Geçtiğimiz Pazar günü 2 milyonu aşkın aday üniversite
birinci basamak sınavına (YGS) girdi. Belki de onlarla beraber anne-babalar da
sınava girmiş gibi oldular.
Liselerin varlık nedeni gençleri üniversiteye hazırlamak
olunca bu kadar telaş da normal kabul edilmeli artık.
Çocuklar daha ilkokulu bitirir bitirmez bir üst okula
üniversite sınavını dikkate alarak kayıt yaptırıyorlar. İyi insan olmak ve
şahsiyet kazanmak bir okula kayıt yaptırma sebepleri arasında yer almıyor.
Hatta böyle bir şeyi seslendirmeye kalkarsanız fena halde tiye alınabilirsiniz.
Siz boş yere onlardan metafizik tecessüs ve gerilim
bekleyedurun, üniversite sınavı gençlerin en büyük gerilim unsuru olmaya devam
ediyor.
Özlemlerinin, kaygılarının, geleceklerinin hatta hayata
bakışlarının temelinde bu sınav yer alıyor.
Gençler için kültürlenmenin ve biçimlenmenin en verimli
çağları bu hengâme içerisinde eriyip gidiyor ne yazık ki.
Farkında mısınız bilmem ama okumayı sevmeyen bir kuşak
yetişiyor.
Okula gidip okumayı sevmemek nasıl bir duygu durumunun
neticesidir anlamak zor.
Belki de vermek istediğimiz eğitimin neticesi bu.
Para, kariyer ve itibarın dışında gençlere verilen eğitim
başka ne vaat ediyor acaba
Bu malzeme ile ancak bu evsafta ürün alabilirsiniz.
Özü göz ardı edip kabuğu, sözü boş verip sesi
yücelttiniz. Kelimeleri değil rakamları, mazrufu değil zarfı öncelediniz. Kem
âlâttan kemâlat beklediniz. Ekmediğiniz şeyleri istediniz bu topraklardan.
Bu yarayı palyatif tedbir ve tedavilerle
iyileştiremezsiniz. Milli heyecanlar, değerler eğitimi gibi gayretler eğitimin
merkezinde yer almadığı sürece zevahiri kurtarmanın ötesine geçmeyecektir.
O zevahir değil midir ki nasıl olsa kurtarılıyorum diye
ikide bir olur olmaz şartlara esir düşen.
Efendiler, şu üniversite kazanma uğruna birer ağır işçiye
dönüşüp gözleri başka hiçbir şey göremez hale gelen beladan gençleri
kurtarmadıkça ülkenin ne gençlik sorunu halledebilirsiniz ne eğitim ne de
değerler sorununu.
Eğer bir konuda yediden yetmişe herkes söz söyleyip
beylik laflar etmeye başlamışsa o konu ciddiyetini ve çözüm umudunu kaybetmiş,
ortalığa düşmüş sayılır.
Yani sanıldığının aksine eğitim konusunda sözün bittiği
yerde değil, sözün bir türlü bitmediği yerdeyiz. Yapılması gereken açık ve
bellidir. Şayet katkımız olacaksa birkaç madde ile sıralayalım.
Bir; Ortaöğretimde köklü bir reform yapılmalı ders yükü
en aza indirgenmeli ve gençlere hayatın anlam ve ahengini çözebilecek
soluklanma imkânları tanınmalıdır.
İki; Öğretmenlerin öğretme motivasyonları artırılmalı.
Bir memlekette ilmin ve öğrenmenin ne denli itibarı olduğunu öğretmenlere
verilen değerden anlayabilirsiniz. Öğretmenliğin meziyetli bir meslek olduğuna
inanılıyorsa bu zihinsel yeterlilikte ve özellikte kişiler öğretmen
yapılmalıdır.
Üç; Ortaöğretimde sayısal derslerin sosyal derslerin
üzerini kapatacak yoğunlukta olması isabetli bir tercih değildir. Bu şekilde
hep bir tarafı eksik bir kuşak yetiştirildiğinin farkında mıyız
Dört; Öğretmenlerin okullarda kısır siyasi çekişmelerle
birbirine düşüp eğitim barışını engelleyici tavır içerisine girmelerinin özünde
yatan sebep entelektüel seviye eksikliğidir. Bu entelektüel düzeysizlik farklı
sendika ve dünya görüşlerindeki öğretmenlerin anlaşmazlıklarını pazarcı
kavgasına dönüştürmektedir. Yani öğretmenler için de eğitim şarttır.
Beş; Meslek liseleri yepyeni bir anlayışla yeniden
yapılandırılmalı ve gençlerin çok uzun yollar yürümeden meslek sahibi olmaları
sağlanmalıdır. İşin ve çalışmanın kişiliği geliştirici tarafı göz ardı
edilmemelidir. Bu şekilde üniversite geleceğe yönelik tek seçenek olmaktan
çıkacaktır.
Altı; Eğitimde yolunda gitmeyen şeyler konusunda eğitim
öğretimin birinci derecedeki aktörleri olan öğretmenlerin görüşlerine
başvurulmalıdır. Öğretmenin muhatap alınmadığı bir çözüm arayışı her zaman
güdük kalacaktır.
Yedi; Dershaneler kapatıldı; lakin dershaneleri doğuran
şartlar hâlâ devam ediyor. Şayet gaye
dershaneleri okullaştırıp okulları dershaneleştirmek değilse -ki bu felaket
olur- ne yapılmak istendiği bir an önce netliğe kavuşmalı.
Sekiz, Okul ve Milli Eğitim idareci ve müdürlüklerinin
ehil, tecrübeli, uyumlu ve donanımlı kişilerden seçilmesi gerekir. Çok istekli
insanları idareci yapmak her zaman yerine uygun, yakışan, adil ve bu konuda
dilsiz kişileri seçmek her zaman daha isabetli bir tercihtir.
Dokuz; Başarı kelimesi yeniden tanımlanmalı ve
eğitim-öğretim takviminin boşlukta kalan eğitim kısmı ayağa
kaldırılmalıdır.
On; Üniversite başarıları okul duvarlarına ya da panolara
asılarak tebcil edilmemeli, bu yarışta geri kalan gençlerin psikolojileri bu
abartı içersinde örselenmemelidir.