Geçtiğimiz hafta içinde açıklanan Türkiye Ekonomisi ne

ilişkin Mart ayı dış ticaret rakamları durgunlaşma yönündeki eğilimin

güçlendiğine, kırılganlığın çok ciddi boyutlara yükseldiğine işaret ediyor. Bir

önceki yılın aynı ayına göre ihracat yüzde 0.3, ithalat yüzde 0.6 ve açık yüzde

1.1 oranında gerilemiş. Reel faizlerin negatif düzeylere indiği, net tasarruf

açığının yeniden büyüme-ye başladığı dönemde gerçekleşen bu veriler olumlu

düşünmeye izin vermiyor. Eğer piyasa mekanizması etkin bir şekilde çalışıyor

olsa idi böyle tuhaf bir tablonun kesinlikle ortaya çıkmaması gerekiyordu,

mevcut tablo hiç bir şeyin göründüğü gibi olmadığı ve önemsiz sebeplerle bile

gelişmelerin tümüyle kontrolden çıkabileceği anlamına geliyor. Zira ekonomik,

sosyal ve siyasi tüm eğilimler, net sermaye girişlerinin yeterli olup

olmamasından aşırıya kaçan oranda etkilenebilecek düzeye gelmiş!.. Risk alma

isteğinin artması da, azalması da felakete dönüşebilecek gelişmeler zincirini

tetikleyebilir...

Örneğin net sermaye girişleri azalır ve yeterli düzeyin

altında kalır, bu durum geçici olmaz ise ortalık bir daha düzelmemek üzere

karışabilir. Ekonomi sert bir şekilde daralmaya başlayabilir, bütçe açığı büyür

iken dış açık kısmen küçülebilir; döviz kuru, faizler ve enflasyon

beklentilerinde yaşanacak yükselme bu anlamdadır. Böyle bir süreç riskten

kaçınma eğilimini güçlendirerek kendi kendini besleyebilir, tüm bilançolar

yıpranır ve güven bunalımı kademeli olarak derinleşebilir. Veya tam aksine net

sermaye girişlerinde aşırılıklar yaşanır, Türk Lirası değerlenir ve reel

faizler negatif yönde daha da aşağı gelir ise orta vadede sonuç yine değişmez;

zira rekabet koşulları hızla olumsuzlaşır ve istihdam daralma yönlü bir baskı

altında kalır iken menkul ve gayrimenkul şeklindeki varlık değerleri yükselse

bile bu durumunu koruyamaz, aşırıya kaçan net sermaye girişi riskten kaçınma

eğilimini tetikleyen unsur olur ve ortalık yine karışır. Bu aşamada sormak

gerekiyor bu karambolde hangi akıllı risk alır da yatırım yapmaya kalkar

Durumun farkında olmayanların evdeki hesabı çarşıya uyar mı .. Bu tehlikenin

hiç konuşulup tartışılmadığı bir ülkede demokrasinin varlığından bahsedilebilir

mi .. Korktuğu için susan ve sustuğu için kula kulluk etme gayretine düşenler

orta vadede itibarlarını koruyabilir mi ..

Hem reel faizleri negatif düzeylere indirmek hem de

rekabet gücündeki gerilemeye seyirci kalarak tasarrufları arttırmaya çalışmak

büyük bir çelişkidir; ikisi bir arada olmaz, olamaz. Başbakan ın böyle buyurmuş

olması sonucu değiştirmez. Tasarrufların artması için ya rekabet gücünün

mucizevi bir şekilde artması ya da ekonominin sert bir şekilde daralması

gereklidir; ilki olamayacağı, ikincisi ise istenmeyeceği için tasarruf oranları

gerilemeye devam eder ve mevcut faiz düzeyi kalıcı olmaz. Merkez Bankası nın

faizleri geriletmiş olmasına rağmen kredi faizlerinin düşmemiş hatta biraz

yükselmiş olması bundandır... Cid-di boyutta tasarruf açığı olan Türkiye gibi

bir ekonomide sermaye çevrelerine teslim olup kulluk etmeden reel faizler

negatife inmez; insanlığı, dürüstlüğü ve inancı satmadan gün kurtarılamaz,

üretilen hikayelere dış destek bulunamaz!..

Etkili ve yetkili kesimlerin böylesi ortamlarda

birilerinin hak aramasından veya bir şeyleri kutlamaya çalışmasından çok

korkması normal sayılabilir! Büyük korkular ise adaleti katleder ve kalkınmayı

terse çevirir... İşçilere iki yıl önce verilen kutlama izninin bu sene

verilmeyişi köprünün altından çok suların aktığı, herşeyin değiştiği, artan

kırılganlığa bağlı olarak korkuların çok büyüdüğü anlamındadır. Ne dersiniz bu

tür yaklaşımlar gerçeklerin açığa çıkmasını engeller mi yoksa hızlandırır mı ..

Ekonomi, siyaset ve ilahiyat gibi sosyal konular arasında

çok güçlü bir illiyet bağı vardır; birbiri ile ilgisiz gibi görünen konular

arasında böyle herkesin farkedemediği güçlü ilişkiler olabilir. Ekonomi

durgunlaşıyor ve bu durum şimdilik terse çevrilemediği için diğer sosyal

alanları da etkileyecek ve zamanla daha net hissedilecek. Korkuların büyümesi

sonucu değiştirmeyecek...