Öğretmen sancılı, öğretmenlik sancılı Öğretmen yetiştiren kurumlar sancılı Öğretmen yetiştiren kurumların başı (YÖK) sancılı Bunca sancının çözüm yolu ise öğretmenlik mesleğine nitelik ve nicelik kazandırmaktır.
Bu hafta sonu itibariyle ilköğretim ve ortaöğretimde okuyan 15 milyon civarındaki öğrenci birinci yarı yılı tamamladı ve tatili hak etti. Hem de kurban bayramıyla birleştirilmiş üç haftalık tatili
Üniversite gençliği de bugünlerde final sınavlarını tamamlayarak tatili hak etmeye çalışıyor. İlköğretim ile liselerin son sınıflarında okuyanlar ise kurban bayramını "rahmet" olarak görüyorlar, çünkü görüp görecekleri dinlenme bu kadar olacak onlar için, bayramın ardından gelen 15 günlük "dinlenme tatili", onları başka bir kapıya yoğunlaştıracak: Dershaneler.
Dershaneciler hem dershanelerinin hem de öğrencilerin performansını yükseltebilmek için bütün alternatifleri deniyorlar ve canla başla görevlerini yapmaya çalışıyorlar. Onlar tatilleri büyük fırsat olarak görüyorlar. Bir özel sektör kurumu olan dershaneler kendi aralarında tatlı bir rekabeti de yaşıyorlar. Dolayısıyla herkes kendini başarılı olmaya mahkûm hissediyor. Keşke bu tatlı yarış hayatın her alanında olsa!
Özlenen meslek
Öğretmen sancılı, öğretmenlik sancılı Öğretmen yetiştiren kurumlar sancılı Öğretmen yetiştiren kurumların başı (YÖK) sancılı
Zaten öğretmen yetiştirme sorununu hallettiğimiz zaman eğitimde aydınlık dönem başlayacak demektir. Çünkü eğitimin lokomotifi ve emekçisi öğretmenlerdir. Toplumun en aydın kesimi öğretmenler olması gerekirken imkânsızlıklar ve başka sebepler bunu engellemektedir. Ülkenin içinde bulunduğu şartlar, "her birey"e geçinebilmek için bir işi zorunlu kılarken, bu "iş alanı" eğitim ve öğretim alanı olmamalıdır.
Ekonomik şartlar bakımından Türkiye nin her bölgesi aynı durumda değildir. Büyük şehirlerde ev kiraları öğretmenin aldığı maaşın tamamı kadardır. Küçük yerlerde belki maaş olarak geçinilebilir fakat büyük şehirlerde alınan maaşla geçinmesi mümkün değildir. Bu durumda öğretmen, ya ikinci bir iş veya ücretle ders verme yolunu seçmektedir. Günümüz şartlarında öğretmenin verimli olabilmesi için hem moral desteğe hem de maddî desteğe ihtiyacı vardır.
Eskiye oranla artık öğretmen açığından söz edilmiyor. Varsa bile bu gibi haller mevzileşmiş durumdadır. Hatta büyük şehirlerde öğretmen fazlalıkları bile oluşmaya başladı. Öğretmenlik istihdam alanına dönüştü. Bu yüzden öğretmenlerde nitelik sorunu kendini belirgin bir şekilde hissettirmektedir. Aynı zamanda öğretmen yetiştirme konusunda ciddi sorunlar vardır.
Öğretmenlik özenilen meslek haline getirilmelidir. Çünkü eğitimde nitelik önemlidir, dolayısıyla öğretmenlik nitelik ve nicelik açısından saygınlığa kavuşturulmalıdır. Yetenekli, zeki, düşünsel kıvraklığa sahip, araştırmacı özellikte olan gençlerin öğretmenlik mesleğine özendirilmesi gerekir. İstisnalar bir tarafa bırakılırsa günümüzde öğretmenliği toplumun orta kesiminin alt katmanındakilerle, daha alt katmanda bulunanlar tercih etmektedir. Sosyal seviyesinin yükselmesi gerekir ki bir öğretmen geçimini sağlayabilmek için ek işler peşinde koşmasın.
Ders kitapları
Söylene söylene, yazıla yazıla nihayet Millî Eğitim Bakanlığı ders müfredatlarını değiştirdi. En azından önceki hükümetin yıktığını düzeltir diye bir iyi niyet içinde olmak gerekir. Ayrıca sonuçlarını zaman içinde göreceğiz. Dileğimiz gençlerimize faydalı olmasıdır.
Fakat müfredatları değiştirilen derslerin kitaplarının yetiştirilmemiş olması, eğitim ciddiyeti ile bağdaşmamaktadır. Her öğretmen aynı düzeyde olmadığı için, ne yapacağını bilemez. Bu başlangıç iyi olmadı. Bu kadar önemli bir değişikliğin eksiklerinin olması motivasyonu önemli ölçüde sekteye uğratır.
Yazılacak ders kitapları elbette çok önemli, içeriğinden tutun da Türkçe nin doğru kullanımına kadar her şeyi, gençlerin donanımlı bir şekilde yetişmelerine katkı sağlayacak ya da En çok merak edilen hususlardan birisi de muhakkak kitaplardır. Umarız dağ fare doğurmaz.
Ders kitaplarının yazımı, basımı, dağıtımı konuları birçok kişinin iştahını kabartmaktadır. Bu konularda kötü kokuların olması vahim olur. Yetkililerin bunların farkında olduğunu düşünüyorum. Elbette birilerinin başına devlet kuşu konacaktır. Konacak diye de işlerden vazgeçilecek değildir. Sadece dikkat çekmek istiyorum.
Öneriler
Uzun zamandan beri devlet kendi tekelinde bulunan eğitime özel sektörü de çekti. Bu durum eğer iyi değerlendirilirse çok olumlu bir gelişmedir. Çünkü rekabetin olduğu yerde ilerleme olur.
Devlet, imkânı olmayan çalışkan, zeki gençlere sahip çıkmalı, onların koruyup kollamalıdır. Ta ki özel sektördeki eğitim olgusu ticarî bir boyut kazanmasın.
Devlet öğretmene gereken değeri vermelidir. Bu konu, hükümetlerin "millî" bir meselesi olmalıdır.
Eğitimde tek taraflı telkinlere ve saplantılara yer verilmemelidir.
Yabancı ideolojilere yüz vermeyen, millî ve manevî değerlere bağlı gençlerin yetiştirilmesi amaç olmalıdır.
Eğitim sistemi partilere ve bakanlara göre değişmemeli, eğitimde toplumsal uzlaşı esas alınmalıdır.
Eğitime ayrılan millî payın oranı yukarılara doğru yükseltilmelidir.
İlk ve ortaöğretim dinamik bir yapıya kavuşturulmalıdır. Ta ki üniversitelerin de seviyesi yükselebilsin.
Zorunlu eğitim süresi uzatılmalı fakat ara geçişlere müsaade edilmelidir. Çocuğun nerede ve nasıl bir performans göstereceği belli olmamaktadır. Başarılı bir öğrencinin zaman içinde kanaatleri değişebilmektedir. Aksi halde daha ileriki yaşlarda böyle bir yola başvurmak zorunda kalmaktadır. İnsan kendi özelliklerine uygun ortamı eninde sonunda arayıp buluyor. Bulamazsa zaten başarılı olamıyor.
Nitelikli teknik eğitime ağırlık verilmelidir.
Çoğu yerlerde sınıfların kalabalık oluşu hâlâ problem olmaya devam etmektedir.
Eğitim merkezli televizyon programları yaygınlaştırılmalıdır.
Bu arada velilerin, öğrencilerin karnelerine yansıyan başarı ya da başarısızlığı sühûlet ve sükûnetle karşılayıp, geleceğe umutla bakmaları istikametinde davranmaları hem pedagojik hem de insanî bir tavır olur. Karneleri iyi olanların teşvik edilmesi, başarısızlığı olanların da yüreklendirilmesi gerekir.
Bayramı bayram olarak kutlayıp, tatili de "tatil"in ruhuna uygun olarak değerlendirmeleri dilek ve temennisiyle
Üniversiteler köklü çözüme hasret
Her kademede, Türk eğitim sisteminin yüzü oldukça serttir. Bunun daha sevecen bir çehreye büründürülmesi gerekir. Dolayısıyla gençler ya pısırık ya da etki tepkinin bir sonucu olarak saldırganlaşıyorlar. Okul bittikten sonra da iş bulmada liyakat yerine "torpil" geçerli olmaktadır. Bu gibi olumsuzluklara fırsat verilmemelidir. Üniversite kapısında bekletilen öğrencilere mutlaka kısa zamanda köklü bir çözüm üretilmelidir. Genç bir insan "okumak" istiyorsa, her ne olursa olsun okuma hakkı elinden alınmamalıdır. Türk millî eğitiminin en büyük hasreti "Türkiye gerçeği"nin iyi niyetle görülüp, "barış" tohumlarının yeşertilmesidir
"Kavgacı YÖK" eğitime çok zarar veriyor
YÖK ün hükümetlerle olan çekişmesi eğitim ve öğretimi olumsuz yönde etkilemektedir. Eğitim ve öğretim söz konusu olunca akan suların durması gerekirken, maalesef ülkede en büyük çekişme bu alanda yaşanmaktadır. Çocuklar masumdur. Onları çeşitli şekillerde kategorize etmek, eğitim mantığı ile asla bağdaşmaz.
Görünen ve dışa yansıyan şekliyle YÖK ilmi, irfanı temsil etmiyor. YÖK denince kavga, gerginlik, ayırımcılık gibi hususlar akla gelmektedir. YÖK ıslah edilmelidir. Balık baştan kokar diye bir atasözümüz var. Eğitimdeki olumsuzlukları, başarısızlıkları çocuklara fatura edemeyiz. Onların bir suçu yoktur. Onlara ne verirseniz onu alırlar. Yeter ki iyi niyetli olunuz.
YÖK ün üniversitelerinden yeterli eğitim ve öğretim alamayan öğretmen adaylarının, Millî Eğitim Bakanlığı tarafından mutlaka hizmet içi eğitimlerle yetiştirilmesi gerekir. Bunun da göstermelik olmaktan uzak, gerçekten faydaya yönelik olması lâzımdır. Teknolojinin kullanımı ve yaygınlaştırılması öğretmenlerin hizmet içi eğiminin yaygınlaştırılmasıyla mümkün olabilir. Çünkü maddî yetersizlik orada da öğretmeni yalnız bırakmamaktadır.
YÖK başörtüsü zulmüne son vermelidir. Eğitimin faziletinden bahsedip durmak yerine, eğitimi "faziletli" hale getirmek gerekir. Var olan zihniyetle bunların çözümü mümkün görünmüyor. Aksi halde kendilerini inkâr anlamına geleceğini çok iyi biliyorlar. Fakat bu çocuklar "bu ülke"nin çocukları Vergisini veren, ölünmesi gerektiği zaman vatanı için seve seve ölüme giden memleket evlâtlarının çocuklarıdır onlar
Vatan, millet, bayrak, ezan, Kur an dendiği zaman heyecanlanan, içi içine sığmayanların çocuklarıdır onlar. Onlara yapılan zulmü alkışlamak vatan severlikle bağdaşmaz. İnanca kin duymak kimseye yarar sağlamamıştır. "YÖK = başörtüsü zulmü" olmaktan kurtulmalı; eğitim, eğitim, hep eğitim demeli ve ardından da başarılar gelmelidir. Başkalarının yaptıklarını öğrenmekten bıktık, biraz da bizim gençlerimiz üretsin Bu sefer başkaları bizim insanımızın ürettiklerini öğrenmek için yollara düşsün
Artık koca koca insanlar kızı, torunu, torununun torunu yaşındaki çocuklarla, onların ne yediği ne giydiği ile uğraşmasınlar Hani ayıp oluyor artık Empati, empati, empati O zaman belki bir şeyler olur. Vicdanlarda bir şeyler kımıldar belki
Türk millî eğitiminin en büyük handikapı şekilciliği ön planda tutmasıdır. Programların biçimsel uygulaması esas alınırken eleştiriye de tahammülü yoktur. Eğitimin öncelikli amacı öğrenciyi bilinçlendirmektir, onun kılık kıyafetiyle uğraşmak değil. Bunu yapamıyorsa görevini yerine getiremiyor demektir.
Eğitimde sorunlar bitmiyor
Eğitimimizin sorunları bitmiyor, biteceğe de benzemiyor. Daha çok yazılıp çizilecektir. Söz gelimi hemen sorgulamaya başlıyoruz: Gençlik kendini geleceğe mi, yoksa üniversiteye mi hazırlıyor Hemen ardından, bir kısım gençler eğitim öğretimde araçları ve gereçleri tam olmasına rağmen niçin başarıya ulaşamıyorlar diye soruyoruz. Bununla da hızımız kesilmeyince, günümüz gençliği araştırmacı mı, ezberci mi demekten kendimizi alamıyoruz. İşin içinde biraz tereddüt varsa, başarıların tek değerlendirme ölçüsü üniversiteye girmek midir ya da öyle mi görülüyor diyerek teselli aramaya çalışıyoruz.
Öğrenciler üniversiteye hazırlanırken, okula rağmen yine kurslara devam ediyor; test kitaplarını ezberleyenler sınavda başarılı oluyor eleştirileri üzerine, ÖSYM okulda öğretilen bilgilerden de soru sorulması kararlaştırdı. Bu yıl ilk defa 60 tane bilgi sorusu sorulacak. Kervan yolda dizilmeye devam ediyor. Sistemin adı ne olursa olsun, çalışan başarıyor. Önemli olan eğitim ve öğretimi sistemli hale getirebilmektir. Eğitimde iş yapmaktan, sistem oturtmaktan ziyade arayışlar devam ediyor. Ne gariptir ki oturmuş kurumları bile yerinden oynatmayı marifet sayıyoruz. Başarılı kurumları desteklemek yerine sistemini değiştirmek suretiyle, taşları yerinden oynatmayı çok seviyoruz.
Başarıya kilitlenmiş okullar sanki kıskanılıyor da, kıskanan el onları sinsice keyfine göre dizayn ediyor. Bir Kartal Anadolu İmam-Hatip Lisesi bir zamanlar başarılara imza atarken şimdi esamesi bile okunmaz hale getirildi. Bu sadece bilinen hem de çok bilinen bir örnek Din eğitimi için büyük bir fırsat tepildi. Din eğitimi alanında niçin başarılı çocuklar eğitim görmesin Niçin onların sosyal seviyesi yüksek olmasın Ülkemizin din hizmetleri alanında iyi yetişmiş, çalışkan kimselere ihtiyacı varken, önüne engeller çıkarıldı. İyi yetişmiş insanların yapacağı hizmeti şöyle bir düşününüz Ülke adına ne büyük bir kazanç olurdu. Başarılı gençler sistemin adı ne olursa olsun gittikleri her alanda yüz akı oluyorlar. Önemli olan o gençlere fırsatların verilmesidir.