Bismillahirrahmanirrahim

Hamdımız âlemlerin Rabbi, Rahman ve Rahim olan Cenabı Allah’adır. Salâtımız ve selamımız ise Peygamberimiz, âli ve sahabeleri içindir.

Nezaket; başkalarına karşı saygılı ve zarif davranmak, edepli ve hayâlı olmaktır. Erbakan Hocamız, çok nazik bir insan idi. Dürüstlük; özü, sözü bir olmak, hile ve iki yüzlülükten uzak durmak, erdemli davranışlar sergilemektir. Dürüstlük doğruluk demektir. Erbakan Hocamızın sözü her zaman “hak söz” olmuş, “hak sözün” sözcüsü olmayı en büyük şeref saymıştır. Bunun için O’nun hayatı “hak söze” adanmış bir hayattır. AHZAP 23: “Müminler içinde Allah’a verdikleri sözde duran nice adam (er) kişiler vardır. İşte onlardan kimi, sözünü yerine getirip o yolda canını vermiştir; kimi de sırasını beklemektedir. Onlar hiçbir şekilde (hak sözlerini) değiştirmemişlerdir.” Mümin; yeryüzünde barışı isteyen insandır ve barış “İslam”dır. Erbakan Hocamız; “Biz bu dünyada kötülüklere karşı mücadele etmek üzere çıkarılmış vasat ve adil bir ümmetiz. İyilikleri emrederiz, kötülüklerden insanları alıkoyarız. Bu yolda malımızı ve canımızı vermeye de hazırız” şuuruyla hareket eden samimi bir Müslüman olmayı her şeyin üstünde tutmuştur. “Saadet Partisi, son imtihanı kazananların partisidir” sözü de, bu inancın ve sadakatin bir yansımasıdır. “Beni AK Parti’nin günahlarına ortak etmeyiniz” sözü ile de istismarcılara, en büyük dersi nezaket kuralları içinde vermiştir. Erbakan Hocamız; Allah yolunda hakkını vererek, malıyla canıyla cihad etmiştir. Hicretin mübarek olsun Muhterem Hocam…

 FIRTINALARA YÖN VERMEK

Milli Görüş hareketinin öncülüğünü yapan Erbakan Hocamızın dava şuuru, küçücük yaşlarda kendini göstermiştir. Henüz ilkokul yıllarında iken dahi, temsili devlet kurmak, buna uygun mesai saatleri ayarlamak, arkadaşları arasında, hak ölçüsü olduğu için değeri değişmeyen ve enflasyonla erimeyen “özel paralar” çıkarıp kullanmak gibi olağanüstü oyunlar kurgulamıştır. Üniversite yıllarında da okuldaki talebelerin namaz kılmaları için mescid açılması konusunda büyük gayret göstermiş ve açılan mescitte hem ibadet yapılmış, hem de ilmi ve dini sohbetler başlatarak manevi bir halka oluşturmuştur. Toplumun saadeti için “İslam’ı” tek çare olarak gören Erbakan Hocamız, “maddi ve manevi kalkınmayı” İslam inancının ayrılmaz parçası saymıştır. Başlattığı Milli Görüş hareketini bu iki unsur üzerine bina etmiştir. Milli Görüşçülerin samimi gayretlerini de “Fırtınalara yön veren kelebeklerin kanat çırpışı” olarak tanımlamıştır.

 MÜCADELE ADAMI

Erbakan Hocamız, dağılan İslam dünyasını bütünleştirmek ve Türkiye’yi yeniden Milli Görüş’e döndürmek için yoğun bir mücadelenin içine girmiştir. Bu mücadele, öyle sıradan bir mücadele de olmamıştır. O, bu mücadelesi ile 1. Anadolu’nun inançlı evlatlarının örgütlenmesine öncülük etmiştir. 2. Türkiye’nin sanayileşmesine öncülük etmiş ve büyük bir sanayileşme hamlesi başlatmıştır. 3. Anadolu sermayesinin sanayileşmede etkin olması için verdiği mücadelede başarılı olmuştur. 4. Kurduğu siyasi partileri okul yapmış, önemli kadroların yetişmesine vesile olmuştur. 5. Türkiye’nin yeniden İslam ile bütünleşmesini, yani Milli Görüş’e dönmesini sağlamak için “manevi kalkınmaya” öncelik vermiştir. 6. Tekelleşme ile mücadele etmiş, refahın tabana yayılması konusunda yeni bir anlayışı ihya etmiştir. 7. Türkiye’de, coğrafyamızda ve dünyada “sol-sağ” çatışmasını önlemek için yapılan çalışmalar sonunda solu din ile barıştırmıştır. 8. Din ile müspet ilim çatışmasına engel olunmuştur. 9. Bütün dünyaya; hakkı üstün tutan “Adil Düzen’i” insanlığın kurtuluşunun tek çaresi ve yolu olarak tanıtmayı başarmıştır. 10. Dünyada yürüyen mücadelenin gerçekte Milli Görüş ile Siyonizm arasında geçen bir “hak-batıl” mücadele olduğunu herkese öğretmiştir. 11. Dünya barışının yeniden sağlanması için “yeni bir saadet dünyasının kurulması” gereğine inanmış, bunun için ilk adım olarak D-8’leri kurmuştur. İşte bir mücadele adamı olarak Erbakan Hocamız bu adımları atmıştır ve attığı her adımda da başarılı olmuştur.

 SEVGİ VE ŞEFKAT

Erbakan Hocamız, Milli Görüş davasının özünün “sevgi ve şefkat” olduğunu söylemektedir. Bunu açıklarken de verdiği örnek şudur: “Bir yerde bir koltukta oturduğumuzu düşünelim. Koltuğumuzun bir kenarında, elektrik taşıyan çıplak bir kabloya bağlanmış bir kumanda düğmesi olsun. Masamızın önüne doğru döşenen bu çıplak kabloda da “10 bin voltluk” elektrik olsun. Bir de baksak ki dışarıdan elindeki bastonunu tıktık yere vurarak bir âmâ bu elektrik yüklü kabloya doğru geliyor. Âmâ kabloya yaklaşıp ona değince biliyoruz ki kömür olacak. Ne yapmamız lazım? Elimizin altındaki düğmeye basarak derhal elektriği kesmemiz gerekmez mi? Hatta bizim o düğmeye basmamıza engel olanlar varsa, kolumuz bir yere takılmışsa, bütün gücümüzü kullanarak, kolumuzu kurtarıp o düğmeye basmamız gerekir. Biz bunu yapmazsak bize derler ki; “Arkadaş sen insan mısın, taş mısın? Nasıl oluyor da, tehlikeden habersiz bu insanın böyle feci şekilde can vermesine seyirci kalabiliyorsun? O başına gelecek olan akıbeti bilmiyor ama sen biliyorsun. Vicdanın böyle hiçbir şey yapmadan durmana nasıl izin veriyor? Ben işimle gücümle meşguldüm. Hatta bu kabloyu buraya ben döşemedim. Elektriği de kabloya ben vermedim. Benim hiçbir kusurum yok” dese, acaba bu savunma o koltukta oturan insan için geçerli mazeret midir? Hayır. Çünkü insanın, çevresinde ve ülkesinde olup bitenlerle ilgilenmesi ve kötü gidişi düzeltmeye çalışması görevdir.” Milletimizin büyük bir bölümü “havuz medyası” ve “Cumhur İttifakı” liderlerinin yalan yanlış iftiralarıyla aldatılırken, şuurlu bir Müslüman, bahanelerin arkasına sığınıp kötülükler ile mücadele etmekten geri durmaz. Sevgi ve şefkat bunu gerektirir. Erbakan Hocamızı anar ve anlamaya çalışırken, okumalarımızı buna göre yapmaya çalışalım. Allah Hocamıza rahmet eylesin. Selam hidayete tabi olanlara…