Yaşanması zor, katlanılması daha da zor bir ülkede

yaşadığımızı iliklerimize kadar hissetmediğimiz yeni bir gün geçmiyor maalesef.

Madden zayıf, manen çökmüş, ne büyükleri büyük gibi ne çocukları çocuk bir

ülke...

Siyaset, diyanet, eğitim... Okullar, sokaklar, marketler

hatta evlerimizin içinin bile uğradığı ifsadı, her gün biraz daha kötüye giden

ahlâkî çöküntüyü gördükçe biraz daha içimiz kararıyor ve Yaşanabilir bir

Türkiye özlemimiz artıyor.

Nefes alıp veriyoruz ya işte, daha nasıl yaşayalım diye

itiraz edenler olabilir elbette. Fakat çok değil, bir gün ailemizle birlikte

gittiğimiz bir alışveriş merkezinde bile aslında bizim çok da kolay nefes alıp

veremediğimizi, destek üniteleriyle hayatta kalmak için mücadele ettiğimizi

anlarız.

Öyle ki bir akşam tutmuşuz çocuklarımızın elinden, hem

biraz gezip günün yorgunluğunu atmak hem de evimizin ihtiyaçlarını gidermek

için gitmişiz bir alışveriş merkezine. Gitmişiz ama daha kapısından içeriye

adımımızı atar atmaz başlamış nefesimiz zorlanmaya, kalbimiz sıkışmaya. Çünkü

kocaman mağazaların, renkli renkli reklamlarını görmeye başlamışız. Kozmetik,

giyim, bijuteri... mağazalarının duvarlarında, vitrinlerinde, kapılarında, güya

içerdiği ürünün reklamını yapan boy boy yarı çıplak bayan resimlerini

gördüğümüz zaman gözlerimizi ne tarafa çevireceğimizi bilememişiz. Erkeklerimiz

kıpkırmızı olan yüzleriyle, kadınlarımız yerden kaldıramadıkları utangaç

bakışlarıyla hızlı hızlı ifsat bombardımanından kurtulmaya çalışırken; daha

neyin ne olduğunu bilmeyen küçücük çocuk, o pırıl pırıl zihnine kazınan ve

muhtemelen bir daha hiç unutmayacağı tabloları izleyerek yürümeye devam

etmiş...

İlla alışveriş merkezlerine gitmek de gerekmiyor bunun

için. Nereye gidersek gidelim yürüdüğümüz yol boyunca her adım başı bir kalp

krizi tehlikesiyle karşılaşmaya devam etmişiz. Çünkü yaşadığımız şehrin en

işlek caddelerinin bilbordları Bu kadar da olmaz ki dedirtmiş bize.

Evet, dünyanın çok fazla sıkıntısı var. Türkiye nin çok

fazla eksiği, hatası var. Fakat en büyük tehlike artık görmeye alıştığımız, bir

süre sonra başımızı çevirme ihtiyacı bile duymadığımız, çünkü başımızı

çevirdiğimiz yerde daha beteriyle karşılaştığımız bu reklamlar olsa gerektir.

İstanbul, Ankara gibi büyük şehirlerin yanında TV sayesinde köy ve kasabalara

dahi giren, birçok şikâyet ve itiraza rağmen yıllardır yayılmaya devam eden bir

ahlâki dejenerasyondur bu.

Biz inanan bir ümmetiz. Biz Müslüman bir ülkenin

vatandaşlarıyız. Biz bağrında nice şehitleri, nice sahabeleri, nice evliyaları

ve peygamberi yatıran bir toprağın mirasçılarıyız. Ve biz şehit kanlarıyla

alınan bu topraklarda artık müstehcenliğin gözlerimizin içine sokulmasını

istemiyoruz. Televizyonlarımızı evimizden atabiliyor ya da söylendiği gibi

kapatabiliyoruz düğmesine basıp ve açmayabiliyoruz. Ama bunun haricinde

arabamızla ilerlerken de sadece yarım dakika durduğumuz bir ışıkta utançtan

renkten renge girmek istemiyoruz.

Evinde annesini, ablasını olması gerektiği kadarıyla

gören çocuklarımızın, ifsat reklamlarında gördükleri kadın vücutlarıyla fikir

karmaşası yaşamasını istemiyoruz.

Spor reklamında kadın, beyaz eşya reklamında kadın,

mobilya reklamında kadın... Kozmetik, restaurant, otel hatta araba yedek

parçaları reklamlarında dahi kadın figürlerinin kullanılmasına, ürünün mü yoksa

o reklamda oynayan kadının vücudunun mu reklam edildiğini anlamadığımız

görüntülere tahammül edemiyoruz.

Kadın olarak da erkek olarak da artık biz gözümüzü

çevirdiğimiz her yerde cinselliği empoze eden vücutlar görmek istemiyor ve bu

durumdan tiksiniyoruz.

Çocuk çizgi film kanallarında yahut oyun programlarında

bile yarı çıplak kadınların olduğu reklamların dönmesinden rahatsız oluyoruz.

Kadının kendini bir meta olarak kullandırması apayrı bir

konu zaten. Fakat ahlaksızlığın, edepsizliğin yayılmasına müsaade eden, utanma

nedir, namuslu olmak nedir bilmeyen bir neslin yetişmesine zemin hazırlayan

herkes; bunun için gerekli politikalar yürütmeyen yöneticiler de olsa, bu

reklamlara izin veren belediyeler de olsa, bu görüntülere alışıp hiçbir şekilde

şikâyet yoluna gitmeyen vatandaşlar da olsa... mesuldür, suçludur ve ifsat

yolunda şeytanın ekmeğine yağ sürüyordur.

Bu ülkenin acilen aslına dönmeye ihtiyacı var. Cenneti

ayaklarının altına serdiren kadının asıl değerini hatırlamasına, gençleri ve

aileleri bu tür şeytanî oyunlardan korumak için gerekli politikaların

uygulanmasına, yol, altgeçit yapan belediyelerin insanların yıkılan hayâ

kalelerini de onarmak için çalışma başlatmasına, ülkemizin yaşanabilir bir hale

gelmesi için herkesin canla başla çalışmasına ihtiyaç var ve bu yolda adım

atılmayan her gün biraz daha nefessiz kalıyor ve ölüme biraz daha yaklaşıyoruz

demektir!