PARTİLERİN seçim kampanyalarını yakından izlemeye

çalışıyoruz. Ekonomi konusunda ne dediklerini, geleceğe dönük yeni bir sistem

önerilerinin olup olmadığını, dış politika konusunda neler söylediklerini,

mevcut dış politikayı mı sürdürecekler, yeni bir teklifleri mi var diye takip

ediyoruz. Şunu kesinlikle söyleyebilirim ki Meclis te temsil edilen partilerin

iktidarı ve muhalefeti ile gerek ekonomi konusunda gerek dış politikada yeni

teklif sunmuyorlar. Hepsi mevcut düzenden yanalar. Yaptıkları sadece yıllardan

beri uygulanmakta olan zengini daha zengin, dar ve sabit gelirliyi yokluğa ve

yoksulluğa mahkûm eden uygulamadan iyice bunalmış olan dar ve sabit gelirli

kesime vaatlerde bulunmak. Yani, hepsi de mevcut bozuk düzen içinde kalarak bir

şeyler yapacaklarını ileri sürüyorlar. Hâlbuki bu zalim sistemin iflas ettiği

ortada. Makyajlayarak ölüyü canlı gibi sunmanın anlamsızlığı ortada. Artık bir

yerlere bağımlı olmayan tüm siyasilerin küresel sermaye sahiplerinin

değirmenine su taşıyan bu zalim kapitalist düzen ile insanımıza hizmet

edilemeyeceğini görüyor olmalıdırlar. Çünkü tüm sıkıntıların ve hastalıkların

sebebi olan bozuk düzen ile sağlıklı bir sonuç alınamaz,

İktidar sözcüleri her fırsatta faizlerin yüksekliğinden,

Merkez Bankası tarafından düşürülmesi gerektiğinden söz ediyorlar ama sonuç

sıfıra sıfır elde var sıfır. Bu noktada geçtiğimiz günlerde medyaya yansıyan

iki bankamız ile ilgili o bankaların yabancı ortaklarının açıklamalarını birer

cümle ile aktarmak istiyorum.

Unicredit Doğu Avrupa Kıdemli Yönetim Kurulu Başkanı

Carlo Vivaldi ana hissedarı oldukları Yapı ve Kredi Bankası için, Büyümeyi

sürdürmek için mükemmel bir varlık diyerek memnuniyetini belirtiyor.

Garanti Bankası nın ana hissedarı BBVA nın CEO su Angel

Cano, Türkiye de bankacılık çok cazip diyerek bankanın kârlılık oranını

vurguluyor.

Yabancılar Türkiye ye özellikle bankacılık sektörüne

gelirken bir ön inceleme, yaptıkları, bu inceleme sonunda bankacılığın

ülkemizde en çok kazandıran sektörlerden biri olduğunu tespit ederek

geldiklerini söylemek gerekir. Kısacası, dışarıdan sermaye getirenlerin bu işi

kazanmak için yapmaları doğaldır. Ama bankalar aracılığı ile piyasaya para

sürenlerin ülkemizde sanayi yatırımları yapmadığı, genellikle tüketici

kredileri ve banka işlemleri adı altında aldıkları paralar yoluyla yüksek gelir

elde ettikleri düşünüldüğünde ülkemizdeki faizci sistemin sadece sermaye

sahiplerine hizmet ettiğini söylemek mümkün. Böyle olunca da vatandaşın siyasi

partilerin bu alanla ilgili tekliflerini bilmek hakkıdır. Elbette bir

teklifleri varsa Bu arada enflasyonun nasıl engelleneceği, düşen ihracata

karşılık yükselen ithalatın nasıl dengeleneceğine dair de Meclis te temsil

edilen partilerin bir teklifi yok.

Gerek ekonomi, gerek dış politikada farklı bir söylemi ve

teklifi olan partinin Saadet, yani Milli İttifak olduğunu söylemek gerekir.

Onun da diğerleri ile eşit olmayan şartlar altında mücadele ettiği, sesini

duyurmakta güçlük çektiği ortada. Öyle ki, meydanlarda Saadet in görünmesini

engellemek için siyasette Milli Görüş çatısı altında bir yerlere gelmiş bazı

belediye başkanları bile yoğun çaba sarf ediyorlar. Bulundukları siyasi

harekete hizmet adına vefasızlığın zirvesinde dolaşmakta bir sakınca

görmüyorlar.

Sonuç olarak Rahmetli Erbakan Hocamın ifadesiyle 60

parti yok Milli Görüş ve diğerleri var .