Siyonizm i dünyanın başına bela yapan fikir babaları,
bütün Yahudileri bir araya toplayıp bağımsız bir Yahudi devleti kurmak
istediklerinde Filistin halkı topraklarında huzurlu bir hayat sürmekteydiler.
Fakat Basel de başlayan bu süreçten bir dönem sonra Yahudiler Filistin i işgal
etmiş ve dağdan gelen bağdakini kovar misali yerli halka hayatı zindan etmeye
başlamışlardı.
Filistin hedef olarak seçildiğinde önlerindeki tek engel
Osmanlı devletiydi. Faşist zihniyetlerini bütün dünyaya hâkim kılabilmek için
Osmanlı nın yıkılması gerekiyordu. İçeriden ve dışarıdan kurdukları tuzaklarla,
hedeflerine ulaşıp, planlarını uygulamaya koydular. Dünya ekseninde ekonomik
gücü elinde tutan yandaşları ile güç birliği yaparak Filistinli yerli halka
ölüm, açlık, yoksulluk ve esareti reva gördüler. İşgal ettikleri topraklara
ölüm kan ve gözyaşı götürdüler. 1948 yılı Filistin toplumu için karanlık bir
tarih. O günden bu yana Filistin de sergilenen vahşet hiç bitmedi. Ne yazık ki,
İslam toplumlarının liderleri bu konuda etkin olamadıkları gibi Siyonist
eşkıyaların ekmeğine yağ sürmeye devam ettiler.
İslam toplumları içeriden ve dışarıdan kuşatıldı,
kimliklerinden, kişiliklerinden ve tarihi duruşlarından ödün vermeye
başladılar. İslami kimliklerini koruma ve duruşlarını sabitleme noktasında son
derece zayıf kaldılar. Çünkü içeriden ve dışarıdan gerçekleştirilen
taarruzlarla bu toplumların benliği zedelendi, İslami kişilikleri darbe aldı
fertler kolay yutulabilecek lokmalar haline geldiler.
Siyonist eşkıyalar neredeyse bütün enerjilerini
ötekileştirilen toplumların dejenerasyonuna adadılar. Bu uğurda çeşitli
protokoller hazırladılar. Özellikle genç nesil üzerine yoğunlaşıp,
çocuklarımızı kimlik karmaşasının içine sürüklediler. Müslüman gençler, okuma,
düşünme, araştırma, fikir yürütme, eyleme geçme, söz söyle yeteneklerini
geliştirme fırsatı bulamadılar. Ekranların uyuşturduğu bu çocuklar insanlığa
çığır açacak ufuklara sahip olamadılar. Vakitlerinin tamamını televizyon ya da
internet başında geçiren gençler yaşadıkları kimlik karmaşasından
kurtulamadılar. Müslüman olduklarını iddia ettikleri halde bir batılı gibi
yaşamaya ve düşünmeye devam ettiler.
Düşman bizi en kritik noktamızdan vuruyor. Siyonist
zihniyet ve yandaşları, İslam şemsiyesi altında birleşen aile fertlerini
parçalamadan Müslüman toplumları parçalayamayacağını biliyor. O yüzden yazılı
ve görsel medya aracılığıyla ailenin kutsiyetini ortadan kaldırıyor, aile bireylerini
birbirlerine kenetleyen değerleri zayıflatıyor ve kendini tanımlayamayan
hedefsiz kitlelerin oluşmasına zemin hazırlıyor. Gençleri uyuşturuyor,
kadınları moda furyasına sürükleyerek zihnen gelişmelerine fırsat vermiyor.
İslam toplumları kıstırıldıkları bu kapanda var olma mücadelesi vermeye devam
ediyorlar. Fakat nedense bir çıkış yolu bulamıyorlar.