Teknoloji hayatımızı bu denli istila ettiğinden beridir,

bizi biz yapan birçok şeyin nasıl da değiştiğinin farkında mıyız Sahte

gülücüklerin, yapmacık beğenilerin, sanal sevgilerin, icabetsiz davetlerin

ilişkilerimizi düzenlediği bu sanal dünyada, değerlerimizi ne kadar muhafaza

edebildiğimiz sık sık gündemimizi meşgul etmesi gereken çok önemli bir

başlıkken, maalesef biz bu sahteliğin içinde yaşamaya alıştık, alıştırıldık.

Özellikle son birkaç yıl içinde gelinen nokta gösteriyor

ki koca bir millet olarak bütün hayatımızı; gece yatmadan önce, sabah güne

başlar başlamaz, acıktığımızda, susadığımızda, üzüldüğümüzde, hasta

olduğumuzda, yolculuk yaptığımızda, yemek yediğimizde... Kısacası nefes alıp

verdiğimiz pek çok zaman diliminde kendimizi ona göre düzenlediğimiz bu sanal

âlem, diğer soruları yersiz göstererek tek bir soruyla yaşamaya yöneltti bizi:

Bugün facebook için ne yaptın

Hayatımızı ona göre mi düzenliyoruz yoksa hayatımızdaki

her yeni düzen ve değişikliğe ilk önce onu mu şahit tutuyoruz bilinmez ama şu

bir gerçek ki facebook dediğimiz şey, hayatlarımızın bir vazgeçilmezi oldu ve

bizler de gün geçtikçe, bir türlü kurtulamadığımız bu girdabın içine, madde

bağımlıları gibi daha da fazla düşer olduk.

Güler misin ağlar mısın dedirten ama bir süre sonra

artık tiksinti boyutuna gelen çok fazla şeye şahit olmaya başladık bu sanal

dünyada.

Bir bakıyoruz, hiç tanımadığımız insanların hiç

tanımadığımız yaşlı anne babalarının biçare halleri... Bir hastane odasında

fotoğraf çektirmeye mecali olmayan amca veya teyze, muhtemelen o deklanşör

sesiyle kendine gelmiş ve altına bir not iliştirilmiş; Hastanedeyiz, dua

bekliyoruz

Bir bakıyoruz, bir hanım kardeşimizin mutfakta yaptığı

birbirinden güzel pastalar, börekler... Ve tabi bunları resmeden fotoğrafta

çıkan elleri ve kolları

Adını sanını duymadığımız insanların; hangi tarihte,

nereye, hangi vasıta ile ve kimlerle yolculuk yaptığını biliyor, gittiği yerde

kendini nasıl hissettiğine şahit oluyoruz.

Genç kızlarımızla beraber askerdeki nişanlılarının

şafaklarını beraber sayıyoruz.

Evli bir çiftin özel günlerinde birbirlerine yaptıkları

sürprizleri, aldıkları hediyeleri aynı gecesinde biz görüyor, bukette ne kadar

gül olduğunu biz sayıyoruz...

Yıllar vardır ki sesini duymadığımız akrabamızın

mezuniyetinde giyeceği, mağaza aynası önünde çekilmiş kıyafetini ailesinden

önce biz görüyoruz.

Ülkenin çeşitli yerlerindeki mücahit ve mücahidelerin

herhangi bir programda sergiledikleri destansı cihad tablolarını, anında,

naklen yayın olarak biz izliyoruz. Konuşmacının ne anlattığının ne önemi var,

başparmağını kaldırıp poz veriyor ya günün mücahidi seçiyoruz!

Entelektüel kardeşlerimizin hangi aralıkta hangi

kitapları okuduğunu biliyor, sık sık kitaplıkları önünde çekilmiş resimleri ile

nasıl kitap kurdu olduklarını hayranlıkla izliyoruz!

En yakın arkadaşımız evleniyor ve biz haberini herkesle

beraber gördüğümüz, Etkinlik daveti ile öğreniyoruz.

Ülkemizin hangi toprağında, kaç cm kar yağdığını

meteorolojiden önce biliyoruz.

Çocuğumuz yan odada hastalanıyor, biz bunu facebooktan

duyuyoruz.

Kendini mutlu hissedenler, âşık hissedenler, üzgün

hissedenler, hasta , kararsız , umarsız , yalnız , sinir olmuş

hissedenler... Farkında mıyız birileri bizi sürekli üstelik her halimizle

etiketliyor fakat farkına varamıyoruz!

Elbette resmen, Bugün facebook için ne yaptın demiyoruz

kendimize fakat yaptığımız her şeyi o da aklımızın bir kenarında olarak

yapmadığımızı da iddia edemiyoruz!

Facebook, Twitter, İnstagram ve farklı farklı isimlerde

daha başka her ne varsa hayatımızda, bunlar mahremiyet sınırlarını ciddi

anlamda ortadan kaldıran şeylerdir. Birbirlerinin yüzlerini görmeyen, seslerini

duymayan, vücutlarına dokunmayan insanlar; birbirlerinin hislerine,

duygularına, hayatlarına dokunuyordur ve bu aslında ilk bakışta sıkıntı oluşturmuyor

gibi görünse de bir süre sonra damarlarımızda dolanan bir virüs gibi bizi içine

hapsediyor.

Oysa teknoloji bize Allah ın bir lütfudur. Hayatımızdan

tamamen çıkarmamız mümkün olmayacağı gibi, uygun da değildir zaten. Fakat her

şeyde olduğu gibi bunda da sınırlarımızı çok iyi bilmemiz lazımdır. Her an her

hareketimize herkesi şahit tutuyor olmamızın aslanda ne kadar garip bir durum

olduğunu kabul etmemiz ve nasıl olsa beni kimse görmüyor mantığıyla,

olağandan daha rahat hareket ve tavırlar sergilemekten kaçınmamız

gerekmektedir.