Bir grup insan, Konfüçyüs’e gelir ve “Bu ülkenin en iyi hekimi kimdir?” diye sorarlar. Konfüçyüs;
- “Şu karşıda gördüğünüz tepede oturan bir hekim var. O hekim, öncelikle kendisine gelen hastaları adamakıllı muayene eder, tahliller yapar ve dikkatli bir şekilde bir teşhis eder. Daha sonra, teşhisine uygun tedavi yöntemlerini tespit eder. En son olarak da doğru bir şekilde uygulayarak, hastasını sağlığına kavuşturur” der. İnsanlar, bu sözler üzerine;
- “Yaa! Bu ülkenin en iyi hekimi o mu?” derler.
- “Hayır” der, Konfüçyüs. “En iyi hekim doğru teşhis, doğru çözümler ve doğru uygulama yapan değildir.
- “Öyleyse, kimdir en iyi hekim?” diye sorar insanlar.
- “Şu tepenin arkasındaki tepede oturan bir hekim var. Hasta olacak insanı önceden anlar ve gerekli tedbirleri alır.” Der Konfüçyüs.
- “Yaa!” der insanlar, “en iyi hekim o öyleyse?”
- “Hayır” der, Konfüçyüs.
“En büyük hekim hastalanacak olanı görür görmez anlayan ve tedbir alan değildir.”
- “Öyleyse, ülkenin en iyi hekimi kimdir?” diye tekrar sorarlar.
- “Daha uzak tepede oturan bir başka hekim var. O hekim insanlara hasta olmamayı öğretir.” der Konfüçyüs.
- “Yaa!” der insanlar, “en iyi hekim o öyleyse”
- “Evet” der, Konfüçyüs. “En büyük hekim insanlara hasta olmamayı öğretendir.”
Şimdi, bu hikaye nereden çıktı, diye soranlar olabilir.
Hemen cevaplayalım:
Dâhili ve harici birçok gelişme yaşanıyor. Bizler de; nerede olursak olalım, bütün bir dava mensupları olarak, elimizden geldiğince ve dilimizin döndüğünce gelişen olaylara izahat getirmeye çalışıyoruz. Maalesef ve maatteessüf bu anlattıklarımızın tesir bakımından bir karşılığı olmuyor, bunu görmüyor değiliz. En azından bugün için böyle olduğunun farkındayız.
Bizler de; vakti değildir herhalde, gene anlaşılamadı diyerek var gücümüzle vazifeye, yani, anlatma işine devam ediyoruz. İşte bizimki de bu kabil bir şey. Belki, bir parça yöntem değiştirerek anlatabiliriz, diye bu şekilde konuya girdik.
Öyle ya; Hekim var, hekim var. Ve de görülüyor ki, teşhis veya tedavi de öncelikli mesele değilmiş. Aslolan insanlara hasta olmamayı öğretmekmiş. İnsanoğlu hasta olmaya görsün. Hele bir de ameliyata girdi mi, Allah göstermesin yarım adam olup çıkar. Bu, ameliyatı küçümsediğimiz veya gereğini inkâr ettiğimiz anlamına gelmez tabi. Ama işi o safhaya getirmemek çok önemli.
Hele hele; hastalığı yok saymak, hatta hastalığı sağlıkmış gibi göstermek akılla izah edilebilir bir şey değildir. Allah’tan, günümüzde bilgiye ulaşmak çok kolay. Hemen girersiniz internete, aradığınız bilgi gelir önünüze. Mesela, geçmişte çok zor olurdu bunlar. Ama o zaman da insanları ikna etmek kolaydı. Demek ki, eskiden zihinler bu kadar kirlenmemişti. O zamanlar zihinler daha berraktı.
Mazeretlere sığınacak değiliz. Allah bir çıkış yolu gösterecektir. Yeter ki biz doğru istikametten ayrılmayalım. Gün gelir kakofoni sona erer. Berrak zihinlere hitap etmek ve anlaşılmak kolaylaşır.
Son olarak şunu söyleyebiliriz:
Hiçbir millet sonsuza kadar aldatılamaz. Yeter ki biz sabitkadem olalım, doğru istikametten ayrılmayalım. İnanıyoruz ki milletimiz farkı fark edecektir.