Erbakan Hocamız her zaman zihnimizdeki ve kalbimizdeki yerini korurken Şubat ayında daha bir farklı gündemimize geliyor. Erbakan Hocamızı anlamanın, geçmişte söylediklerinin pratik hayatımızdaki yansıması gördüğümüzde ne kadar önemli olduğunu görüyoruz. O aramızdan ayrılırken bize büyük bir miras bıraktı. Mirasyedi olmadan bu mirasa sahip çıkmamız hepimizin sorumluluğudur.

Erbakan Hocamızın söylediklerinin önemini belirmişken sevgili dostum Remzi Çetinkaya’nın editörlüğünde hazırlanan İslam ve İlim kitabına hepimizin dikkatle ve tekraren bakması gerekiyor. Erbakan Hoca’nın yetmişli yıllarda verdiği konferanstaki sunumundan oluşan kitabı okurken zihnimde oluşan çağrışımları sizinle paylaşmak isterim.

Öncelikli olarak atmış ve yetmişli yıllarda Hocamız neden böyle bir konferansa ihtiyaç duydu? Bu soru ancak dönemin şartları dikkate alınarak cevaplanabilir. Dönemin konjonktüründe Müslümanların içinde bulunduğu bizden bir şey olmaz düşüncesi vardı. Ayrıca Batı hayranlığının zirvede olduğu bir dönemdi ve Müslümanların biz neden geri kaldık sorularını sorduğu bir zamandı.

Erbakan Hocamız böyle bir ortamda bu konferansı verme gereğini duyuyor. Çünkü Müslümanların tarih sahnesine yeniden çıkabilmesi için özgüvene ihtiyacı vardı. Erbakan Hoca bu konferansın içeriğiyle aslında bunu vermeye çalışıyor. Müslümanların insanlık tarihine sunduğu katkıyı veciz bir şekilde gündemine alıyor.

Buradan yola çıkarak tarihi doğru kaynaklardan öğrenmemiz gerektiğini söylüyor. Özellikle bilim tarihine dikkat çekiyor. Tarihte insanlığa büyük katkılar sunmuş ilim adamlarını bize hatırlatıyor. Hatta Batı biliminin temelini teşkil eden birikimin Müslüman ilim adamları tarafından oluşturulduğuna vurgu yapıyor.

Konferansta dikkat çeken noktalardan birisi de ilerleme fikrini tartışmaya açması. Bilim ve teknolojideki gelişmişliği nihai ilerleme olarak değerlendirmiyor. Ahlak ve merhamet gibi insani özellikleri ilerlemenin asıl göstergesi olduğu sonucuna varıyor. Ayrıca Batı’nın bilim ve teknolojideki gelişimini ilerlemeci bir tarih anlayışıyla yapmamıştır. Tarihsel süreçlerde zaman zaman sıçramaların ve düşüşlerin olduğunu ifade etmiştir.

Bunun yanında Batı’nın görülen üstünlüğünün kökenlerini de hatırlatıyor. Ekonomik üstünlüğünün sömürgecilikten, bilimsel üstünlüğünün Müslümanlardan elde edilen ilmi gelişmeleri irtihal etmesinden kaynaklandığı gerçeğini gözler önüne seriyor. Siyasi üstünlüğü de her ikisinin bir sonucu olarak değerlendirebiliriz.

Hocamız konferansında iddialarını mevcut bilimin verileriyle delillendiriyor. O dönemde özellikle bazı kesimlerce din ve bilim birbirinin karşıtı olarak algılanıyordu. Dini kaynaklar göz ardı ediliyor, bilginin kaynağı olarak kabul görmüyordu. Erbakan Hoca iddialarını bu şekilde gündeme alarak Müslüman kimliğinin bilime olan bakışını da sergilemiş oldu.   

Metnin birkaç noktasında Batılıların bilimsel olarak tıkandığını belirtiyor. Burada aslında İslami bilgi kaynaklarına dikkat çektiğini düşünebiliriz. Hakikatin salt çıplak akılla ya da pozitif bilimin sunduğu imkânla bulanamayacağını ifade etme gayretinde. Bu gayret hakikate ulaşabilmek için vahyi bilgiye mutlaka müracaat edilmesi gerektiğini gösteriyor.

Erbakan Hoca’nın elli yıl önce bir konferansta ifade ettikleri gerçeklerin hâlâ güncelliğini koruduğunu düşünürsek bu güne kadar söylediklerine daha çok dikkat kesilmemiz gerekiyor. Bu vesileyle Erbakan Hocamızı vefatının 8. sene-i devriyesi münasebetiyle bir daha rahmetle anıyoruz.