24 Haziran’da adı üstünde bir “seçim” yapılacak. Mer’i kanunlara ve mevcut sisteme göre memleketin idarecileri seçilecek. Bu konuda söylenecek söz çok ama benim ilk sözüm şu: “Aman dikkat! Kardeşliğimizi zedelemeyelim! İnancı zedeleyici sözler sarf etmeyelim! Oyunlara gelmeyelim!” Maalesef, daha şimdiden kardeşliği zedeleyen konuşmalar, atışmalar başladı. “Harp hiledir” diyenleri mi dersiniz, “savaştan” bahsedenleri mi? “Satılmış” diyenleri mi? “Falancayı desteklemek farzdır!” diyenleri mi?.. Yahu ne harbi, ne savaşı, ne kavgası? Ne satılmışı?.. Ne farzı?.. Hele şöyle bir durun, sakin olun! 

Bir kere bu ülke “Darü’l İslâm’dır”. Bu memlekette dâhilde kılıç çekilmez, kavga, niza olmaz. Dâhilde harpten, savaştan bahsedilmez. Kimse kimseye fiske vuramaz. Evet, partiler var, ama bunlar hasım olmak için var değil. Daha doğrusu öyle olmalı. İşte bu endişeden dolayı, çok partili devreye geçildiğinde Bediüzzaman Hazretleri, Uhuvvet Risalesi isimli eserini telif etmiş ve bu vatan evlatlarını kardeşliğe davet etmiş, İslâm’ın esaslarını hatırlatarak kardeşliği zedelememelerini tavsiye etmişti. Evet, biz kardeşiz. Bu vatanda yaşayanların yüzde 99’u Müslüman’dır. Bu ne demek? Bizi yaratan Rabbimiz bizleri kardeş kılmış. Kalan yüzde 1’lik gayr-ı müslim taife ile aramızda “vatandaşlık” bağı var. Dinimiz onlara da zerre kadar zarar verilmesini yasaklıyor. Zaten onların can, mal ve namus emniyeti de devletin ve biz Müslümanların zimmeti altındadır. O halde bu kavga, gürültü niye? Bu ötekileştirici, kırıcı, rencide edici sözler niçin kullanılıyor?

“Şunu desteklemek farz” demek de yanlış. Farz hükmünü koyan Allah-u Azimüşşan’dır. Ortada “farz”lık bir durum yok. Halife seçimi olmayacak. Ortada İslâmî hükümleri ileri sürecek bir durum yok. Zaten mevcut sistem, devlet idaresinde İslâm’ı ve İslâm’ın esaslarını kabul etmiyor. O halde “farz” tabirini kullanmak abes ve çok veballi…

Kimileri, oy kullanmanın “küfür” olduğunu, dolayısıyla sandığa gitmemek gerektiğini söylüyor. Bu da yanlış bir söz ve zındıka komitesinin bir oyunu. Memleket için idareci seçiliyor. Herkes düşünüp taşınıp karar verecek ve gidip oyunu verecek. En kötü idare bile idaresizlikten iyidir.

Şahsen ben düşüneceğim: Kimler mahâret ve selâhiyet sahibi, inancımıza saygılı, ahlaklı, karakterli, cesur, bütünüyle yerli, ecnebî komitelerine göz kırpmıyor, onlardan icazet beklemiyor, onlarla dirsek temasına girmiyor; ben vefat ettikten sonra evlatlarımın ve torunlarımın bu vatanda inancıyla, hür ve müreffeh yaşaması için adımları atacak; vatanımıza göz dikenlerle mücadele edecek; bu vatanın temel değerlerini müdafaa ve muhafaza edecek; sözde değil özde bu millete ve bu ülkeye sahip çıkacak?.. Ölçüp biçip, tartıp reyimi vereceğim. Başkasına rey vermiş olanları ötekileştirmeyeceğim. Onlara değişik nazarla bakmayacağım.

Biz kardeşiz. 25 Haziran’da yine yüz yüze bakacağız. Gönül ister ki,  hür düşünmenin ve hür konuşmanın önündeki bütün engeller kaldırılsın. Yakın tarihte olup bitenler rahatça araştırılsın, incelensin, tartışılsın, bütün gizli hâdiselerin üzerindeki “giz” perdesi kaldırılsın. İdeal sistem ne ise konuşulsun, ortaya konulsun.

Şuna bütün kalbimle inanıyorum ve ispata hazırım: Bu ülke insanları kendi değerlerine kavuştuğu takdirde, dünyanın en büyük gücü doğacaktır. Öyle bir güç ki Osmanlı Devleti bile gölgesinde kalacaktır. Bu ülke insanı birlik ve beraberliği sağladığı anda, bu bütün Âlem-i İslâm’a ve bütün dünyaya nümûne-i imtisal olacaktır.

Ey ehl-i vatan, kardeş olduğunuzu unutmayın! Bu bir “seçim”. Bir kavun, karpuz alırken bile dikkatlice inceleyenler, seçenler, elbette bu seçimi yaparken de düşünüp taşınacaklar. Çıkan netice; “Nasılsanız, öyle idare edilirsiniz” hakikatinin bir aynası olacak. İster ihsas-ı reyde bulunun, ister bulunmayın; ister neticede izhar-ı şâdümâni yapın, ister yapmayın, bu sizin bileceğiniz iş. Ama sakın, gönül kırıcı sözler söylemeyin, gönül kırıcı davranışlarda bulunmayın. Şahsen benim tercihim de bu… İşte şimdiden “ihsas-ı rey”de bulundum…