Sürekli bir şeyler istemek, arzuların esiri olmak, bitmek bilmeyen eğlencelerden, boşa geçirilen zamanlardan kendini kurtaramamak zor da olsa aciz insanların işidir. Düzgün bir insan her istediğini yapan, aklına gelenin peşinden giden değildir. İrade sahibi bir insan olmak, hayatını bir disiplin içerisinde sürdürmek en azından evlatlarımızı yetiştirmek adına mutlaka başarmamız gereken birkaç özelliktir. Anne-babalar evlatlarında görmek istedikleri şeyleri önce kendileri en güzel şekilde uygulamak zorundalar. Yoksa kuru laflarla bırakın çocuk yetiştirmeyi soğan bile yetiştirilmez.

Daha ilkokul çağındaki çocukların isteklerinin peşinde esir olan anne-babalar yarın nasıl bir gelecek hayal ediyor acaba? Sırf çocukları istemiyor diye apaçık doğruların uygulanmadığı bir dönem zararla sonuçlanacak bir dönemdir. Bir çocuk lise bitene kadar anne babası, öğretmeni ne diyorsa yapmak zorundadır. Anne-babaların, öğretmenlerin hayat tecrübesine ve faydalı bilgiye sahip olduklarını, onların tek arzusunun evlatlarımızı en iyi şekilde yetiştirmek olduğunu, eğer bir şey talep ediyor ya da söylüyorlarsa bunun mutlaka kendilerinin iyiliği için olduğunu çocuklarımız bilmek zorundadır. Ayrıca ancak bugün doğru olanı yapan anne babaların evlatları yarın onlara dua edecektir. Yoksa bir çocuğun istek ve arzularının peşinden sürüklenen sırf onlar böyle istiyor diye yapan anne babalar yarın ancak pişmanlık yaşayacakları gibi evlatları da onlardan memnun olmayacaklardır.

5. sınıftan itibaren çocukların tatillerde mutlaka uygun işlerde kısa süreli de olsa çalışması gerektiğini her ortamda söylüyorum. Evet, bu durum bugün çocuklarımızın hoşuna gitmeyebilir ama yetişkin olduklarında sizlere gece-gündüz dua edeceklerdir. Hayatın zor sokaklarına girdiklerinde, artık kendi ayakları üzerinde durmaya başladıklarında edindikleri tecrübelerin ne kadar faydalı olduğunu gördüklerinde, “Valla zamanında tatilde çalıştırıyor diye babama çok kızardım ama Allah razı olsun iyi ki çalıştırmış” dediklerine şahitlik edeceksiniz. Bu durum ailenin maddi imkânları ile alakalı bir durum değildir. Yani bu yaklaşımdan maksat maddi gelir değil tamamen hayata hazırlıktır. Evlatlarımızın tatillerde çalışması okullardaki STEM (Science, Technology, Engineering, Mathematics) çalışmalarının kralı anlamına gelmektedir.
Çocuklarını hayata hazırlamak isteyen veliler çocuklarını yaşamın içine temkinli bir şekilde atmak zorundadır. Evlerde, ekran ve oyunların başında süs bitkisi gibi çocuk yetiştirip sonra “bu nasıl oldu böyle yaa” demenin hiçbir anlamı yoktur. Kötülüklerle karşılaşmadan, çarşıya pazara çıkmadan, zorluk görmeden, bağışıklık sistemi güçlenmez. Çocuklarımıza bazı görev ve sorumluluklar vermeliyiz, onlara güvenmeli ve güvendiğimizi hissettirmeliyiz. Onların da özgüvenlerinin gelişmesi için olması gereken budur. Bugün 40 yaşına geldiği halde babasına sormadan bir işin ucundan tutamayan insanların çektikleri ızdırabı kimse bilemez.

Son yıllarda en çok yapılan yanlışlardan biri de her çocuğun mutlaka bir üniversite okuması düşüncesidir. Her çocuk üniversite okumak zorunda değildir. Her çocuk zaten üniversite okuyamaz. Zaten her çocuk üniversite okumak da istememektedir. Artık bu gerçeğin görülmesi lazım. Esnaf olacak, ticari zekâya sahip bir gence ne diye 4 yıl kaybettiriyoruz? Sanayide çalışacak, terzi, berber, pazarcı, mobilyacı olacak yetenekte çocukların ne diye yıllarını boşa harcıyoruz? Hatta onları illa üniversite okuyacak diye farklı şehirlere göndermek sureti ile ne diye tehlikeye atıyoruz? Gittikleri illerde kötü arkadaşlar edinip, kötü alışkanlıklar kazanarak heba olan evlatlarımızı niçin görmüyoruz?

Çocuklarımızı hayata hazırlamak popüler yaklaşımlarla değil bilinçli adımlarla mümkündür. Evlatlarımızın özelliklerini erken yaşlarda keşfetmeli, olması gereken meslek grubuna zamanında yönlendirmeli, kendi yeteneklerine uygun okullara göndererek desteklemeliyiz. Her adımı bilinçli atmazsak sonuç hüsran olur.