Medya dünyasında, son zamanlarda gördüklerim, okuduklarım, sokakta yaşananlar, toplumdaki gerilimler faşizan anlamda birer cinnete dönüşmüş durumda. Aynı cenahta yer alanların bile aralarındaki husumetleri, öfkeleri, birbirlerini çekememezlikleri, şiddet boyutuna vardı. İnsanların tahammülsüzlükleri fikirsizliklerinden ve yetersizliklerinden kaynaklanmakta.

Yeryüzünde yaşayan her insan birbirini anlamak ve dinlemek durumunda. Tahammülsüzlerle kavgaya tutuşmak da tahammülsüzlüktür. Kavga nefret ve öfkeyi getirir.

Türkiye de aydınların, özellikle batıcı aydınların bu toplumda millette karşılık bulamayışları onları gerginleştiriyor. Bu, giderek hırçınlaşmalarına neden oluyor. Oysa onlara ayak uyduranlar da onlardan farklı değildirler.

Müslüman bir milletiz. Irklarımız, kabilelerimiz ayrı da olsa aynı milletiz. Biz birbirimize bağlayan özlerimiz bulunuyor. Bu topraklarda yaşayan nice sosyalistin, komünistin ve hatta ateistin özünde İslâmi unsurlar bulunmakta. En uçta görünen biri ile bile buluşulabilen ortak bir nokta bulunur. Bunlar bir arada olmamızı zorunlu kılıyor.

İnsan olarak sorumluluklarımız var. Biz ne kimsenin cenneti, ne de cehennemiyiz. Bize düşen sorumluluklarımız bulunuyor. Bunları hakkiyle yaşar ve yerine getirirsek sadece kendimize değil insanlığa da büyük yararlıklarımız olacak. Efendimize öfkeyle gelenler rahmet ve sevgiyle döndüler. Kurtuluşa erdiler. Türkiye de nefreti ve düşmanlıkları arttıranların en büyük zararı Müslümanlara dokunuyor.

Düşmanın bağından geçen mü minler onların bağlarını talan etme hak ve yetkisine sahip değiller. Düşmanın topraklarından geçen mü minler onlara korku ve nefret sağlayacak bir davranışta bulunamazlar. Mü minler zorunlu olarak yapmakta oldukları savaşları şehirlerin, insanların yaşadıkları alanların dışına atmışlardır. Mazlumlar, mağdurlar ve sakinlere tedirginlik verecek her tür davranıştan uzak durulmalı.

Dilimiz, yani kalemimiz, yani hallerimiz bizi ifade eder. Biz edeben ve ruhen Müslüman isek, Efendimizin ruhundan, onun ümmetinden isek o yolda olmamız gerekir. Onun halleri, davranışları, üslubu, ifadesi nasılsa ve neyi gerektiriyorsa öyle olunmalı.

Peygamberlerin yoluna ve ruhuna karşı dikilen firavunyen yani faşizan ruh kendisini ancak öfkeyle ve kinle ayakta tutar. Öfkesi ve kini olmasa kendisine yer edinemez. Müslüman ın yaşama biçimi ve üslubu karşı taraf için bir tehlikedir. Karşı tarafı taraf olmaya iten Müslümanlar değillerdir. Onlar taraflarını kendileri oluşturuyorlar. Tarafların suyunda gitmek ise Müslümanlara yapılan en büyük kötülük.

İnsanlığa karşı yapılacak her türlü zulme, Mümin olan, inanan karşı koyar, koymak zorunda da. Bu bir sorumluluk. İslâm ın gücü ruhundan gelmekte.

Güçlü fikirler ve düşünceler Firavunyen, yani faşizan kesimleri tedirgin eder.

Bundandır ki, Müslümanların zihinlerini bulandıran, onları dünyevileştiren, nefret dolu hale getiren her duygu ve davranış da bir saldırı yöntemidir. Bunlardan korunulmalı. İslâm nefret dini olmadığı gibi, insanları pespayeleştirecek veya sıradanlaştıracakların dini de değil. Çünkü Efendimize ait öyle önemli vurgular bulunmakta ki, bunlar insanlığın dönüm noktalarıdır. "İki günü eşit olan ziyandadır" kutlu ifadesi zaten temeldir. Bu temel üzerine kurulu olan bir yapı büyük bir gelecek kurar, kurdu da. Sıradanlığın ötelenmesidir bu.

Müslüman ruhunun aydınlığında güzeldir.

Müslüman kişiliğinin anıtında erdemlidir.

Müslüman kendi olmayı bildiği zaman iyi bir Müslüman dır.

Başkalarının oyununa gelemeyecek kadar dikkatli, basitliğe düşmeyecek kadar sezgili, kirliliğe bulaşmayacak kadar pak, fırsatçıların tuzağına düşmeyecek kadar uyanık ve zeki, sıradanlığa düşmeyecek kadar azimli ve hamlelidir. Sahihtir, mütevazıdır, erdemlidir, sıcaktır, içtendir, ön yargısızıdır. Müslüman a düşen Müslüman ca yaşamayı bilmektir.