Bismillahirrahmanirrahim;

Yeni bir eğitim - öğretim yılına girdik. Sistemin yapısında bir değişiklik yok. Yine dışa bağlılık; yine insan yapısına aykırı, yetenekleri öldüren bir sistem! Eğitim tamamen gönüllülük ve sevdirme esasına dayanır. Bizdeki “zorunluluk” üzerine kurulan bir dayatma. İllaki benim istediğim gibi olacak; benim formatıma gireceksin, zihniyeti hâkim.

Eğitim, bir ülkenin geleceğini ilgilendiren en hassas alan. Yüzde yüz yerli ve milli olmak zorunda. Bizdeki “milli”lik sadece kurumun adının başında! Bir yöneticimizin vurguladığı üzere, aynen “Milli Piyango”daki “milli”lik gibi! Yazık oluyor gençlerimize, geleceğimize.

Ülkemizin geleceği Fulbright Eğitim Komisyonu’na emanet. 1947’de Kahire’de ABD ile Türkiye arasında imzalanan Fulbrihgt Anlaşması’na göre Türkiye milli eğitimini 4’ü Türkiyeli, 4’ü Amerikalı 8 kişilik komisyon belirliyor. 2017 yılının komisyonunda Ayşegül Gökçen, Mehmet Akif Kireççi, Funda Kocabıyık, Jeffrey Anderson, Joe Wierichs, John Thomas Mc.Carthy, Kaya Arıkoğlu, Bekir S. Gür görev yapıyor.

Türkiye’nin Einstein’i olarak tanınan Prof. Dr. Oktay Sinanoğlu eğitimimize yabancıların müdahalesini, sömürgeciliğe razı olma şeklinde değerlendiriyor: “1945’e kadar İngiltere’nin sömürgesiydik. 1945’ten sonra ABD’nin sömürgesi olduk. Milli Şef ismet İnönü 1947’de yaptığı resmi Fulbright Anlaşmasıyla Türk Milli Eğitim Sistemi’ni ABD’lilere teslim etti.” (Milli Gazete, 7. 3. 2017)

Sömürge ülkesi değiliz. Müstemleke tipi eğitime razı olamayız. Görüntüde birtakım yeniliklerden önce, eğitimimizi yabancıların tasallutundan kurtarmak zorundayız. “Milli”lik sözde değil, uygulamada olmalı.

“ZORUNLU” DEĞİL “GÖNÜLLÜ”

EĞİTİM anayasal bir haktır. Hak aynı zamanda “tercih”i de içinde barındırır. Tercih hakkını kişinin kendisi veya küçüklerde velisi kullanır. Fakat, 12 yıllık “Zorunlu Eğitim” büyük oranda kişiye tercih hakkı tanımıyor.

1997’ye kadar da eğitimin pek çok sorunu vardı. 28 Şubatçılar, 1997’de doğru dürüst araştırılmadan, tartışılmadan alelacele 8 yıllık Kesintisiz Eğitimi dayattılar. Öncekinin üzerine tuz biber ektiler.

8 yıllık Kesintisiz Eğitim üzerinde araştırmalar yapıldı; kitaplar yazıldı; uygulama sonuçları alındı. Sistemin insan yapısına aykırılığı, pedagojik yanlışlığı görüldü. Tabiatıyla pek çok zarara uğradıktan sonra.

Kesintisiz Eğitim’i sona erdirme sinyalleri veren AKP Hükümeti’ne ümit bağladık. O da, 12 yıllık “Zorunlu Eğitim’i” getirince güvendiğimiz dağlara kar yağdı. Çünkü, sistem 12 yıl “kesintisiz” ve “zorunlu” yürüyecekti. Bu, insanı tanımamak, yetenekleri dikkate almamak demekti.

Öyle mizaçta çocuklar var ki, onları 1 saat bir yerde tutamazsınız! Sen o çocuğu “Zorunlu Eğitim”e tabi tutarak, 12 yıl işkence ediyorsun! Öğrenci istemiyor; yapısı buna elverişli değil. Bırakın da, o çocuk serbest meslek edinsin; terzi, berber, sanatkar, çiftçi, çoban… olsun. Kişinin mizacına uygun meslek edinmesini önleyerek sosyal dengeyi bozmayın!

“Zorunlu Eğitim” en tehlikelisi. Mizaç ve yetenekleri yok sayıyor. Esnaf ve sanatkar “çırak” bulamamaktan yakınıyor. Farklı yetenekteki öğrencileri eğitmenin zorluğunu, bazen imkânsızlığını en iyi öğretmenler bilir.

ACI FATURA MİLLETE

EĞİTİMİN amacı düşünen, el becerisi gelişmiş; bilgili ve uyanık insanlar yetiştirmek değil midir? Peki, eserinize bakın, sonuç öyle mi? Düşünebiliyor musunuz? Türkiye’yi parçalamak isteyen biri, sömürgeci güçlerin emrine girerek 50 yıl aramızda dolaşıyor da ülke ancak darbe girişimiyle uyanıyor. Böyle bir toplum yetiştiren eğitimi ne zaman sorgulayacağız?

Eğitim sistemimiz; irfan (sezgi), feraset ve basiret sahibi insanlar yetiştiremiyor. Maneviyattan uzak. İslam dersi, din dersi olması gereken dersin adının “Din Kültürü” olması ne büyük basiretsizlik! Hak veya batıl bütün dinlere eşit mesafede durmayı çağrıştırıyor. Aşağılık kompleksli nesiller yetişmesine yol açıyor. Evlatlarımız İslam dinini sahih kaynaklarından nerede öğrenecek?

Hayat boşluk kabul etmez. Sizin güllerle dolduramadığınız bahçeyi ayrık otları kaplar. Öyle olmadı mı? FETÖ gökten zembile mi indi? Hayatı kuşatamayan eğitimin boşluklarından faydalanmadı mı?

Bu gerçek, TBMM FETÖ Darbe Girişimi’ni Araştırma Raporu’na şöyle yansıdı: “Örgüt, eğitimde yoğun ve kapsamlı şekilde örgütlendi. Bu, eğitim sistemindeki zafiyetten kaynaklandı. Eğitimin nitelik ve nicelik bakımından yetersiz kalması, örgütün bu alanda yapılanmasını hızlandırdı. Toplumun tüm kesimlerine standart ve kaliteli eğitim sunulamadı. Devlet okullarında verilen din eğitiminin öğrencileri çarpık dini telkinlere karşı koyma kabiliyetiyle donatabilecek bir kalitede değildi.”

Yabancı etkilerden uzak, kimliğimizle bütünleşmiş, İslam’ın sahih kaynaklardan öğrenildiği “milli” bir eğitim sistemine ihtiyacımız var.