Tarihin yapılmasında ve yazılmasında en önemli rolü din üstlenmiştir. Bireyin topluluk haline, topluluğun toplum ve millet haline gelmesinde dinin rolü büyüktür. Özellikle savaş ve doğal felaketlerin sebep olduğu yaraların sarılmasında muhataplarına tarif edilmez bir güç vermektedir; din. Dinin bir inanç olmaktan öte ceza ve mükâfat yani ahiret boyutlu olarak kabul edilmesi daha yüksek seviyede moral kaynağı taşımaktadır. Çünkü adına “din denilen” bazı inançların ahiret algısı yoktur.
Kitlesel problemlerin yanı sıra bireysel problemlerin çözümünde de din önemli bir role sahibidir. Ancak dinin etkin olabilmesi için toplumun hukuk, siyaset, ekonomik ve kültürel hayatında din var olmalıdır. Toplumsal hayattan kovulmuş, yasalara kaynaklık etmeyen, ceza ve mükâfat boyutu kabul edilmeyen; yalnızca vicdani bir mesele olarak görülen inanç, islam/din olamaz.
“Tapu Kadastro Genel Müdürlüğü’nün işlevi ne ise Diyanet İşleri Başkanlığı’nın da işlevi odur” tanımlamasıyla rol biçilen Diyanet; 3-4 Ağustos 2016 tarihlerinde Ankara’da toplanan Din Şûrası sonuç bildirgesinde yer alan “Cumhuriyet tarihi boyunca din-devlet-toplum arasında yaşanan sosyo-politik gerilim süreçlerinde ülkemize özgü bir kurumsallaşmanın yeterli düzeyde ve eş zamanlı olarak gerçekleştirilememesi nedeniyle ortaya çıkan boşlukta türeyen din eksenli yapılar, zaman zaman toplumun dini hayatını zaafa uğratacak boyutlara ulaşmıştır. Bu durum, ülkemizde din-devlet-toplum ilişkilerinin gerekli yasal zeminin inşası da dâhil olmak üzere yeniden ele alınmasını zorunlu kılmaktadır.” Tespiti ile Din Şûrası; Diyanet İşleri Başkanlığı’nın tarihinde ilk kez hapsedildiği alandan çıkarak toplumsal bir olaya yani FETÖ/PDY darbe girişimi hakkında müdahil olmuştur.
Ayrıca Din Şûrasının; STK’larla ortak çalışmalar yapılacaktır başlıklı maddesinde “Diyanet İşleri Başkanlığı, özellikle Din İşleri Yüksek Kurulu marifetiyle - özgürlüklerine müdahale edilmeksizin- Türkiye’de din hizmetine ve din eğitimine destek veren sivil dini-sosyal teşekküllerle, İslam’ın tarih boyunca medeniyetler kuran ana yolundan ayrılmamaları, her türlü ifrat ve tefritten uzak kalmaları, daha şeffaf ve denetlenebilir yapılar olması yönünde olarak ortak çalışmalar yapılmalıdır. Ayrıca dini ve ilmi denetim ve rehberlik için Diyanet İşleri Başkanlığı bünyesinde üst kurullar oluşturulmalıdır.” İfadesine yer verilmesi önemli, bir o kadar da tartışmalı bir konuya kapı aralamaktadır.
Cumhuriyet tarihi boyunca; Diyanet İşleri Başkanlığı “laiklik şemsiyesi altında” kendisine dayatılan rolü oynadığı gibi Sivil Toplum Örgütleri de bu rolden nasibini almış, özgürlük temelinde İslami bir anlayış ortaya koyamamışlardır. Devletin din anlayışı toplumun her katmanında katı bir şekilde yankı bulmuştur. Yani devlet dini ortaya çıkmıştır. Bu hal birçok yanlış kapıya yol açmıştır.
Emevi ve Abbasi’ler örneğinde görüldüğü gibi “devletin kontrolünde din” anlayışı olumlu sonuçlar vermemiştir. Üstelik Türkiye gibi laik bir devletin kurumu olan Diyanet İşleri Başkanlığının kontrolünde Kur’an ve sünnete uygun din anlayışı ve toplumsal paylaşımı sorunlu bir alan olmayı sürdürecektir.
Din şûrasında ifade edildiği üzere Diyanet Din Şûrasının toplumsal bir rol üstlenmesi şüphesiz ki kayda değer bir tutumdur. Ancak bu duruş özgürlük, ahlak ve vazife temelli olmalıdır ve devam etmelidir. Siyasi iktidardan güç bulan dönemsel girişimler olarak kalmamalıdır. Aksi takdirde modern zamanlarda olduğu gibi din stepne olmaktan kendini kurtaramayacaktır.