Said Halim Paşa’nın şu sözünün, günümüzde yaşananlara iyi bir cevap olacağı düşünülebilir.
Bilindiği gibi, Said Halim Paşa, 1. Dünya Savaşı yıllarında Sadrazamlık (Başbakan) yapmış bir zattı. Mısır Valisi Mehmet Ali Paşa’nın torunlarındandır.
Mütefekkir yönü ağır basardı.
Şöyle diyor Paşa: “Bir millet, bir zorbayı zorla tahtından indirmekle özgürlüğünü kazanmış olmaz. Öncelikle yapılması gereken şey, zorbalığın geri dönmesini engelleyici önlemler almaktır. Çünkü zulüm ve yolsuzlukları doğuran tohumlar varlıklarını sürdürdükçe, halk zorbalığın gücü karşısında direnecek yerde korkarak sindikçe, boyun eğdikçe, zulüm ve yolsuzluklar o halkın arasında yeniden ortaya çıkar.”
Bu sözleri, Paşa, yaklaşık 100 yıl önce tespit edip sarf etmiş. Ama görüldüğü gibi, günümüzde de, hâlâ geçerliliğini korumaktadır. Bu tespitleri, bütün hareketlere teşmil etmek mümkün. İlk önce, kendimiz gerekli dersi almalıyız.
Milli Görüş, genelde, 1994 yılında belediye yönetimlerini devraldı. O günün siyasi hareketi olan Refah Partisi, 27 Mart 1994’de yapılan seçimler neticesinde, halkın yüzde altmış oranında yaşadığı yerleri yönetmeyi hak kazandı.
İyi de, mevcut nahoş konular o tarihe dayanmıyor mu?
Denilebilir ki; efendim, o yıllarda, kayda değer hoş olmayan işlere rastlanmadı.
El-hak doğrudur.
Bir doğru daha var; o da, o yıllarda davasını ve istikametini terk edenlerin önemli bir kısmı, denetimden kurtulmak isteyenlerden oluşmakta idi. Çünkü mahalle başkanından ilçe ve il başkanlığına... Bütün kademelerde otokontrol diyebileceğimiz bir denetleme sistemi vardı.
Ancak, gözden kaçırılmamalıdır ki; Küresel sistem, sizin, belediye başkanı olarak düşündüğünüz şahsı, gene, sizden olanların eliyle en tepe noktaya getirebiliyor.
Onun içindir ki, olumsuzluklar, daha çok, sonraki dönemlere ait olarak tespit edilmiştir. Farklı bir kulvara savrulmanın temel nedenlerinden birinin de bu olduğu düşünülmektedir. Yani, olanlar, kontrolden çıkma, diye özetlenebilir.
Batı’dan devşirilen, olduğu gibi tercüme edilerek alınan birçok meselede olduğu gibi, yerel veya genel yönetim konusu da öyle. Batı’dan alınan, fakat bizim bünyemize uygun olup olmadığı belki de hiç düşünülmemiş olan her işe bu nazarla bakılmalıdır. İmkân nispetinde bunlar yeniden düzenlenerek ancak yola devam edilebilir.
Bizim medeniyetimizde geçmişe ait iyi örnekler yok mu?
Elbette var. Mesela; Hz. Ömer’in uygulamaları...
Konu ile alakalı, herkesin bildiği iki örneği hemen verebiliriz:
1-Adil yönetim,
2-İstişare.
Aslında, iyi düşünülürse bazı çözüm yolları da kendiliğinden ortaya çıkmış oluyor. Halk meclisi örnekleri ve mahalli idareler divanı gibi. Hiç olmazsa önümüzdeki dönemler için hazırlık yapılabilir ve daha dikkatli olunmalıdır. Tüm adaylık süreçleri için. Meclis üyeliğinden Cumhurbaşkanı adayına kadar.
Yaşananlardan gerekli dersi çıkarmak ancak bu şekilde mümkün olabilir.