Siyasetin farklı zaman ve mekânlarda yüklendiği farklı misyonları vardır. Günümüzde siyasetin toplumsal yaşamın temel belirleyicisi olduğunu görüyoruz. Çünkü ulus devletin hayatın her alanına müdahil olan bir yapısı vardır. Devletin yönetiminde söz sahibi olabilmek de siyasetle mümkündür. Bu durum siyaseti merkezi bir konuma yerleştiriyor. Burada önemli olan husus, siyasetin amacına uygun bir misyonla hareket edip etmediğidir.

Ülkemiz açısından siyasetin merkeziliği bundan daha az değildir. Hatta devlet aygıtlarının kullanılması dışında gündelik hayatın bile merkezine yerleşmiştir. Bu da siyasetin manipüle edilebilir olmasına imkân tanıyor. Bunun yanında iktidar gücü toplumsal ritmi sağlamaya dönük bir araç olmaktan çıkıp siyasetçinin şahsi ya da mensup olduğu kesimin menfaatlerine dönük bir araç haline geldiği de görülmektedir. Bu durumun sebepleri kişisel kötülüklerden daha çok siyasi kültür ve yapısal sorunlardan kaynaklanmaktadır.

Bu yapısal sorunların başında devletle iktidarın özdeşleştirilmesi gelmektedir. Devletin güçleri arasındaki ayrılığın kurumsal anlamda tam olarak yerleşememiş olması uzun süreli iktidarla devleti özdeşleştirmeye götürmektedir. Bu hem iktidarın gücünü kullanan siyasetçiler için böyle hem de o siyasetçileri destekleyen halk için böyle. İktidarda olanların yürütmeye dair tercihleriyle devlet aynı noktada değerlendirilebiliyor. Bu durumu devletin tartışılmaz kutsallığıyla beraber düşündüğümüzde sorunun önemini daha iyi kavrayabiliriz.

İktidarın bu şekilde anlaşılması otoriterleşmeyi de beraberinde getirecektir. Çünkü iktidar devlet adına hareket ettiğini düşündüğü andan itibaren yaptıklarının sorgulanmasını kabul edemez. Bu tür sorgulamalar devlete karşı yapılmış bir eleştiri gibi algılanmaya başlanır. Bu anlayışla birlikte muhalefetin iktidara olan eleştiri kabiliyeti de zayıflar. Bunu hem dış baskı olarak düşünelim hem de içten gelen bir baskı olarak. İktidar tarafı dışsal anlamda muhalefetin eleştirisini bertaraf etmek adına devleti iktidarının önünde kalkan olarak kullanmaya çalışacaktır. İçsel olarak ise yapılan eleştirileri devleti zaafa uğratma endişesi altında tam olarak etkin yapılamayacaktır.

İktidarın bu derece güçlü ve tartışılmaz kabul edilmesi siyasetin amacının iktidarın ele geçirilmesi olarak algılanmasına yol açıyor. Çünkü iktidarı ele geçirmek devlet olanaklarından istifade etmeyi de beraberinde getirecektir. İktidar nimeti kavramını kullanırken bilinçaltında yatan gerçek budur. Adam kayırmanın, iltimasın, sebepsiz zenginleşmenin, liyakat yerine sadakatin ön planda olmasının temel sebebi bu siyasi anlayıştır. Bu sadece bir parti veya bir kesime atfedilecek bir özellik değildir. Genel siyasi kültürümüzün getirdiği noktadır. Çünkü Osmanlı’dan bu yana devleti yönetmek devletin imkânlarından faydalanmayı da beraberinde getirmiştir.

Muhalefetlerin iktidardan uzak kaldığı dönemlerde iktidarla devletin özdeşleştirilmesine, otoriterleşmeye ve devlet imkânlarının hoyratça kullanılmasına karşı durduğunu görüyoruz. Fakat kendileri iktidara geldikleri andan itibaren bu şekilde davranışlara yavaş yavaş evrildikleri de yakın siyasi tarihimizin bir gerçeğidir. Siyasetin bu şekilde bir kısırdöngüye dönüşmemesi için son dönemde yaşanan uzun iktidar sürecinin ortaya serilen olumsuzlukları bundan sonraki iktidara talip olanlar için örneklik teşkil etmelidir. İktidara gelecek olanlar için neler yapılmaması gerektiği konusunda ellerinde bir hayli veri oluşmuştur.