Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın etrafında çok farklı düşünceler taşıyan insanlar var. Kimi Erdoğan’ı akıl almaz bir biçimde yüceltiyor.
Cumhurbaşkanı Erdoğan sanki “siyasi lider” değilmiş de bir “tarikat önderiymiş” gibi onda “olağanüstü haller” olduğuna inanan ve her fırsatta bunu dile getirenler var. Hatta kendisini halifeliğe yakıştıranlar bulunuyor.
Evet, içlerinden kimi Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bir dünya lideri olduğuna inanıyor ve sadece Türkiye’yi değil, dünyayı da idare ettiğini söylüyor. Kimileri de bırakın dirisini, ölüsünün bile öteki liderlere fark atacağını iddia ediyor.
Tabandaki seçmenlerden bu tür açıklamalar gelmesi bizi hiç şaşırtmıyor, bunları gayet normal açıklamalar olarak kabul ediyoruz.
Bunların iyi niyetinden de asla şüphe etmiyoruz ama siyasetteki ve bürokrasideki bazı isimlerden benzer açıklamalar sadır olduğunda içimize bir kuşku düşüyor.
Siyasette ve bürokraside önemli makamlara gelmiş isimlerden böyle laflar duyduğumuzda samimiyetten çok makamını koruma içgüdüsünün ağır bastığını düşünüyoruz.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yanında bir de ekonomik sıkıntıların toplumda meydana getirdiği sıkıntının farkına varanlar bulunuyor. Bu isimler de düşüncelerini dillendiriyorlar. Mesela “seçim aslanın midesinde” diyerek iktidar partisi AKP’nin seçimleri kazanmasının artık ne kadar zor bir hale geldiğini Cumhurbaşkanı Erdoğan’a hatırlatmaya çabalıyorlar.
Ya da daha doğrudan bir ifade ile “Seçimler kaybedilebilir” diyerek, izlenen yanlış politikalara son verilmesi gerektiğine işaret ediyorlar.
İkazı daha da ileri boyutlara taşıyıp “siyasette insana kirlettiği testiden su içirirler” diyerek, en çarpıcı uyarılarda bulunan isimler de yok değil.
Şimdi böylesine birbirine zıt görüşlerin beyan edildiği bir ortamda Cumhurbaşkanı Erdoğan, sizce kime kulak vermeli?
“Ben artık bir dünya lideriyim, sadece Türkiye’yi değil tüm dünyayı da idare ediyorum” da diyebilir! Veya “benim ölüm bile bunların dirisinin canına okur” diye de düşünebilir.
Ama bunları kabullenmesi doğru olur mu?
Oysa “seçimler artık aslanın ağzında değil, ta midesinde” uyarısına kulak vermesi hiç kuşkusuz çok daha sağlıklı politikalar geliştirilmesine vesile olabilir.
Ya da “seçimleri kaybedebiliriz” hassasiyeti ile izlenen politikaların gözden geçirilmesi halinde pek çok yanlıştan dönme şansı doğabilir. Mesela kirletilen testiden su içmek zorunda kalmamak için testiyi hiç kirletmeme ilkesi benimsenebilir.