Bismillâhirrahmânirrahîm;
ADALET (hukuk) ve eğitim… Bir milletin geleceğini aydınlatan iki temel alan… Bunlarda kaliteyi yakalayabilirseniz, diğer alanlarda da, buna bağlı olarak iyi olursunuz. Adalet, insan hak ve özgürlüklerini güvence altına alır. Eğitim ise, ülkenin ihtiyacını hissettiği vasıflı (nitelikli) insanları yetiştirir. Ayrıca, eğitimin o topluma özgü, yani ‘millî’ olması şarttır.
Cumhurbaşkanı’ndan sade vatandaşa; öğretmeninden öğrencisine kadar eğitimden şikâyet etmeyen bir Allah’ın kulunu biliyor musunuz? Bunun sebebini hiç düşündük mü? Meselâ, eğitim sistemimiz bu ülkenin değerleriyle ne kadar örtüşüyor? Eğitimin toplumu kuşatıcılığı hangi ölçüde?
Eğitimimiz “sistem” arayışında. 19 yıldır iş başında bulunan bir siyasi parti, bir türlü bu arayışı tamamlayamadı. Her bakanın gelişiyle birlikte “sistem” değişiyor. İstikrarsızlık o noktaya ulaştı ki, başladığı sistemle öğrenimini tamamlayabilen bir öğrenci yok. Yapboz tahtasına dönmüş bir eğitimde “kalite” yoktur.
Eğitim, en hassas alanımız. Köklerimize ve kimliğimize uygun olmalı. Bu alana yabancı el bulaştığı zaman; eğitimden değil, anti eğitimden söz edilir. Kalite ve verimlilikten eser kalmaz.
Eğitimimiz 1950’ye kadar ABD’li filozof John Dewey’in raporları ile yürüdü. 1950 sonrası ise, Fulbright Eğitim Komisyonu’nun kıskacında. Sanki bir el, eğitimimizin kaliteden uzak olması için özel görevlendirilmiş durumda. Eğitim çağında 26 milyon gencimiz bulunuyor. 220 üniversitemiz, ihtiyaca cevap verecek kadar okulumuz var. Sayı yüksek; fakat “vasıflı insan” sıkıntısı yaşanıyor.
EĞİTİM Mİ; ERİTİM Mİ?
EĞİTİM sistemimiz, öğrencinin yeteneklerini köreltiyor. Özel okul sahibi bir kardeşim var. “Yeteneklerini köreltiyor” diye, çocuğunun görüşünü alarak, onu dıştan eğitim yaptırdı. Çocuklarınıza bakın! Hayattan ne kadar kopuklar! Sorumluluk ve girişimcilik ruhu geliştirilemiyor. Onlarca öğretmen elinde yetişen, sınıfta arkadaşları olan bir öğrenci böyle mi olmalı?
Genci, insanı bitiren; tüketen bir sistemin doğruluğundan söz edilemez. Sınavlarda yüz binlerce gencin sıfır puan alması bile sistemin yanlışlığını anlatmaya yetmektedir. Meslek okulları o kadar yetersiz ki! Öğrencilerin çoğu tek tip eğitimden geçiyor. Mizaç ve yetenekler dikkate alınmıyor.
Yusuf Kaplan, eğitime kafa yoran bir yazar! Masonik bir şebekenin eğitimimizde etkili olduğunu anlatıyor: “Kültürde bir şey yapamıyoruz; bu masonik baronik şebeke tam anlamıyla iktidar! Nefes aldırmıyor! Eğitimde elimiz kolumuz bağlı; en güçlü eğitim kurumları masonik şebekenin kontrolünde; eğitim bakanlığına onlar çekidüzen veriyorlar. Bu ülkenin bin yıllık kültürünün altı oyuluyor; bu ülkenin genç kuşakları mankurtlaştırılıyor.” (Yeni Şafak, 19.06.2020)
Birileri eğitimi kendilerinin nüfuz edebilecekleri şekilde mi düzenliyor, dersiniz? Öyle “uçuk” kararlar alınıyor ki, ne eğitim anlayışına; ne de dünya gerçeklerine uygun! Meselâ, eğitim “zorunlu” olur mu? Sevmeden, ilgi duymadan bir iş yapılabilir mi? “Ben yaptım, oldu” derseniz, “boş” ve “iş görmez” insanlar oluşturursunuz! Eğitimimiz, ülkemiz için insanlar yetiştiremez noktaya gelir.
KALİTESİZ ÜNİVERSİTE
ÖYLE bir üniversite anlayışımız var ki, daha “planlama mantığı” bile gelişmemiş. Geleceğin kadrolarını “kaliteli” yetiştirme mantığı yok. Bazı alanlarda üniversiteyi bitirmiş muazzam yığılmalar varken; bazı alanlarda ihtiyaca cevap verilemiyor. Bu planlamayı kim yapacak?
Türkiye’nin Devlet Planlama Teşkilatı (DPT) ismiyle “itibarlı” bir kurumu vardı. AKP zihniyeti bu kurumu kaldırdı. Yerine bir şey koyamadı. Her yerde plansızlık, rasgelelik!.. Herkes konuşuyor, hal ü pür melâlimiz ortada! Lâf çok!
Öğrenci sayısında rakam yüksek; 8 milyon! Ama kaliteyi sormayın! Bizim kadar nüfusa sahip Almanya’nın üniversite öğrencisi sayısı 1.8 milyon. Türkiye’nin 5 üniversitesi varken kalite bundan yüksekti. Her fakültenin aylık dergisi vardı. Esersiz akademisyen yoktu. Şimdi eseri olmayan rektörler görüyoruz. “ Bilim” yerine, “dedikodu” üretilen üniversiteler... Adı büyük! Karşıdan mutantan, içi boş! Alanının hakkını veren akademisyenlere minnettarız. Fakat sayıları o kadar az ki!
Herkesin üniversite okuması; mizaca, yeteneklere, yaratılışa da aykırı! “Zorunluluk”, sosyal hayatı alt üst ediyor. Ara eleman yetiştirmeyi önlüyor. “Zorunlu” eğitimde genç 18-19 yaşında orta öğrenimi bitiriyor. O yaşta ne sanayi çırağı olabiliyor; ne de arazi çalışanı. Zorunlu istikamet üniversite; Meslek Yüksek Okulu!.. Mezuniyet sonrası iş veya lisansüstü eğitim gerekli! Bu süreçte genç 30-35 yaşına geliyor. Evlilik yaşı yükseldikçe yükseliyor.
Adalete, eğitime kalite getiremeyenlerin Türkiye’yi çağ atlattığını söylemesi hüsn-ü kuruntudan ibarettir.