BAZI okuyucularım yazılarımın altına yorum ekliyorlar. Bu

yorumlar ister beğeni ister eleştiri ifadesi olsun hepsini okuduğumu ve

yararlandığımı belirtmek isterim. Sadece, yazımın bütünlüğü içinden bir cümleyi

ele alıp o cümleyi yazımın merkezi kabul ederek yapılan eleştiriler sebebiyle

anlaşılmamaktan kaynaklanan üzüntüm oluyor. Söz gelimi adına ister Haçlı

ittifakı, ister Batılı ülkeler, ister isimlerini zikrederek ABD, AB ülkeleri ve

Rusya şeklinde nitelendirdiğim aslında hepsi birden Haçlı ittifakı olarak ifade

edilebilen ülkelere yönelik eleştirilerime karşı, Hep Haçlıları suçlayarak bir

yere varılamaz. Haçlılar karakterlerinin gereğini yerine getiriyorlar. Önemli

olan ülkeyi yönetenlerin tutumu şeklinde eleştiri alıyorum. Elbette, ülkemizin

yaşadığı olumsuzlukların birinci derecede sorumluları dün ve bugün ülkeyi

yönetenlerdir. Aslında hemen her yazımda yıllardan beri Batı yı erişilmesi

gereken hedef olarak gören ve insanımızı bu hedefe çoğu zaman zorla

yönlendirmeye çalışan kadrolara dikkat çekiyorum. Yani, başımıza gelenlerden

sadece Haçlıları sorumlu tutmuyor, onların gizli düşünce ve planlarına dikkat

çekmeye çalışıyorum. Kısacası, düşmanın ısırmasını engelleyecek bir takım

tedbirlerin alınması gerektiğine vurgu yapıyorum.

Söz gelimi iktidar yanlısı bazı medya organlarında

geçtiğimiz aylar boyunca yoğun bir İran aleyhtarı kampanya yürütüldü. Özellikle

Suriye de yaşanan tüm olumsuzluklar İran a yıkılmaya çalışıldı. Böylece

bölgemizde bir mezhep savaşı çıkmasını isteyen sömürgecilere hizmet edilmiş oldu.

Türkiye adeta bir çatışmaya zorlandı. Böyle bir yaklaşımın yanlışlığına dikkat

çekerken maksadımın İran ı savunmak olmadığını vurgulamaya gerek duymadım.

Sadece, bölgemizde karışıklıkların ana tetikleyicisinin başta ABD olmak üzere

AB ülkeleri ve Rusya olduğuna dikkat çekerek İran ı birincil düşman ilan

etmenin gerçek düşmanı gizlemek anlamına geldiğini belirtmeye çalıştım. Ne var

ki kolaycılığı seçen bir takım yazarlar vur abalıya misali bölgemizi işgal ve

dengeleri alt üst edenlerin ABD ve AB ülkeleri değil de tek başına İran gibi

takdim edenler bilerek ya da bilmeyerek işgalcilere hizmet etmiş oldular.

Bereket Türkiye ve İran ı yönetenler bu oyuna gelmediler.

Gelinen noktada İran Dışişleri Bakanı Cevad Zarif ile

görüşmesinin ardından Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu nun, Suriye barışı

için İran la aynı düşünüyoruz açıklaması bundan sonra olsun bazı iktidar yansı

medyayı uyaracaktır. Çünkü bölgemiz karıştıkça ayrılıklar körükleniyor,

düşmanlıklar kalıcı hale geliyor. Bundan da bölge ülkeleri zarar görürken,

sömürgeci güçler hedeflerine daha kolay ulaşmanın imkânını elde ediyorlar.

Dengelerin bozulması sonucu meydan terör örgütlerine kalıyor. Terör örgütlerini

destekleyenlerin sömürgeci güçler olduğu düşünüldüğünde ortaya çıkan boşluktan

yararlanan terör örgütleri ülkeleri işgal etmek, yönetimleri ele geçirmek

sevdasına kapılıyorlar. Bu noktada Suriye Kürt Ulusal Konseyi temsilcisi

Abdülhakim Beşar ın açıklamasına dikkat çekmek istiyorum:

PYD nin federasyonunu kimse tanımıyor. Amaç Esad ı

korumak ve  bölgeyi karıştırmak.

Uluslararası güçler desteğini çeksin PYD nin birkaç günlük ömrü var.

Bu köşede sıkça ifade ettiğimiz, Dış desteğe sahip

olmayan hiçbir terör örgütü uzun ömürlü olamaz değerlendirmemizin bir başka

açıdan ifadesinden ibaret. PYD ye yönelik bu değerlendirmeyi tüm terör

örgütleri için söylemek yanlış olmaz. Bu bakımdan yaptığımız değerlendirmeleri

sadece bir ucundan ele alıp ona göre genel bir yoruma ulaşmanın doğru

olmayacağını belirtmek istiyorum.