Günlerdir “boş koltuk” ile ilgili tartışmalar yapılıyor.

       Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Erdoğan’ın ana muhalefet partisi CHP’nin genel başkanı Özel’i kabul ettiği ortamdaki “boş koltuk” tartışılıp duruyor!

       Bir kesim “boş koltuğun” mutlaka bir nedeni olduğunu ileri sürerken bir kesim de hiçbir nedeni olmadığını tesadüfen orada bulunduğunu(!) iddia ediyor!

       “Boş koltuk” Allah-u âlem “her ihtimale karşı” orada bulundurulmuş olan bir koltuk olmalı!

       Hani “beklenmedik biri daha çıkar gelirse” diye tedbiren orada bulundurulmuş olabilir!

       Neyse bizim meselemiz “boş koltuk” değil!

       Biz “dolu koltuklar” ya da “dolu oldukları düşünülen” koltuklar üzerinde kafa yormak istiyoruz.     

       “Dolu koltukların” birinde on üç milyon seçmeni tarafından sandığa gidilmeyerek protesto edilen bir siyasi oturuyor.

       Diğerinde ise oraya nasıl ve hangi şartlarda geldiğine kendisi de pek akıl erdirememiş bir siyasi oturuyor. Bu siyasi diyor ki:

       Boş bir havuza atladım düşene kadar havuz doldu!  

       Şimdi bu şartlar altında o koltukların gerçekten de dolu oldukları nasıl iddia edilebilir?

       İnsanlar “boş koltuk” meselesi üzerine çene yoracaklarına “dolu koltukların gerçekten dolu olmadığını” araştırsalar aslında çok daha doğru bir iş yapmış olmazlar mı?

       Her şeye rağmen!

       Yani “boş koltuk” meselesine kafa yorulmasına ve “koltukların gerçekten dolu” olduğunun sanılmasına rağmen yeni sürecin ümit verici olduğunu kabul etmek gerek!

       İnsanların birbirlerine sırt dönme yerine diyalog yolunu tercih etmiş olmaları önemsenmelidir!

       Siyasilerin birbirlerinin düşmanı değil rakibi oldukları hiç unutulmamalı ve bu yolda atılan adımlar desteklenmeli diyoruz.

       Yani geçmişte yapılmış olan hataların tekrarlanmasına fırsat verilmemelidir.

       “Hatasız kul olmaz” deyip yeni bir dönem başlatılmalıdır.

       Öyle görünüyor ki bugün ana muhalefet partisi ile diyalog arayışı içine girenler yarın çok daha farklı görüşlerin kapısını da çalacaklar.

       Yani siyasi partiler arasındaki görüş ayrılıkları birbirlerine sırt dönerek değil karşılıklı konuşularak aşılmaya çalışılacak demektir.

       Elbette özlenen yani hasreti çekilen de budur!