Dikkatinizi çekiyor mu bilmem Cumhurbaşkanlığı için

gerek muhalefetin çatı adayının, gerekse iktidar partisinin genel başkanı ve

başbakanın isimlerinin aday olarak açıklandığı günden bu yana, çok düşük

yoğunluklu bir Köşk heyecanı yaşanıyor. Belediye başkanlığı seçimlerinde bile

bugünkü yaşadığımız heyecanın katbekat fazlası vardı. Yerel seçimler sürecinde

bile ülkenin seçim stresiyle ilgili bugünden çok daha büyük bir çıta söz

konusuydu. Peki, neden kaynaklanıyor bu durum Neden insanlarımız 10 Ağustos tarihi

itibariyle ülkenin Cumhurbaşkanı nı seçeceklerine dair atmosferin içine bir

türlü giriş yapamadılar Her ne kadar medyamız, Cumhurbaşkanlığı seçimlerini

aşina olduğumuz, artık yüzlerini ezberlediğimiz isimlerle köpürtmeye

çalışıyorsa da, bir türlü seçimle ilgili olması gereken koridorlara

giremiyoruz. Çünkü bu millet, ne yapılırsa yapılsın, hangi yetkilerle donanırsa

donansın, Cumhurbaşkanlığı makamının -halk seçse bile- yarı sembolik bir makam

olduğunun farkında. Şimdiye kadar 11 Cumhurbaşkanı geçti Bizim yaş

sınırlarımız içinde kalan cumhurbaşkanları içinde ülkeye yaptıklarıyla

hafızalarımızda yer eden iki Cumhurbaşkanı oldu. Birisi Turgut Özal, öbürü ise

Ahmet Necdet Sezer. Turgut Özal, değişimin, gelişimin, büyümenin ve farklı

olmanın ismiydi. Cumhurbaşkanlığı makamına oturdu, ama kendisinden öncekiler

gibi, sadece devletin eli sopalı yüzünü yansıtmadı. Milletle devleti

barıştıran, kucaklaştıran, insanların devletle olan algılarını pozitife çeviren

bir tutum sergiledi. Görev yaptığı süre boyunca, devletle ilgili daha önceki

dönemde oluşan o negatif görüntüyü ortadan kaldırabilmek için uğraştı.

Ahmet Necdet Sezer ise, yakın dönemde Cumhurbaşkanlığı

yaptığı halde, bugün ismini birçok kişinin hatırlamadığı, hatırlamak bile

istemediği cumhurbaşkanlarından birisidir. Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin

partilerin ayak oyunlarıyla ve ideolojik saplantılarına takılıp kalmalarıyla

bir türlü yapılamadığı o dönemde, iktidar ve muhalefetin üzerinde uzlaştığı ve

Türkiye Cumhuriyeti ne kelimenin tam anlamıyla 7 yıl kaybettirmiş, 77 yıla mal

olmuş bir isimdir. Sadece dönemin Başbakanı Bülent Ecevit le girdiği Anayasa

fırlatma olayı bile bu ülkenin ekonomisinde 50 yıllık bir kara delik oluşmasına

yol açmıştır. Devleti senkronize şekilde yönetmesi gereken, ülkenin içinde bulunduğu

durumu çok iyi yorumlayıp buna göre adım atması gereken Cumhurbaşkanı Ahmet

Necdet Sezer ve Başbakan Bülent Ecevit, Anayasa kitapçığı krizinden sonra bu

ülkenin temeline tam anlamıyla bir dinamit koymuşlar ve insanların bir gecede

milyonlarca dolarlık borç yükü altına girmesine yol açmışlardır.

Gecelik faiz oranlarının yüzde 7 bin 500 e fırladığı,

döviz fiyatlarının tavan yaptığı, dövizle borçlu olanların bir gecede perişan

edildiği bu olay, Türkiye Cumhuriyeti cumhurbaşkanları tarihinin en karanlık,

en sisli, en puslu, en kötü dönemlerinden birisi olarak hafızalarımızda yer

almıştır. Nasıl bir Cumhurbaşkanı Geçtiğimiz günlerde yine Cumhurbaşkanlığı

süreciyle ilgili yazdığımız bir yazımıza, okuyucumuz, Elbette milli bir

Cumhurbaşkanı olmalı diye yorum yapmış. Milli bir Cumhurbaşkanı bizim olmazsa

olmazlarımızdandır. Göbek bağıyla emperyalistlere bağlı, kapitalistlerin

kuklası, güç sahibi olanların borazanı bir Cumhurbaşkanı elbette, ülkemizin

yarınlarının ipotek altına alınmasının sebebi olacaktır.

Bizim değerlerimizle donanmış, milli ve manevi değerlere

bağlı, bu ülkenin tarihsel ve kültürel dokusunu bilen, sosyal empati

kurabilecek, insanlarımız arasında barış ve huzuru yerleştirebilecek bir

Cumhurbaşkanı bizim en büyük arzumuzdur. Ayrıştıran değil, birleştiren