Şu ülkede Erbakan’ın, Milli Görüş’ün ne dediyse hep haklı çıkma rekorunu geçen daha gelmedi. Konusu ve mekânı gelince paylaşmayı çok sevdiğimiz Erbakan sözlerinin mahiyetini anlasak, ülke düzlüğe çıkacak. Erbakan Hoca’mızın sadece 2007 Genel Seçimleri öncesi verdiği dört konferansı anlasak ülke geleceği için umut doğacak. Son haftalarda yazdığımız bu konferans serisinin sonuncusuna yer vermesek bir eksiklik olacak.

Herkesin bildiği gibi Milli Görüş/ Saadet Partisi’nin üç hedefi Yaşanabilir Bir Türkiye, Yeniden Büyük Türkiye ve Yeni Bir Dünya’dır. Ne zaman Milli Görüş iktidar ortağı olsa -ki hiçbir zaman tek başına iktidar olamamıştır, Erbakan Hoca’nın deyimiyle de milletine hizmet etmek için Milli Görüş tırnaklarıyla kazanmıştır- bu hedefler doğrultusunda takatlerinin son noktasına kadar milletimize, insanlığa hizmet etmiştir. Ki Türkiye Cumhuriyeti hükümetleri içindeki şampiyonluk 54. Erbakan Hükümeti’ne aittir.

Milli Görüş’ün ortak olduğu iktidarlarda iç siyasette devlet ile milletin barışması başta olmak üzere, kardeşliğe, emeğe, hedeflere dair çok kısa sürede çok başarılı hizmetler yapılmıştır. Maddi alanda fabrika yapan fabrikalardan organize sanayi bölgelerine, 65 yaşın üstüne maaş bağlamaktan muhtarlara maaş bağlanmasına; manevi alanda imam hatiplerin açılması başta olmak üzere, zararlı neşriyatlardan milletimizi ve gençliğimizi korumaya yönelik çalışmalara birçok tarihin şerefli sayfalarına yazılmış işlere imza atılmıştır. Bunların yanı sıra son yüzyılda yapılan yanlış dış politika sebebiyle bağlarımızın koparıldığı kendi coğrafyamızdaki ve İslam coğrafyası ile devlet düzeyinde iletişime geçilmesine katkı sağlanmıştır. Türkiye’nin İslam Kalkınma Örgütü’ne üye yapılması Milli Görüş’ün iktidar olduğu dönemlere ait bir faaliyettir. Milli Görüş sadece iktidar ortağı olduğu zamanlarda değil ayrıca muhalefette olduğu zamanlarda da dış politikada Türkiye dış politikasını şahsiyetli platforma çekmiştir. Filistin’in Türkiye’deki Müslümanların derdi haline getirilmesi, kendi coğrafyamızdaki komşu ülkelerde meydana gelen olaylara duyarsız kalmama, I. Körfez Savaşı öncesi 22 İslam ülkesini bir araya getirerek Saddam’ı uyarmak ve bu işten vazgeçirmek için bir kurum kurulması, Mısır’da idama gönderilen İhvan-ı Müslimin üyelerini tabiri caizse ipten alınması, Çeçen mücahitlere destek ve herkesin bildiği Bosna-Hersek’in bağımsız var olması gibi dünya tarihinde önemli olaylarda Milli Görüş ve Erbakan imzasını görürüz.

Böyle günlerden nasıl günlere geldik? 28 Şubat sonrası değişen siyasetteki zihniyet yüzünden -partilerin isimlerini çeşit çeşit görürüz; ANASOL-M, AKP gibi ama zihniyetleri aynıdır- ülkemizde ekonomik açıdan yıkılmış, manevi alanda tarihte hiç olmadığı kadar tahrip edilmiş ve dış politikada da dün bilmem ne dediklerimizi kırmızı halılarla karşıladığımız… İnsan üzülüyor. Hele de bu olanların tüm uyarılara rağmen meydana gelmesinden. Geleceğe dair endişe etmemek mümkün değil.

2007 Genel Seçimleri öncesi Erbakan Hoca’mızın üzerine titrediği bir konuda dış politikada meydana gelmiş facialardı. Avrupa Birliği’ne girmek adına yapılanlar, AB kriterlerine uyulacak diye vazgeçilen manevi değerler, Kıbrıs meselesi, Irak’ın işgali meselesi, Lübnan’ın İsrail tarafından işgali, BOP Eşbaşkanlığı, askerimizin başına Amerikan çuvalının geçirilmesi, Fırat-Dicle barajlar bölgesinin İsrail’in kontrolüne bırakılması, dış işlerinde kadrolara tarih, inanç ve medeniyet bilgisinden yoksun, tecrübe, müktesebat ve birikimi olmayan kişilerin getirilmesi, dış politikasına dair vizyonu olmayan politik uygulamalar gibi başlıklarda toplanmıştı. O zaman daha başta İstanbul Sözleşmesi gibi küresel güçlerin en küçük birimimiz olan aileyi ifsat eden diğer birçok uluslararası metinler imzalanmamış, Mavi Marmara olayı sonucu İsrail’le de yüz kızartıcı anlaşma Meclis’ten geçmemişti.

Erbakan AKP’nin dış politika facialarını anlattığı konferansında işin ehil ellerde olmadığını, “AKP dediğiniz oradan buradan toplam bir kuruluştur. Parti bile değildir, bu birincisi. İkincisi, Milli Görüş gömleğini çıkartmış, kırık ampul gömleğini giymiş. Size Kasımpaşa futbol takımını tarif ediyorum. Üç, bunların antrenörleri ırkçı emperyalizm. Takımın antrenörü o. …Şimdi bu AKP öyle şaşkın ki, kendi kalesi neresi karşı tarafın kalesi neresi bilmiyor. Sahaya çıkmış, böyle olunca, böyle bir mahalle takımı, çoluk çocuğun eline verirsen, yaptığı iş antrenör aracıların etkisiyle, sürekli kendi kalesine gol atmak olur. İşte dış politikada yaşadığımız facialar bu sebepten oluyor” diyerek anlatmıştı.

Milli Görüşçüler bu gerçekleri anlattığında en çok karşılaştıkları soru; genelde de araştırmadan, okumadan, “Ne yaptınız?” diye olayı çarptırmak için soru sorarlar. Buna da Erbakan Hoca cevabı hemen veriyor: “Müslümanların tarihte olduğu gibi tekrar derlenip toparlanması lazım. Milli Görüş etrafında toplanmak mecburiyetindeyiz. Bunun için D-8’leri kurduk. Ve hemen toplantı tarihini tespit ettik. Hazırlıklar yapıldı. Böylece yeni bir dünyanın kurulmasına başlandı.”

“Bakınız Saadet Partisi ne yapacak? D-8’ler gördüğünüz gibi bir çekirdektir. Bunun etrafında D-60’ları, 60 tane Müslüman ülkeyi toplayacağız. Bu D-60’larla beraber İslam Birliği’ni kuracağız. İslam NATO’sunu kuracağız. İslam parasına geçeceğiz. İslam ortak pazarını yapacağız. Birbirimizle gerçekten bir ümmet olarak kaynaşacağız. Amerika istemese de!”

***

Şimdi ülke olarak geldiğimiz noktada Erbakan Hoca’mızın ağladığı konuyu anlamak gerekiyor. Erbakan, o büyük lider evine ekmek götürmek için yalın ayak belediye ekmek kamyonunun arkasında koşan o çocuk için ağlamıştı. Ve Milli Görüşçülerden o çocuğu kurtarmak için “heyecan” istemişti. Yeri geldiğinde Erbakan’ın ideallerini yaşatıyoruz diyen iktidar mensuplarının ülkeyi getirdiği nokta ne? “Artık test kitaplarımı almak için zorlanmayacaksınız babam” diyerek intihar eden 18 yaşındaki çocuklar ülkesi, SMA hastası çocuğunun masraflarını karşılayamadığından dayanamayıp dünyasını değiştiren anneler ülkesi.

Erbakan’ı anlamak için Erbakan gibi ağlamak gerek!