Bu kavram siyasi düşüncemize sayın başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile birlikte girmiştir. Bu kavramın sosyolojik bir karşılığı bulunmamakta. Bu, günümüz Müslümanlarını ilgilendirdiği için üzerinde durulmayı gerektiriyor. İslâmi düşünce geleneğindeki insanların hak etmediği, etmeyeceği bir kavram.
İslâm ın evrenselliği ve süreği hiçbir zaman "milliyetçilik" gibi sınırlayıcı bir kavramla ifade edilemez. Müslüman olan kimi grupların dar bakışları bile, İslam ı ve Müslümanları gölgeleyecek değil.
Müslümanlar adına ve Müslümanları itham eden böyle bir ifadenin bir karşılığı yoktur. Müslümanları itham edici böyle bir kavram ve Müslümanları dinden soğutmaya dönük bu tür girişimlerin olumsuz sonuçları hesaplanmalı.
İnsan bir ifadeyi, bir kavramı kullandığında sonuçlarının nereye varacağını da iyi düşünmeli.
Milliyetçilik "Semitik düşüncenin ruhunda ve özünde var." Bir dinin bir ırka ait olduğunu düşünmek, bir ırkı yeryüzünün en değerli varlığı saymak, insanlığı bir köle gibi görmek gibi.
Semitik Global kültür, insanlığı ana doğrultusundan uzaklaştırmak için yeni kavramlar üretiyor. Bu kavramlar dışarıdan üzerimize ağdırılırken, insanımız bilerek ya da bilmeyerek buna kapılıyor.
Bir kere İslâm, her Müslüman ın hayatında olan, vazgeçilemeyen bir öz ile donanmış bulunuyor. Her adımda, her halde ifade ettiğimiz besmelenin anlamı buna zaten izin vermiyor. "Rahman ve Rahim olan Allah ın adıyla" dediğimizde kuşatıcı bir ifade ve kavram ile baş başa bulunuyoruz.
Global dalga kendi kavramlarını üretirken, kendisini yok edecek olan düşüncelerin önünü kesiyor. İslâm, özünde ve ruhunda sınırlayıcı değil. Yakın zamanda Müslümanları özünden ve ruhundan uzaklaştırma adına ortaya atılan kavramların gündelik hayata sokulması bile bizi dikkatli olmaya zorluyor. Batılılaşma sürecinde yakıştırılan sıfatların her biri bozucu nitelikte.
İslâm topraklarında insanları birbirinden ayırt edici, uzaklaştırıcı bir üslup olmamıştır. İslâm ın kuşatıcılığı insanlığa soluk aldırıyor. İslâm devletlerinin yönetiminde insanlığı sınırlayıcı bir davranışa rastlanamaz. İnsanlık orada rahat yaşar.
Müslümanların çekildiği topraklarda, Müslümanlardan eser kalmıyor. Batı bütün izleri yok ediyor. Rodos ta yaşanan son durum Batı düşüncesinin bir göstergesi. Batı düşüncesine yaslanarak onların kavramlarıyla Müslümanları töhmet altında tutucu her davranış bir vebaldir.
Müslümanların hayatına sokulan kavramlarla İslâm ı ve Müslümanları farklılaştırıcı her davranış yeni bir uçurum getirir. "Ilımlı İslâm", "Din milliyetçiliği", "Light İslâm", "Fundamentalist Müslümanlar", "Radikaller" vs. insanlar bu kavramların içine hapsedildikçe İslâm dan uzaklaşıyorlar. Bir zamanlar hiçbir şeyi kabul etmeyen, reddeden radikal kesimin bugün nasıl da kendi özlerinden uzaklaştıkları görülmekte. Onlar bile bir savruluşta buldular kendilerini.
Her bölünme ve her dar çerçeveli bakış yeni bir savruluşu getirir.
"Din milliyetçiliği" de sonuç itibariyle, Müslümanların içine kuşku düşürücü bir sonuca sürükler. Kaldı ki, zamanımız insanları önlerinde bulunanların her davranışına ve her sözüne itibar ederler. Onu hayatlarının ve düşüncelerinin bir parçası haline getirirler.
Millet ile milliyetçilik arasında kesin ve ayırıcı farklar var. Millet kavramı İslâm a ait. Bu hiçbir zaman sınırlayıcı değil. Elbette İslâm milletinden söz ediyoruz. Zaten İslâm ın kendisi geniş ve açılımlıdır. Bir ırk, bir kavim, bir aşiret sınırlaması gibi değildir.
İslâm ve Müslümanlar adına konuşanlar dikkatli olmak zorundadırlar.
Müslümanlar zulmün aracı olamazlar. Böyle bir zorunlulukları yoktur. Bir siyasal partinin düşüncesi ve özü, kavramsal oluşunu iyi hesap etmeli. Dünyevi olan gelip geçicidir. Çünkü biz her adımımızdan sorumluyuz. Adımlarımızın, davranışlarımızın bizi nereye götüreceğinin hesabını iyi yapmak zorundayız.