İnatla Yapılan Hatalar:
Sanki, birileri inatla ve belli hataları tekrarlayarak, tüm itiraz ve ikazlara kulaklarını tıkayarak, yapılmaması gereken herşeyi tek tek yapıyor.
Sonuçlar, kötüden de öte ama sanki ülkede aynı lisan konuşulmuyor. Kamuoyunun söylediklerini hükümet anlamıyor, dinlemiyor. İdarenin yaptığını da millet anlamıyor ve inanamıyor. Tehlike göz göre göre, geliyorum diye diye geliyor. Kimse birşey yapmıyor.
Doğu Akdeniz, Türkiye nin ilgi alanı, stratejik önemi büyük olan bir bölge. İçinde pekçok ülke için önemli olan Kıbrıs Adası var. Kıbrıs ta ise, Türklerin kazanılmış, tarihsel, askeri, hukuki ve jeopolitik hakları var. Şimdi aniden bu hakların hepsi kaybedilme noktasına getirilmiş, adeta bu muhteşem uçak gemisi (Kıbrıs dışarıda öyle tarif edilir) de karaya oturmak üzere. Rumlar, geminin ganimetini yağmalamaya hazırlanıyor. Bütün bu gelişmelerde büyük hatalar yapılıyor. Fakat maalesef, hatanın tümü içerden ve dışarıdan Kıbrıs ı yönetenler de. Bu iş adeta bir yanlışlar zinciri:
Herşeyden önce işin başından beri kullanılan taktik, metod ve sloganlar yalnıştı. İnsanları etkilemek için seçilen sloganlar, milli diplomasi kuralları ile değil, ticaret kafası ile uygulamaya kondu. Mesela, etkili olanlardan birkaç örnek vermek gerekirse:
"Çözümsüzlük çözüm değildir" söylemi. Bu boş ve saçma bir slogandır. İçi bomboş olan bu slogan; hiç bir şeyi çözmedi, olanı da daha kötüye götürdü. Çünkü esasta, çözüm için üretilmemişti. Sadece kulağa hoş gelsin, insanları kandırsın diye söylenmiş bir sözdü. Öyle de oldu. Türkiye de çok tuttu. Sonuçta tam olarak kimin kandırıldığı da elbet bir gün ortaya çıkacaktır.
"Bir Evet ile dünyaya bağlan" sloganı. KKTC de çok tuttu. Aslında bu koskoca bir yalandı. İnsanların hayallerini, ümitlerini sömürmeye yönelik, modern satış tekniği ile hazırlanmış ama siyaset ve dürüst devlet idareciliğine hiç uymayan bir deyimdi. Referandum sırasında KKTC de bol bol kullanıldı ve sonucu etkiledi. Kıbrıs hala dünyaya bağlanamadı, ambargo ve kısıtlamalar devam ediyor ve hala mali yardım gelmiyor. Yalan balonu patlamış durumda.
"Evet deyin, dünyaya barışcı ve uyumlu olduğunuzu kanıtlayın" söylemi, ne kadar da gerçeklerden uzak bir yaklaşım ve deyimdi. Bu, KKTC halkına sürekli empoze edildi. Kısaca, gizli bir suçluluk hissi aşılandı, onlara. Halbuki, bu kasıtlı ve yalnış bir taktik idi:
* Sanki 1963 te "Kanlı Noel"i yapan Rumlar değildi de, Türklerdi.
* Sanki 1974 te kurulu düzeni askeri ihtilalle yıkıp, kan döken Rumlar değildi de, Türkler di. Sonuçta ne oldu Türkler neyi ispat ettiklerini bile bilmeden, çoğunlukla "evet" dediler. Kendilerini, KKTC olarak haritan silecek olaya "evet" dediler.
Referandumun sonunda, Kofi Annan ın açıklamasında bu olay aynen şöyle tarif edildi: "Türk tarafı referandumda evet diyerek bağımsız bir devlet olmak iradesini gösterememiştir". Evet, doğru okudunuz, Türkler in jest olsun diye yaptığı veya poltikacıların dayatması ile katıldığı oylamaya işte böyle bir yorum getirdi. (B.M. Mayıs 2005 kayıtlarında konuşmanın tümü okunabilir.)
Kıbrıs Üzerinde Hatalar Zinciri:
* Türkiye nin yeni idarecileri, Davos 2003 toplantısında hiç bir mantıki, hukuki ve siyasi sebep yokken, Kıbrıs meselesinin çözümünü, Türkiye nin AB müzakereleri ile aynı pakete koymayı teklif ettiler. Bu, Türk yöneticilerin yaptığı büyük bir diplomatik hata idi.
* 2004 AB İlerleme Raporu nda, Kıbrıs ta çözüm; tamamen Türk tarafının omuzlarına yüklendi. Kıbrıs probleminin çözüm şartı rapora yerleştirildi. Bunların olduğu gibi kabul edilmesi, Türk tarafı için ikinci büyük hata idi.
* 2004 Aralık Brüksel Zirve toplantısında, Kıbrıs konusunda Türkler den büyük direnç ve itiraz bekleyen Avrupalılar, Türk yetkililerin pasif ve kabul edici tavırları karşısında hayrete düştüler. Bu şaşkınlıklarını, Avrupa medyasında ve uluslararası basın toplantılarında dile getirerek, "Türkler hiç tahmin ettiğimiz gibi bu konuda itiraz veya mücadele etmediler" demişlerdir. (Referans için Başbakan Berlusconi nin Fransız gazeticelere yaptığı basın açıklamasına bakmak kafidir) Bu durum da, Türkler için büyük bir diplomatik hata olmuştur.
* Ankara Ek Protokolü nün imzalanacağı sözü (hem de kimselere danışmadan) ise yine 17 Aralık 2005 te Brüksel toplantısında verilmiş olup, öylece Brüksel Zirve Bildirgesi ne de girmiştir. Bu da affedilmez bir siyasi taktik hatasıdır.
* Yine, 29 Temmuz 2005 te hiç kimseye duyurmadan, herkes tatilde ve TBMM kapalı iken, bu ek protokol, Brüksel de TC büyükelçisi tarafından Dışişleri nin talimatı ile imzalanmıştır.
* Ek protokol imzalanırken, içeride halkı rahatlatmak gayesi ile hiçbir hukuki yaptırımı olmayan ilave bir deklarasyon hazırlanıp, yayınlanmıştır. Türkiye içinden pek çok grup ve kuruluş bu imzaya karşı çıkmıştır. Dış dünyadan, Kıbrıs problemini iyi tanıyan akademisyen ve Türkiye dostları da "sakın bunu imzalamayın, çünkü bu ilave deklerasyonun da hiçbir hukuki hükmü yoktur" demişlerdir ama dinleyen olmamıştır. Bu Türkiye nin yaptığı son derece büyük bir diplomatik hata ve hukuki bir gaftır.
Sonuçta, dönem başkanı Tony Blair dahi Türkler in hazırlayıp, gönderdiği bu deklerasyonun hiçbir hukuki hükmünün olmadığı belirmiştir. Ona karşı da verecek bir cevap bulamamışlardır.
* 21 Eylül 2005 te, AB ülkeleri toptan bir karşı deklerasyon yazarak, Türkiye ye cevap vermiş ve Ankara nın yazmış olduğu deklarasyonu kabul etmediklerini bildirmişlerdir. Bu da tam bir diplomatik hezimettir.
* 12 Aralık 2005 Katılım Ortaklığı Belgesi nde, Ek Protokol ün imzalanması işlemi adeta ana şartlardan biri olarak Türkiye ye sunulmuştur. Bu dayatma ,hatalar zincirinin son halkasıdır ve Türkiye için hatadan da öte büyük bir yenilgidir.
Varılan Sonuç:
Kendi düşüncesinden başkasını beğenmeyen ve kabul etmeyen bir anlayış ile hükümet edenler, Türkiye yi bugün son derece kötü bir noktaya sürüklemiş bulunmaktadırlar.
İşin daha da vahim yönü, AB ilişkilerini idare eden komisyon ve onun başında olan kişilerin tecrübeleri de ortadadır.
Bazı konular, mesela Kıbrıs gibi, AB koşulları gibi, Güney Doğu Anadolu olayları ve oradaki komşularımızla olan durumlarımız gibi konular çok önemli "Milli Konular"dır. Bu Milli konularda geniş bir mutabakat yelpazesi şarttır. Çünkü sonuçlarına milletçe katlanılacaktır. Durum böyle iken ve Türkiye de Kıbrıs konusunu bilen, anlayan ve gerçekçi analiz yapan bunca uzman ve akademisyen varken neden hiçbirisine başvurulmamıştır
Elli yılını bu işe adayan Sn. Denktaş la neden bir konuşma bile yapılmamıştır Bırakın fikrini almayı, Sn. Denktaş tamamen dışlanmıştır. Hatta, Denktaş ın 22 Aralık 2005 te Ankara da TBMM konferans salonunda verdiği konferansa, davetli oldukları halde, ne bir bakan ve ne de bir Dışişleri Bakanlığı mensubu katılmıştır. Acaba bunun anlamı nedir Bu topluma nasıl açıklanmalıdır O toplantıda, Sn Denktaş, "Türkiye den, KKTC Türkleri için merhamet" rica etmiştir. Mevcut iktidar partisinden ise sadece 10 kişi toplantıya katılma cesaretini göstermiştir. Durumun hazin ve utanç verici garabetini görmemek imkansız. Böylesine azimli ve deneyimli bir lidere gösterilen bu denli saygısızlık ise kabul edilemez bir noktaya erişmiştir. Bunlar, hem diplomatik hem de görgü ve terbiye kurallarına aykırı, devlet adamlığına yakışmayan büyük hatalardır.
Böylesine önemli konularda, Türkiye Büyük Millet Meclisi nin kendi içinde kurulmuş olan Dışişleri Komisyonu veya Avrupa Konseyi Komisyonu üyeleri bile işe karıştırılmamakta ve fikirleri sorulmamaktadır. Bu duruma ne hatası denebilir bilemiyorum. Acaba, gaflet ve delalet mi demek gerekir
Bütün bu faktörlere bakarak denilebilir ki, gidişat çok kötü. Yakında, bazı yeni ve büyük tavizlerin verileceği belirtileri her yerde, her verilen demeçte görülüyor. Türkiye nin özellikle Kıbrıs konusunda büyük diplomatik hatalar yapmak üzere olduğunun işaretleri ortaya çıkmaya başladı bile. Kısacası, tecrübesiz genç kaptanların elinde rotasını kaybetmiş gibi sürüklenen bu muhteşem "uçak gemisi" de göz göre göre karaya oturmak üzere...