Ağaç yaş iken eğilir
Eğitimle ilgili bir sendika başkanını konuşturmuşlar. Diyorki: “Çeviri metinlerine müdahale ediliyor, hikaye kitaplarında hayvanlara bile başörtüsü takılıyor. Bu uygulamalar çok yaygınlaştı. Bilimsel eğitime uygun değil.”
İki cümlelik demeç ama, sendikacı, kartel gazetecileri ne istiyorlarsa onları eksiksiz söylemiş. Suçlama var, ihbar var, muhbirlik var, tehlikenin büyüklüğünü ilan etmek var; bilimsellik tekellerinde olduğu için sınırlarını çizmek hakları dahi kullanılmış.
Yetmemiş, akademisyen sıfatlı birini daha konuşturmuşlar. Marmara Üniversitesi’nde öğretim üyesiymiş Ayla Oktay Hanım. Neler mi demiş o da
Türküm, doğruyum, çalışkanım
“Küçük yaşta çocuğun karşılaştığı herşey bilinçaltına yerleşir. İlkokul birinci sınıfta çocuğun maruz kaldığı bu görseller de aklında kalacak. Böylece ilerde başörtüsüne daha alışkın olacak. Bu nedenle onları bir tarafa doğru yönlendirmek doğru değil. Kitaplar, belli fikirleri çocuğa aşılamamalı.”
Son cümlesinden başlayalım Eğitimci Prof. Ayla Oktay Hanım’ın bilimsel demecinin.
“Kitaplar, belli fikirleri çocuğa aşılamamalı.”
Yani Kitaplar fikirsiz olmalı, diyemeyeceği için “belli fikirler” vurgusuyla peşin mahkum edilmişliğin arkasına ne güzel sığınıvermiş.
Çocuklara aşılanması istenmeyen belli fikirler nedir Prof Ayla Oktay hanım Demece konu yayında yapıldığı gibi, kadınların başörtüsü takabilecekleri…
Neden
İlerde başörtüsüne daha alışkın olmaması için..Peki ama yine neden Eğitimci Prof. Ayla Oktay Hanım ispat mı etmiş Çocukların ilerde başörtüsüne daha alışkın olmamasının onlar açısından, aileleri açısından, ülkenin geleceği açısından daha iyi olduğunu ispat mı etmiş
“Küçük yaşta çocuğun karşılaştığı herşey bilinçaltına yerleşir.”
Özel bir soru olacak ama, bilimsel açıklamacı bir akademisyen olduğu için cevap vermeli Prof. Ayla Oktay hanım:
Kendileri, bizzat ve şahsen küçük yaşta olduklarında ne ile karşılaştılarki, böyle bir cevap verme ihtiyacı hissettiler, kartel medyasına
Sorularımızı daha açık soracağız. Eğitimci prof. Ayla Oktay hanım’a. Başörtülü penguen çizgilerine koyduğunuz tavrın milyonda kaçını koymuştunuz, sizin doğduğunuz yıllardan öncelerden başlayan Walt Disney çizgilerinin çocuklarımızın zihinlerini “işgal” etmelerine
Silahşör kaplumbağa olur da...
Bu ülkede penguenleri başörtülü gösteren çocuk kitapları yayınlanınca olayı bir iki tetikci konuşturarak geçiştirir mi kartel medyası
Hayır!
Köşecileri ne güne duruyor
Onlarda yazarlar, kıyıdan köşeden değil, tam ortasından.
Sen misin başörtülü penguen kitabı yayınlayan Sorgulama uzmanı köşecinin eline düşen yandı. Sadece sorgulamacı değil, ilahiyatcılık da var iştigal konularında.
“Allah pengueni böyle yaratmış. İsteseydi erkeğini farklı, dişisini farklı yaratırdı. Yayınevi Kabul etmiyor. Penguenin dişisi böyle dolaşamaz diyor, başını örtüyor.” (Mehmet Tezkan, Milliyet, 13 Mart 2013 yazısından)
Bir penguenin başörtüsü takması bir başka kartel köşecisine de şu yorumu yaptırtmış.
“Bu bir toplum mühendisliği girişiminden başka bir şey değildir.
Sistematik beyin yıkama yöntemlerini kullanarak muhafazakar toplum yaratma amacına yönelik bir eylemdir. (Mehmet Y. Yılmaz, Hürriyet, 14 Mart 2013 yazısı)
Timaş yayınevi’nin, Amerika başta olmak üzere birçok ülkede yayınlanmış bir kitabı orijinal haliyle, yani penguenin Amerika’da başörtüsü takılmış haliyle yayınlanmasına kartelin verdiği tepkilerden örneklerdi sunduğumuz. Bu ülkede, 2013 yılında bunların yaşandığı bilinsin diye.
Trump’un büyüğü heybede demiştik
Timaş Yayınevi’nin şöyle bir cevap vereceği günler çok mu uzak
Başörtülü penguenleri biz çizmemiştik ama, bekleyin ve görün, bütün kuşların dişilerini başörtülü çizeceğimiz çocuk kitaplarını.
Neyi, ne zaman, nasıl ve ne şekilde yapacağımızı, bize siz mi söyleyeceksiniz Siz bu hakkı nereden veya kimden alıyorsunuz
Bizim de sizin kadar yasal haklarımızın olduğunu her gün, her an size ispat etmek mecburiyetinde miyiz Kendinizi hesap verilecek insanlar olarak görmenizin sebebi ne ola
Timaş Yayınevi’nin itirazlarını, gazetecilik maharetlerini kullanarak suçlamalarına devam etmek marifetine dönüştürmek de kartel medyasının işi.
Bir sendikacı daha konuşturmuşlar: “Kitabın nerden geldiği önemli değil. Önemli olan çocukların başörtülü penguenle karşılaşması.” Bunları demiş sendikacı, okullara girecek kitapların gerektiği biçimde denetlenmediği sendikacıca ve kartel gazeteciliğince bir ince ayarla vurgulanırken. (Faruk Bildirici Hürriyet gazetesi 14 Mart 2013 yazısı)
Gerektiği biçimde denetlenmek..
Yani sansürlemek, yayınlanmasını engellemek, biz istemezsek olmaz, demenin türkçesi değil mi
Özgürlük, ama sınırlarını siz çizeceksiniz, öyle mi
Silahlı ninja kaplumbağaları, purolu varyemez amca olabilir, ama başörtülü penguen, olmaz!
İşin aslı şudur: Kartel medyacıları çok önceden biliyorlardı penguenlerin çizildikleri yerlerde başörtülü olduğunu.
Lakin eğitimine tabi tutuldukları o planı yine uyguladılar ve diyeceklerini eksiksiz yazarak netice aldılar. Netice yani, bu ülkenin başörtülü insanlarına hakaret, onları aşağılama çabası..
O planlarını bir daha hatırlatalım:
Keçisi çalınan müftü haberini, “keçi çalan müftü” diye vermek.
1960 yılında astırdıkları bir Bakan’a, 1955 yılında “Paris’te şatosu var” haberiyle gerekçe oluşturduklarını bu sayfadan belgesiyle yayınlamıştık. Hesapları günlük olmayabilir bu kartel tetikcilerinin.
Yani..
Göreceğiz başörtülü pengueni hangi sofralarda nasıl yiyeceklerini…
Spor Olsun
Önce Galatasaray’ın, sonra Fenerbahçe’nin tur atlaması, elbette sevindirdi bu ülkenin insanlarını. Küçük takılmalarla süsleyelim sevinçleri.
***
Arena’daki Hamit ve direk birlikteliği bu kez bozuldu: Hamit, direk ama gol!
***
İki teklif var şimdi: Bir, Arena’nın direklerini Almanya’ya götürüp getirelim. İkincisi daha makul. Arena’ya Almanya’dan direk getirelim.
***
Burak’a yapılan hareket penaltı düdüğü çalınmasını gerektirirdi. Fakat o düdüğü çalmadı hakem.
Neden
O hakemin, Burak’ın İstanbul’da oynadığı lig maçlarının kayıtlarını seyretmiş, olmasından mı
***
Fenerbahçe seyircisiz maçta zor da olsa tur atladı.
Maçı ekranlarından seyreden milyonların aklından geçen aynı cümle idi.
Biz bu turu Aykut’suz daha kolay atlardık!
Konuşunki duyalım
MİT Uyarıyor: “Ülkemizde havadan gerçekleşen haberleşmelerin bir başka ülke tarafından dinlenmesi mümkün”
Öyleyse…
Şu kadar saat üç kuruş, hadi durmayın konuşun, diyenleri galiba şimdi anlamak mümkün.
***
Havadan konuşmalarımız dinlendiğine göre, bizim dinlenme oranımız yüzde 50’dir.
Çünkü biz havadan-sudan konuşmayı alışkanlık edinmiş bir milletiz.
Tekeden mi, Bankadan mı
- Siz dedim, karşımdaki AKP’li muhtereme, siz neden ısrar ediyorsunuz “Anne Sütü Bankası” kurmak isteğinizde Harcamanız gereken, dağıtmanız gereken, üleştirmeniz gereken paraya yol arama mıdır bu
İhale ne zaman der gibi bakıyor yüzüme AKP’li muhterem zat. Ben sorularımla nefesini daraltmak istiyorum.
- Sizin seçim propagandanızda böyle bir banka kuracağınız yazılı mı idi
Sanki ben soru sormamışım da, ona müdafaa malzemesi vermişim. Hemen atılıverdi.
- Seçim bildirgemizde yok ama, olmayanları yapmayacağız da demedik. Hem sonra seçim bildirgemizde ne demişsek hepsini yaptık. Yapılacak iş kalmadı diye boş mu oturalım
- Her dediğinizi yaptınız mı
- Mutlaka yapmışızdır ki, sıra seçim bildirgesine yazmadıklarımıza gelmiş olmalı.
Karşımdaki muhteremin bu cevabından sonra dudaklarımı uçuklama olmuş mu diye kontrol etmekten başka yapacağım ne var
AKP ne dedi, ne yaptı bilmem. Lakin taraftarlarını iyi pişirdiği kesin. Bu pişkinlik karşısında daha ne diyebilirim. Sonra birden aklıma geldi. Sayın Başbakan bu güne kadar anne sütü bankasından bahsetmemişti ama, sürekli üç-beş çocuk muhabbeti yapıyordu. Onu sordum.
-Ha, sizin AKP hükümetinde müthiş bir iş bölümü olmalı. Çocuk doğurmayı Başbakanlık teşvik ederken, anne sütleri Sağlık Bakanlığı’ndan…Bunun taşıma, nakliye işleride var.
Bir Bakanlık da bunları ayarlarken, süte katılacak ve sütten çıkarılacak maddeleri de mutlaka bir başka Bakanlık elemanları tespit etmelive denetlemeli… Yeni iş sahaları açıyorsunuz, ne güzel!
Karşımdaki muhterem anlattıklarımdan ne kadarını anlamış olmalı ki,
-İhaleler yasalara uygun yapılıyor, deyiverdi.
AKP’li işte. Başka ne diyecekti
Tek Seçenekli PapaArjantinli Papa Francis’in seçimi sonrası şirinleştirme haberleri bizim medyamızda da yer bulmaya başladı.
“12 yaşında evlenme teklifi kabul olunmadığı için rahip olmuştu.”
12 yaşındaki bir çocuğun evliliği düşünmesini bir yana koyun, daha sonra ikinci bir kişiye, ikinci bir teklif yapamaz yasağı mı vardı ki, gitti rahip oldu
Tarihte Mizah
Hoşnutluk
Minas Efendi, gerçi soyca Türk değildi; fakat azınlıkların gerçek anlamı ile Türkleşmiş tipik örneklerinden biriydi. Tatlı sözlü ve hazır cevaptı. Bu yüzden çok sevilir, aranılır, iğneli hicivlerine katlanılırdı.
Abdülâziz zamanında bir ara memur maaşlarından sık sık kısıntı yapmak, hükümetin kötü bir alışkanlığı haline gelmişti.
Maliye Nazın, başı dara girdi mi, bir emir çıkartır; maaşlardan yüzde beşle onbeş oranında kısıntı yaptırırdı. Memurlar, bu durumda çok üzülür, fakat seslerini çıkaramazlardı. Bu yıllarda Minas Efendi de Şura-yı Devlet’te memurdu. Bir ay başı maaşını alırken yine yüzde onunun kesildiğini görünce artık dayanamadı; arkadaşlarının da ısrarlı teşvikleri ile, soluğu sadrâzam Mütercim Rüştü Paşa’nın huzurunda aldı. Bu bitip tükenmez maaş kesintilerinden dertli dertli şikâyete koyuldu. Sadrâzam şaşırmıştı:
— Yanlışınız olacak Minas Efendi; dedi. Bu sefer herhangi bir kesinti için benden izin falan istemediler. Maaşlarınızı tam almamz gerekir.
Sonra zile bastı. Mektupçuyu çağırdı.
— Yahu beyefendi, yine bir kesinti mi yaptınız Bu ne demek Haberim bile yok. Bu nasıl iştir
Mektupçu, Rüştü Paşa’nm yanına sokuldu. Kulağına eğilip bazı şeyler söyledi. Bunun üzerine sadrâzam, çatılmış kaşlarını gevşeterek, Minas Efendiye döndü:
— Haaa!.. mesele basitmiş Minas Efendi; diye konuyu açıkladı. Merak etmeyin bu sefer kesinti falan yok. Bu seferki yüzde onlar bir kısıntı değil, bir çeşit yardımdır. Biliyorsunuz Üsküdar’da Toptaşı’nda bir Timarhane yapılıyor. Onun masrafına katılmak için, bir defaya mahsus olmak üzere, maaşlardan birer miktar alınmış. Mesele bundan ibaret..
— Yaa öyle mi Paşa hazretleri Allah uzun ömürler versin efendim. Doğrusu buna pek sevindik. Mademki timarhane yapılacak, maaşlarımızdan yüzde on değil, yüzde elli bile kesilse hiçbirimiz üzülmeyiz, aksine çok çok seviniriz.
— Neden Minas Efendi
— Çünkü efendim; bu kesinti, kısıntı, mecburî iane usulleri böyle devam ettikçe nasıl olsa bir gün çileden çıkacağız ve hepimiz toptan oraya gideceğiz de ondan...
HAMUR
Her insan doğuştan benzer bir top hamura’,
Şekil veren; toplum, aile, adap,töre...
Adam gibi şekil için herkes muhtaçtır;
İman’dan kalbura, İslam’dan adaptöre...
KORSAN VE KAPTAN
Sofrana hep haram dolu kabı korsan,
Bakmışsın yetişmiş azılı bir korsan...
Helalinden yemiş olsa aynı kaptan,
Yetişirdi Hakk’ı gözeten bir kaptan...
Ekrem Şama