Diyarbakır; ruhu bakımından ırkçılığa en uzak bir belde olması gerekirken, ırkıçılık tarihinde en sonlarda yer alırken kısa bir zaman içinde ırkçılığa yönelmesinin izahı oldukça zordur. Niçin böyle oldu, ne oldu da ırkçılık içinde yer buldu Sosyolojik durumu "buluşma noktaları" yazı dizimizde ayrıntılarıyla irdelemiştik.

Osmanlı topraklarında ırkçılık Arnavutlar, Türkler ve Araplar arasında önce karşılık buluyor. Arnavutlar ın Balkanlardaki ayaklanmaları Osmanlıya düşmüş bir kıvılcımdır. Araplar ise "kavmi necip , "peygamber soyu" kışkırtmalarıyla bir kopuşa girmişlerdir. Yönetim erkinde bulunan Türkler, Osmanlı Devleti nin yöneticileri olmalarına karşın, ırk üstünlüğü duygusuna kapılmış, İslâm millet bütünlüğünü bir yana bırakmış, ırk eksenli bir yönelime kapılmış oluyor. Kürtler ise, ırkçılık furyasının dışında kalmış, folklör ve gündelik yaşayışlarına değin asimile ile türkleştirmeye karşı bile aşırı tepki vermemiş İslâm milleti içinde olmanın bilincinde olmuştur. 1980 sonrasında hızlandırılan ırkçı yönelim sadece Kürt milliyetçilerinden kaynaklanmıyor. Stratejistlerin başarılı uygulamaları ya da bu tuzağa düşen kesimler ayrışma ve uçurumu derinleştirmiştir. Bölgedeki ırkçı yönelime karşı bir başka ırkçı yaklaşım şiddeti artırmıştır. Diyarbakır ateşler arasında bırakılmıştır, tercihlerden birine zorlanılmıştır. Başka bir seçenek bırakılmamıştır. Silâhlı güçlerin ve timlerin Türkçülerden seçilmiş olması, olayları bastırmak yerine giderek azdırmış.

İslâmi gruplar arasında da ciddî gerilimler oluşturmuş. Radikal unsurlar, gruplar "parti faaliyetlerinin şirk olduğu, bu eylemlerde bulunanların küfürde olduğu" tezi ileri sürülmüş, etkili ya da eylemli, hareketli kimseler bunların etrafında odaklanmışlardır.

Tarikat gruplarının içine sızan isithbarat mensupları şiddet ve teröre bulaştırılmış. "Abede ya da mosad hizbullahı" bölgede millete kan kusturmuş. Terör öylesine tırmanmış ki, faili meçhul cinayetlerin günlük toplamı 8 ila 10 arasında olmuş. Bir arkadaşımız ilginç bir anekdot aktardı. "Birgün eve gittiğimde babam beni şiddetle azarladı. "Neden otobüs durağında bekliyordun " Eve gelmek için otobüs durağında bekleyecektim, ya nerde duracaktım . Gidip sırtını duvara verecektin, otobüs gelince koşarak binecektin." Baba burada şunu söylüyor, arkadan biri vurursa kim vurduya gidersin. Ölenlerin hiç birinin katili de yakanlamıyor.

MGV ye, MGV lilerin kitabevine bombalar atılıyor, olayaların içine çekilmek isteniyor. Millî Görüş doğrultusundaki hiç bir kuruluş ve o doğrultudakilerden hiç kimse olaylara bulaşmıyor. MGV nin hemen bütün okullarda ve bütün sınıflarda temsilcisi var ve çok da güçlüyken, bu gerilimli ve gergin durumda faaliyetlerini askıya alıyor. Parti çalışmalarını durduruyor.

Tarikat ve radikal gruplardakiler sakallarını kesiyor, darmadağın oluyorlar. Kimi kenti terk ediyor.

Edebiyat dergisi öykü yazarlarından, rahmetli dostum İbrahim Sarı da faili meçhul cinayetlerin kurbanıydı. Edebiyat dergisinde İbrahim Gaffarlı imzasını kullanıyordu. Dicle Tıp Fakültesi nde sekreterdi. İtirafçıların gösterdiği, gömülü olduğu evin altını deşmişler. Dört ceset çıkmış. Koskoca İbrahim Sarı küçücük bir çuvalın içine tıkıştırılmış. Ölülerin üzerine beton, betonun üzerine de çini döşenmiş.

Milli Görüş mensupları olaylara karışmadıkları için, kendilerinden de emindirler, sakallarını kesmemişler. Bir yerden bir yere giderken emniyet güçleri araçtakileri indiriyor kimlik kontrolü yapıyor. Kimlik kontrolü yapılanlar da yapılmayanlar da tedirgin. Çünkü, kimlik kontrolu yapılmayanlar emniyetle, MİT ile bağlantılı oldukları töhmeti altındadırlar. Sakallı bir arkadaşımız, ısrarla kimliğini uzatıyor, emniyet mensubu ona "Geç hacı geç" diyor. Diğerleri ona şüpheyle bakıyorlar. Herkes arabaya binince arkadaşımız ayağa kalkıyor "Arkadaşlar ben Milli Görüşçüyüm. Benim hiç kimseyle alâkam yoktur. Kimliğimi kontrol etmesi için ısrarla uzattım bakmadı. Bunda benim bir suçum yok." Ondan sonra kendisine hak veriyorlar.

Yabancı ruh psikolojisi bir milleti nasıl da geriyor, birbirine düşman ediyor.

Diğer grupların tamamı darmadağın olmuşlar. Bölgeyi toparlayacak ve asıl kimliğiyle buluşturacak olan gene İslâmî değerlere sahip bilinçli olan Milli Görüş ve onun temsil ettiği ruh olacak.