Ol emri verildikten sonra toprağa ruh veren ayetler, hayata tutunmasını sağlayan can suyu ise edebiyattır. Yani kâinat, yaratanın bildiğimiz tek şiiridir.

Edebiyatın kelime kökeni adaptır. Ve her şeyin kendine göre bir adabı vardır. Tüm şeylerin akademik olmayan, edep/adap kurallarının yazın şekline edebiyat denir. Bu minvalde, Kur’an-ı Kerim’in, yaratılışın edebiyatı olduğunu söylemek mümkündür.

Edebiyat toplum nezdinde kabul gördüğü gibi duygusal ve boş vakti çok olan insanların ilgilendiği, ekstra veya gereksiz bir alan değildir. Hatta hiçbir edebiyat bir kurgu ürünü değildir. Şiirler, denemeler, romanlar, senaryolar vs. tüm edebiyat ürünleri, yazan kişilerin yaşadıklarının adabını yansıtır. Her yazın, tarihi veya sosyolojik birer kanıttır. Kişilerin, dönemlerin, bölgelerin hatta çağların esrarengiz müsvedde kâğıtlarıdır. O yüzden, nasıl yazı yazarım diye soran kardeşlere, yaşamayan yazamaz diye başlarım cümleye…  Yahut yaşamadığını yazamaz, yaşadığını yazmalıdır.

            Tasavvuf kalbi terbiye eder. Edebiyat, terbiye edilmiş kalbin ve zihnin ürünüdür. Durmayan, susmayan, dinlemeyen, görmeyen, süzmeyen, sezmeyen, ölmeden önce ölmeyen yazamaz. En azından Allah için yazamaz. Allah için yazılmayanın da bir ehemmiyeti yoktur.  Ayet temel, edebiyat ince işçiliktir. Zikir kalbi, edebiyat metni işler. Kalpler ancak Allah’ı anmak ile kelamlar ancak Allah’ı konuşmak ile kalemler ancak Allah’ı yazmak ile mutmain olur. Namaz, cihat Müslüman’ı, zarafet; hakkın kafiyesini, redifini, nizamını bilen Müslüman’ı ayırt eder. Edebiyat okumak, dinlemek, yazmak ruhun rot-balans ayarlarını yapmak manasına gelmektedir. Kalp ile zihin, söylem ile eylem arasındaki uyumu dizayn eder. İçi dışı bir donanımlı müminler inşa eder.

            Dedemiz Mehmet Karakuş, hem MGV hem de tasavvuf ehli bir adamdır. Yıllarca gerçek imam hatipler davasına omuz vermiş bir okul müdürü, yüzlerce talebe yetiştirmiş bir vakıf hocası, köy köy Allah için, Milli Görüş davası için dolaşmış bir il encümeni, çoğu zaman sahada olduğundan evlat/eş yüzü görmemiş bir aile reisi… Hâsılı nice bedeller ödemiş bir Müslüman’dır.

Ortaokulda kendilerini ziyarete gittiğimizde her kelimemizde uygun bir şiir bulur. Anlık yüreğimize nakşederdi. Adama bugün yoruldum diyorsun. Başlıyor: “Su iner yokuşlardan hep basamak basamak / Benim ise alın yazım yokuşlarda susamak!” Devam ediyor. Dünya taş kalası değmiyor diyorsun. Hemen ekliyor: “İnsandır sanıyordum mukaddes yüke hamal / Hamallık ki sonunda ne rütbe var ne de mal!” Örneğin moralimiz bozuk diyoruz. Yeniden başlıyor: “Mehmedim sevinin başlar yüksekte, Ölsek de sevinin eve dönsek de, Sanma ki kalır bu tekerlek tümsekte, Yarın elbet elbet bizimdir! Gün doğmuş gün batmış ebed bizimdir!” Diyorsun gelene kadar canım çıktı çarşı çok kalabalıktı. Başlıyor dedem: “Durun kalabalıklar, bu cadde çıkmaz sokak! / Haykırsam, kollarımı makas gibi açarak! / Durun, durun, bir dünya iniyor tepemizden / Çatırtılar geliyor karanlık kubbemizden!” Ve daha niceleri… Rabbim ondan razı olsun. Sülalemizde edebiyat seven kim varsa onun sayesindedir.

Eskiler öyleymiş. Ruh hastası gibi yan yanayken bile saatlerce reels&shorts izlemezlermiş. Sosyal medya ağlarında gezmezlermiş. Misafirliğe gittiklerinde dahi televizyon açıp karşısında saatlerce aval aval oturmazlarmış. Sadece; futbol, borsa, araba piyasası konuşmazlarmış. Ayet, edebiyat ezberlerlermiş. Birbirlerine şiir okurlarmış. Ezgi-marşlar söylerlermiş. Tarihi anekdotlar anlatırlarmış. Siyaset konuşurlarmış. Dünya düzeni konuşurlarmış. Müslümanların ahvalini konuşurlarmış. Namaz vakti beraber namaz kılarlarmış. Yemek vakti beraber yerlermiş. Kavgaya beraber giderlermiş. Beraber fakirlik yaşar yine de hep beraber şükrederlermiş. Örneğin işte bunların tamamı bir edebiyatın ürünü… Bir zamanlar Müslümanların kalesi pozisyonunda olan samimi MGV Müslümanlarının edebiyatı…

Nasıl edebiyat öğrenirim, okurum, yazarım?

Okumak için okunmaz. Yazmak için yazılmaz. Yaşamak için yaşanmayacağından dolayı… Yazmak için önce yaşamak sonra okumak sonra yaşatmak için yazmak arzusuna kavuşmak gerekir.

Nasıl yaşarım?

 Yaşadığının farkına varan yaşayabilir. Milyarlarca ölünün içinde yaşadığının farkına varan yaşayabilir. Hakikat arayışında olan yaşayabilir. Asr Suresi’nin sırrına varan yaşayabilir. Cehaletinin farkında olmadan; haramları, günahları, yanlışları yaşayabilir. Düşmeleri kalkmaları yaşayabilir. Vicdan azabından dünya hayatında cehennemi yaşayabilir. Kıymet bilmemeyi, kaybettikten sonra kaybedilenin kıymetini idrak edebilmeyi yaşayabilir. Parasızlığın ızdırabını ve paralılığın imtihanını yaşayabilir. Maddiyatın değerli olup olmadığını tecrübeyle yaşayabilir. Günlerce gecelerce tövbe ederek yaşayabilir. Tövbenin ve namazın verdiği huzuru yaşayabilir. Samimi dostlarla çay ve simidin hazzını yaşayabilir. Gurbetin yalınlığını yaşayabilir. Gurbetin kasları geliştirme sürecini yaşayabilir. Sağlığın öneminin farkında olmadığı dönemlerin olduğunu fark ettirecek kazalar belalar yaşayabilir. Pandemi yaşayabilir. Deprem yaşayabilir. Savaş yaşayabilir. İhanet yaşayabilir çok kez. Aldatılabilir çok kez. Samimiyetsiz insanlarla yaşayabilir. Çok şey yaşayabilir. Her yaşadığı şeyde, Allah’ı sığınak bulabilirse, gerçekten yaşayabilir. Sıradan bir hayatı olan yaşayamaz. Rahatsız olmayan yaşayamaz. Cahil toplumların normlarına savaş açmayan yaşayamaz. Yani anormal ve dengesiz diye anılmayan yaşayamaz. Sorgulamayan yaşayamaz. Aramayan yaşayamaz. Neden ve nasılsın sorusunu sormayan yaşayamaz. Yaşamayan ikinci adıma kavuşamaz. Yani okuyamaz. Okumayan yazamaz.

Nasıl okurum?

Yaşayan huzursuz olur. Yaşayan bunalıma girer. Yaşayan sorgulamaktan kendini alamaz. Sorguladıkça çok daha derin sorular ve sorunlar edinir. Derinlere daldıkça karşısına okumaktan ve araştırmaktan başka bir çözüm çıkmaz. İnsan adayı, yaşayarak ve okudukça sorularının cevabını bulur. Okudukça insanlığa doğru mesafe kat ettiğinin idrakine varır. Eşrefi mahlûkatın ne demek olduğunu anlamaya başlar. Okudukça huzura erer. Okudukça dağ gibi sorunlar karşısında Allah’a sığınmayı öğrenir. Okudukça cehaletinin ve acziyetinin farkına varır. Farkına vardıkça Allah’a teslim olur. Teslim oldukça Kur’an-ı Kerim okuma isteği artar. Ancak direkt o şerefe nail olamaz. Yavaş yavaş… Yaşadıkça, tarih okudukça, felsefe okudukça, matematik, fizik okudukça, olayları ve insanları okudukça belki yıllar içerisinde Kur’an-ı Kerim okuyabilme kabiliyetine ve şerefine ulaşabilir. Kur’an-ı Kerim okumaya başlayabilen insan sırların sırrına ulaşır. Ve artık gece gündüz okumaktan araştırmaktan kendini alıkoyamaz. Kalbin yazmaya hazırlık aşamasını izah ettiğimize göre somut fayda kısmını kısaca özetleyebiliriz. Okuyanın kelime dağarcığı gelişir. Farklı yazarlar okudukça yazı kalıpları öğrenir. Yaşayan gerekli olan ruha erişir. Kelime dağarcığı ve kalıp çeşitliliğine ulaşan için son bir adım kalmıştır.

Nasıl yazarım?

Müslüman’ın hayatında her şey Allah için olduğundan ötürü sanat da Allah içindir. Yaşadığı için sancılı ve heyecanlı ruhu, okuduğu için kelime-kalıp donanımını tamamlayanın son olarak sürükleyici bir motivasyona ihtiyacı vardır. Bunun bir fikir bir ideoloji olması gerçekliği kaçınılmazdır. Beşeri ve suni, sözde davalar uğruna yazılan binlerce metin bulabilirsiniz. Yazanlarının ve okuyanlarının akıbeti ortadadır. Ama biz Müslümanlar olarak biliriz ki yaşamayı ve okumayı nihayete erdirecek olan nihai çaba rıza-i İlahi çabasıdır. Yine biz biliriz ki, Allah’ın izni olmadan serçeler yüzemez, balıklar uçamaz ve dahi ateş üşütmez. Allah’ın izni olsaydı bunlar da mümkün olabilirdi... Ol emrinin kudretinin bilincinde olan asıl Müslümanlar bilirler ki gerçekten yaşayan, okuyan; hakikati, asıl sürdürülebilir motivasyonu, şehadet arzusunda bulur. Allah için yaşamayı ve ölmeyi yegâne hedef edinen insanlar, yaşadıklarını, okuduklarını ve vardıkları menzili diğer insanlara aktarmak; onları da dünyanın kahrından, cehennem azabından kurtarmak, maneviyatın hazzına ulaştırmak için çabalarlar. Ve yazarlar. Sıkıntılı gördükleri her şeyi yazarlar. İnsanlara Allah’ı anlatmak için, yaşadıkları yüz konuyu, yüz yerden okurlar, yüz kere Allah’a sığınır, yüz farklı kalıpta yazarlar.

Sonuç olarak bunca aşama atlatılarak yazılan edebi metinleri okumamak çok büyük nasipsizliktir. O yüzden kalpleri çevirenin edebiyatını bilmeyenin kalbi yorulur… Edebiyatın Rabbine hamd olsun.