31 Aralık Mekke’nin Fethi programına katılmak üzere Diyar-ı Bekir’e vardık. Diyar-ı Bekir diyoruz özellikle. Bu, bir kültür şehrimizi tanımlayan ve ruhunu veren bir tanımlama. Cumhuriyet ideolojisi asıl anlamından uzak bir adlandırmada bulunuyor: Diyarbakır. Yani bakır madeni diyarı anlamında. Kürt ırkçılığı ile birlikte Amed öne çıkarılıyor. İslâm öncesi Pagan döneme ait bir isim. Irkçı veya amaçsız bir isimden bir başka kavmiyetçiliğin İslâm öncesine olan eğilimini gösteriyor bu tanımlamalar. Konunun etimolojisine girecek değiliz. Osmanlı Devleti döneminde yer isimleri üzerinde bir değişime gidilmiyor. Olduğu gibi bırakıyor, onun üzerinde herhangi bir baskıda bulunmuyor. Zamanla değişen ve gelişen durumlara göre yeniden isimlendirilebiliyor. Bu, bir zorlama ile değil doğal hâliyle oluyor.

Bir güne üç program yaptık. Dicle İlahiyat öğrencileri ile Akadem’de, ÖĞDER’de (Şuurlu Öğretmenler Derneği), akşam AGD’nin Mekke’nin Fethi programı. Yoğun ve verimli. Manevi yönü yüksek bir gün.

Bu bölgede insanımızın insana veya bu ve benzeri programlara yaklaşımı tamamen manevi bir ruh taşıyor. İbadet hâli yansıyor. Özellikle belli bir yaş grubunda olanların bakışı böyle. Geceyi manevi olarak görüyor. O vecd ile orada bulunuyor ve katılıyor. Program süresince ve programdan sonra insanların yaşanmışlıklarındaki yoğunluk her hâliyle yansıyor. Duaları genelde şu: “Allah hayrınızı kabul etsin” deniliyor. Hayırlı bir gecede hayırlı bir duada bulunma duygusudur bu.

Gecenin sunucusu öğretmenin geçen yıla ait bir anısı şöyle: “Bir köy okulunda sınavda gözetmen idim. Bir erkek çocuk başında takkesi ile sınava girdi. ‘Takkeyi neden taktın’ dediğimde, ‘Peygamberimiz ile ilgili bir sınava giriyorum’ karşılığını veriyor.”

Mekke’nin Fethi alternatif bir kutlama değil. İslâm ve onun değerleri antitez olamaz, tezin kendisidir. Kültürüne sinmiş yabancılıklardan arınma bir tezdir. Kurtulma ve kendi hayatını yaşama bilincidir bu. Mekke’nin Fethi tarihinin kendisinden çok ruhu ve özellikleri önemli. İnsanlık tarihinin en farklı en aykırı bir eylemidir. Kendi döneminde ve sonrasında örnek olması gereken bir büyük eylem. Bir fetih gerçekleşirken intikam ve öfke duygusunun olmadığı, insan duygularının bastırıldığı bir dönüm. Mekke’den işkence edildiğinden artık tahammül edilemez ve yaşanamaz olunduğu bir zamanda evini, barkını terk edenlerin yurtlarını fethederken geçmiş duygulardan soyutlanmamın eylemi. Kan dökülmemesi için Efendimizin özel çabası ve hatta Hz. Hamza’yı şehit ettiren, ciğerlerini çiğ çiğneyen Ebu Sufyan’ın karısı Hind’in bile bağışlandığı bir dönüm ânı. Büyük bir bağışlanma günü. İnsanlığa öfke değil sevgi ve merhamet ile yaklaşmanın örneği. Fetih ama bir işgal söz konusu değil. Evleri elinden alınan Müslümanlar kendi evlerini yeniden talep etmiyorlar. Peygamber buna izin vermiyor. Kendi evi amcasının oğlu tarafından satıldığından orada kalamıyor.

Mekke’nin Fethi gibi geceler ve dönemlerin kutlanması geçmişe övgü değil bir anma bir hatırlayış ve ondan alınacak dersler. Benzerlerini bugüne uyarlama. Yaşanmış geçmiş geçip gitmiştir. Önemli olan içinde bulunulan ân ve gelecektir. Ân içinde geçmişin ruhunu yaşama ve gelecek oluşturma bilincini kazanma. Müslüman’ın sorumluluğu içinde bulunduğu gün ve zamandır. Geçmişin sadece manevi bir katkısı var.

Gecenin anlamı manevi haz içinde var olma bilincinin yaşanmasıdır. Özellik yaşanılan şu zamanda bu çok daha önemli. İnsan değerinin olmadığı, insanların birbirlerini katlettikleri, öldürdükleri bir dönemdeyiz. Eskilerin deyimiyle bir tavuğu keser gibi insan öldürülüyor ve bundan da haz alınıyor. İnsanı kurtarma yerine öldürmeye dönük bir yaşama biçimi.

Eskiden kabilelerin kan davası olurdu. Şimdi büyük kabilelerin yerini alan ulus devletçiklerin çatışma ve savaşma günü. Müslüman olduklarını düşünenlerin Peygamberimizin hayatından zerre nasiplenmedikleri bir gerçek. Üzücü olan da bu. Bu fethin amacı yeniden kalplerin ve gönüllerin kazanılması ve fethi duyusu olmalı. O zaman bir anlam ve karşılığı olabilir.