Son günlerde yaşanan tartışmaların kökeninde milliyetçi siyaset anlayışının makul siyasetin önüne geçirme gayretleri olduğunu söyleyebiliriz. Milliyetçi siyasetin en büyük gücü duygulardan gelir. Duyguların harekete geçirilmesi ve yönlendirilmesi milliyetçi siyaset için vazgeçilmezdir. Avrupa’da aşırı sağın yükselişini mevcut sorunlara yönelik tepkilerin duygulara indirgenmesine bağlayabiliriz. Yabancı düşmanlığı üzerinden yükselen duygusal gerilim ve ulusal kimlik üzerinden yürüyen duygusal motivasyon siyasetin istikametini belirlemektedir. Avrupa’da birçok ülkede aşırı sağın duygulara yönelik geliştirdiği söylemlerle yükselişe geçtiğini görebiliyoruz.

Ülkemizde yaşanan tartışmaları da bu pencereden değerlendirebiliriz. Yoğun bir ekonomik krizin içinden geçtiğimiz bu günlerde tartışmaların mülteci/sığınmacı/göçmen kavramları üzerinden seyretmesi normal bir durum değildir. Burada bir siyasi pozisyon alma gayretlerinin varlığını görebiliyoruz. Son dönemlerde yaşanan krizlerin ortaya çıkardığı siyasi boşluğu kapma veya kapama gayretinde olanların bu tartışmalara dört elle sarıldığını rahatlıkla görebiliyoruz. Milliyetçi söylemlerin gerilimler üreterek artmasını bu siyasi çabalara bağlayabiliriz.

Bu durum makul siyaset üzerinden halka ulaşmaya çalışan siyaset anlayışının önünün kesilmesine dönük bir çalışma olduğu göze çarpıyor. Makul siyaset yapma biçiminin birileri tarafından halkın siyaset fikrine yerleşmesi istenmiyor. Çünkü makul siyaset ülkemizin geleceğine dönük güçlü bir sözü de beraberinde getirme potansiyelini taşıyor. Hem ülkenin kaos ortamından beslenen emperyalist güçler açısından, hem de iktidar gücünü menfaatleri doğrultusunda kullanan ya da kullanmayı arzulayan kesimler açısından makul siyaset anlayışının gelişmesi istenmiyor.

Milliyetçi söylemlerle beslenen göç merkezli tartışmaların iktidar açısından getirisinin gerçek gündemden uzaklaşılması olduğunu söyleyebiliriz. Mevcut krizin etkisiyle halkın ekonomik anlamda bunaldığı ve bu durumun iktidar aleyhine siyaseten olumsuz yansıyacağı bir vasatta mülteciler/göçmenler/sığınmacılar üzerinden yeni bir kutuplaşma iktidar açısından sevindirici olduğu muhakkak. Bu yüzden bu tartışmaların artmasına ve buradan kutuplaşmanın doğmasına razı bir görüntüsü var. Ancak bu şekilde yaşanan krizin siyasete etkisinin azalabileceğini hesap etmektedir.

Siyasette henüz taşların yerine oturmadığı kriz anlarında yeni oluşumlar ya da yeni isimler kendilerine alan açmayı hedefler. Bunun için görünür olmak, halkın gündemine girebilmek ve teveccühü kendine yönlendirebilmek isterler. Makul siyasetin bunu başarabilmesi mümkün olmakla birlikte epey zordur. Ülkenin geleceği açısından sorumlu bir siyaset yapmak isteyenler için bu yolu tercih etmek önemlidir. Buna karşın hamaset üreten siyaset anlayışının halka ulaşmayı başarabilmesi oldukça kolay fakat bir o kadar da tehlikelidir. O yüzden siyasetin duygularla yoğrularak halka sunulması tercih edilen bir yöntemdir. Siyaset üretmek yerine hamaset üreten, proje sunmak yerine hedef gösteren, fikirleri yarıştırmak yerine duyguları coşturan siyasi anlayış geleceğimiz açısından tehlikeyi de beraberinde getirmektedir.

Hem içeriden hem dışarıdan bu ülkenin nimetlerini talan etmek isteyenlerin istediği tek şey kaostur. Fakat bu coğrafyanın artık daha fazla çatışmayı ve kavgayı kaldırabilecek gücü yoktur. Bu topraklarda yaşayanların ortak amacı huzurlu, müreffeh, emin ve adil bir şekilde yaşamaktır. Bunu da ancak tüm kesimlerin başvuracağı makul siyaset anlayışı başarabilir.