Geçtiğimiz günlerde Saadet Partisi Genel Başkanı Mahmut Arıkan, “Eşine çiçek almayan, Millî Görüşçü olamaz” ifadelerinde bulunmuştu. Bu sözler, kamuoyunda çok yankı buldu. Öyle ki pek çok yoruma neden oldu. Nasıl olurdu da dindar olarak bilinen bir partinin genel başkanı böyle bir cümle kurabilirdi. Yoksa bu, bir değişim rüzgârının işareti miydi?

Maalesef bu tarz imalarda bulunuldu. Çünkü inançlı insanlar yobaz, kaba saba, eşine çiçek alma gibi ince ruhlu işlerden anlamayan insanlar olarak görülüyorlar. Zira bu topraklarda fikirler ve kimlikler tanınmıyor. Zihinlerde tezahür edeni, önyargıları gerçek sanıyorlar.

Zaman zaman Müslümanlar olarak bizler de kendi kimliklerimize yabancılaşıyor, sahip olmamız gereken hasletleri kendimize yakıştıramıyoruz. Bu, bir mağlubiyet psikolojisinin yansıması olmakla birlikte kendi tarihimizi, kendi inancımızı yeteri kadar tanımıyor oluşumuzla ilgili.

Biraz zihinlerimizi tazeleyelim istiyorum… 

Takvimler 1980 yılını göstermekte… 12 Eylül yargılanmaları nedeniyle Millî Selamet Partisi Genel Başkanı Necmettin Erbakan ve dava arkadaşları, tutukluluk günleri geçirmekteler… Kaldıkları koğuşun adı Selamet Koğuşu olarak anılıyor. İçinde bulundukları her anı Allah rızası üzere geçirmeye niyet etmiş bu insanlar, cezaevini de medrese-i yusufiyeye çeviriyorlar. Dersler yapılıyor, zikirler çekiliyor…

Selamet koğuşuna dair bu hatıratları elbette pek çoğumuz ayrıntıları ile biliyoruz ancak Millî Görüş’ün kurucusu Erbakan Hocamız’ın, 12 Eylül yargılanmalarından dolayı cezaevinde bulunduğu her perşembe günü eşi Nermin annemize bir gül gönderdiğini biliyor muyuz?

Dahası…

Dava arkadaşı Recai Kutan Beyefendi ise tutuklu bulunduğu bu günlerde eşi Mebrure Hanım’a mektuplar yazarak dışarıda metanetli olmasını tembihliyordu.

Yine davamızın öncülerinden Oğuzhan Asiltürk Beyefendi ise 12 Eylül yargılanmalarından beraat ettikten sonraki günlerde evde çocuklarıyla vakit geçiriyor, mutfağa girerek şekerpare ve makarna salatası yapıyordu. Bunun gibi pek çok hatırat, pek çok örnek sayabiliriz. Millî Görüş öncülerinin toplantılarda kendilerine takdim edilen çiçekleri eşlerine göndertmeleri de bu örneklere ilave edilmeli.

Tüm bu hatıratları göz önüne alınca Mahmut başkanımızın “Eşlerinize çiçek alın” sözlerine şaşırılması, dahası bunu bir değişim rüzgârı olarak okunmasına hayret ettim doğrusu. Millî Görüş öncülerini yakından tanıyanlar, kodlara aşina olanlar, bu sözlerin bir değişimin değil köklerden gelen bir kodun dile gelişi olduğunu idrak edeceklerdir.

Bir kez daha anlıyoruz ki; bu topraklarda Millî Görüş yeterince idrak edilememiştir. Millî Görüş’ün hakkı üstün tutmak için idareye talip olması, onun genellikle salt siyasi hareketten ibaret sanılmasına neden oluyor. Hâlbuki Millî Görüş, yüzyıllardır süren bir geleneği, bir hayat nizamını yaşama gayesidir. Bu hayat nizamı aileye, kadına, insana adaletle yaklaşmayı, sevgiyi, merhameti öğütlüyor.

Dipnot: 28 Aralık’ta Millî Gazetemiz adına Saadet Partisi Kadın Kolları’nın il başkanları toplantısına katıldım. Toplantıya iştirak eden Mahmut Arıkan başkanımız, hanım başkanlarımıza, “Eşlerinize çiçek aldınız mı?” diye sorunca salonda kısa bir şaşkınlık oluştu. Mahmut başkanımız, latife ile devam etti; “Sözlerimiz yanlış anlaşılmış, bizim beyler çiçek beklemiş” dedi. Eh hayat müşterek değil mi hanımlar?