Mevcut gidişata dur deme zorunluluğu, yapılan sömürüye ortak

tepki koyabilme kültürü ve metotlarını geliştirmeye bağlıdır. Bu tedbirleri

almak için kardeşlik bilincini geliştirecek bir irade oluşturması elzemdir. Bu

gerçeklerle yüzleşirken İslam İşbirliği Konferansı ndan İstanbul merkezli bir

İİT Polis İşbirliği ve Koordinasyon Merkezi kurulması önerisinin kabul

görmesi bir ufuksuzluk göstergesidir. İşbirliği bekleyen İslam ülkeleri için

çılgın projeler ortaya koyamamak ise umudun ertelenmesidir.

Her Müslümanın, hakkı üstün tutma ve adaleti tesis etme

sorumluluğu taşıması gerekirken bu ufuksuzluk ve umutsuzluk faydasız

işbirliklerinden Allah a sığınmayı gerekli kılmaktadır. Çünkü ufuk ve umut dolu

bir ümmetin potansiyelinin küçümsenmesi, sorun çözme kabiliyeti ve heyecanını

küçültüyor. Üstelik adaletin lafta, kalkınmanın rakamda kaldığı bir ortamda

yaşanabilir bir dünya herkesin ortak umudu iken İnsanlık, bugün her

zamankinden daha fazla huzur, saadet ve barış içerisinde yaşayabileceği bir

dünya özlemi içerisindeyse bu özlem, tarih şuuru ile sorumluluğu kuşanmayı ve

geleceğe hazırlanmayı beraberinde getiriyor.

Her sorumluluk aksiyonu gerekli kılar. Bu aksiyon,

medeniyetlerin tarihi seyrini kavrayarak geleceğe hazırlanmaktır. Ulusçuluk

cereyanı ile 1. Dünya savaşı sonrası Osmanlı sancağı altında yaşayan Balkanlar,

Afrika, Ortadoğu ve Kafkasya toplumlarının nasıl sömürge haline getirildiğini

izah etmeden, kuvveti üstün tutanların kendi aralarında 2. Dünya savaşını

yapmasını da anlayamayız. Soğuk savaş dönemi denilen sürecin, kültürel işgal

olarak nasıl uygulandığını, sonrasında küreselleşme ile nasıl derinleştiğini

de Müslümanlar olarak hakikatle aramızdaki ara o kadar çok yara açıldı ki;

yaraları sarmak için araları düzeltmek gerekiyor. Emperyalizmin kontrolü altına

girmesiyle dünya, beklediği, özlediği huzur ve barışa kavuşmak şöyle dursun tam

tersine adım adım bir felakete doğru sürükleniyor.

Kendisiyle savaşan bir düşünceden saadet gelmeyeceğini gören

ufuk sahibi herkes, kimsenin kayırılmadığı bir çizgiye koşmak istiyor. Çünkü

insanlar referanslarıyla değil, performanslarıyla yükselmenin önemini gördü.

Yanlışa yanlış diyen herkes, haksız kazancın olmadığı bir ortam istiyor. Çünkü

haksız kazançları değil, maddi ve manevi kalkınmayı sağlayan politikaların

faydalı olduğu anlaşıldı. Yanlışlarından ders çıkaran herkes, borcu olmayan bir

hayat istiyor. Çünkü iş bulma ve iyi bir meslek sahibi olma endişesi

taşıyanların değil, üretim seferberliği ile geleceğe güvenle bakılan bir

ülkenin evladı olmanın güzelliği algılandı.

Tarihi tecrübemizden hareketle, yaşanan olaylarının

teşhisini doğru yapmak ve doğru tedavi yöntemleri bulmalıyız. Çünkü İslam

dünyasının, görkemli, şatafatlı zirvelere, süslü laflara, ağdalı bildirilere

değil, şahsiyetli bir duruşa, kararlı bir tutuma ihtiyacı var! Bu ufku ve umudu

sergileyecek işbirliklerin peşinde koşmak, Müslüman ülkeler arasında çılgın

işbirliği projeleri hazırlamak elbette aidat toplama hedefi olanların kârı

değildir! O halde, savrularak işbirlikçilik in değil, şahsiyetli bir duruşla

işbirliği nin lokomotifi olmalıyız.