir mi " diye sorsam, her birinizin vereceği cevabı gayet iyi biliyorum: "Elbette hayır!" Ama birileri öyle yapmıyor, aksine altın yumurtlayan tavukları veya kümesteki kazları -hiç düşünmeden ve de hiç acımadan- kesiyor!..

Neden kesiyor, neler oluyor, neye istinaden bunlar yapılıyor .. 

Osman S. Arolat durumu şöyle özetlemiş: Vergi mükellefi firmalar, kayıp kaçağın çok yoğun olduğu ülkemizde kümesteki kazlar gibidir. Her yıl vergi dairelerine, kazançlarıyla ilgili vergi beyannameleri verirler. Maliye Bakanlığı beyanname verip vergi borçlarını kabul etmiş firmalardan zamanında ödeme yapmayıp aksatanların banka hesaplarına el koymaya başlamış. Bunun sonucunda firmaların çekleri geri dönmeye, arkaları yazılmaya, banka kredileri konusunda zora düşmeler yaşanmaya başlanmış. (Bunun ne büyük bir kâbus veya felâket olduğunu iş dünyası çok iyi bilir.) Kümesteki kazların kesilmesi görüntüsü veren bu uygulama çok ciddi tepkilere yol açıyor.

İş dünyasının bazı kuruluşlarından feryat figan duyumlar alıyoruz: "Maliye Bakanlığı vergi borçlarımıza karşı firmamızın banka hesaplarına el koydu. Çok zor durumda kaldık. Çeklerimizin arkası yazıldı. Bankalar bu nedenle kredilerimizi geri çağırıyor." Bu olayı binlerce firmanın yaşadığı belirtiliyor. Sadece Sakarya Vergi Dairesi nde 328 mükellefin banka hesaplarına haciz konulup 450 bin YTL tahsilat yapıldığı bizzat Sakarya Vergi Dairesi Başkanı Recep Alp tarafından Anadolu Ajansı muhabirine açıklanıyor

ATO Başkanı Sinan Aygün, bu uygulamanın başka sonuçları da olduğunu ve olacağını belirterek, "Maliye bu parayı almakla kalmayıp zincirleme borç yüküne de neden oluyor. Bunun asıl kokusunu bugün değil 8-10 gün sonra göreceğiz. Çeklerin arkalarının yazılmasında patlama yaşanıyor.

Merkez Bankası ödeme yapılamadığı için arkası yazılı çekleri her ay kamuoyuna bildiriyor. Ekim ayının 19 undan sonra yazılı çekler patlayacak. Maliye dengeyi bozdu. Çeklerinin arkası yazılan firmaların sicili bozuluyor. Firmanın kredi kullanma şansı kalmıyor. BDDK bankalara çekleri yazılanlara kredi vermeyin diyor. Değil kredi, kredi kartı bile vermiyorlar " diyor ve durumun vahametini özetliyor.

Sahi, yeri gelmişken -bulunduğum bir iş toplantısında koro hâlinde sorulan soruyu- bu vesileyle ben de sorayım: "ATO Başkanı Sinan Aygün bu gibi meselelerde iş çevrelerinin ve mükelleflerin dertlerini çok geniş boyutlarıyla dile getirirken; İTO Başkanı Murat Yalçıntaş neden hep suskun kalır !. Başkan olarak İstanbul Ticaret Odası üyesi yüzbinlerce üyenin durumuna ve duygularına en azından neden tercüman olmaz !. Üretilen çözümlere neden kulak vermez !."