Bilindiği üzere geçen hafta (24 Ocak 2020) Elazığ’da 6,8 büyüklüğünde bir deprem meydana geldi. Resmi rakamlara göre 41 kişi hayatını kaybetti, binden fazla yaralı var. Göçük altından 45 kişi sağ çıkarıldı. 72 bina yerle bir oldu. Bu rakama daha sonra 58 denildi. Hangisi doğru? Sonuç olarak büyük bir deprem yaşandı. Geride büyük acılar, büyük kederler kaldı. Deprem, depremi yaşayan insanların hayat hikâyelerini aniden değiştirdi; dün kendi evinde huzurla oturan insanlarımız bugün çadırlarda hayat mücadelesi veriyor. Kaderdir bu. Ülkemiz deprem kuşağı üzerinde yer alıyor; deprem hayatımızın içindedir. Fark etsek de etmesek de bu böyle. Peki, Elazığ depremi ne gösterdi?
1999’da meydana gelen büyük Marmara depreminden sonra şöyle bir haber vardı: “Kızılay tamtakır”. Köklü bir yardım kuruluşu olan Kızılay’da bir tek battaniye dahi olmadığı söyleniyordu haberde. Aynı Kızılay’ın başkanı Elazığ’da deprem olur olmaz on lira bağış yapılmasını yazdı internet ortamında. Deprem olalı iki saat olmamışken yazılan bu mesaj ahlaki bir davranış değil. Tepkiler üzerine silindi mesaj. Hayır mesele on lira yirmi lira değil. İnsanımız on lira da yüz lira da bağış yapar. Mesele, deprem olur olmaz daha henüz ne olup bittiği tespit edilmeden bağış istenmesi. Bu durum bağış işinin otomatiğe bağlandığının kanıtıdır. Bu ise ahlaklı bir davranış değil. Hep bağış yapılan Kızılay için, yapılan bağışlardan bu depremde henüz depremzedelere şu kadar yardım yaptık denmeden bağış istenmesi, yardımdan ziyade bağış toplanmasının amaçlandığını gösteriyor. Marmara depreminde “tamtakır” olan Kızılay, bu depremde de öyle bir görüntü sergiledi. Arama-kurtarma ve yardımlarda Kızılay, kendisinden bekleneni vermedi.
Kızılay kendisinden bekleneni vermese de kendisinden beklenenin çok üzerinde çalışan kurumlar vardı depremde. AFAD ekiplerinin arama-kurtarma çalışmaları takdire şayandı. Elazığ depremindeki çalışmasıyla AFAD, kendine olan güveni çok yukarılara çıkardı. Olağanüstü bir şekilde çalıştı. AFAD ekiplerine güven çizgisi çok yukarılara çıktı. Bundan sonraki çalışmalarında bu yukarı çıkan güven çizgisine uygun çalışmalar beklenecektir AFAD’dan. Umarız AFAD ekipleri bu çıtayı aşağı düşürmez. AFAD gibi UMKE de çok iyi çalıştı. İyi ki böyle kurumlar var. AFAD ve UMKE ekiplerinin yanı sıra polis ve askerlerimizin çalışmaları da takdire şayandı. O zaman ne diyoruz çalışan kurumları daha da güçlendirip aktifleştirirken ortada olmayan kurumları kapatmak lazım. Devlet aygıtıyla milleti sömüren kurumların fişi çekilmelidir. Bu arada şu soruyu da soralım; nerede binlerce sivil toplum kuruluşu, nerede binlerce vakıf ve dernek? Neden vakıf ve derneklerin bir arama-kurtarma ekipleri yok?
Depremin büyüklüğüne göre yıkılan binaların sayısı az. Demek ki istenirse depremde yıkılmayacak bina yapılabiliyor. Müteahhitlerin hırsızlığını engellerse devlet, deprem can kaybı olmadan atlatılabilir. Tabi depreme uygun dairelerin fiyatları yükseltilmeyecek. Yıkılan binaların kimi eski kimi de depreme dayanıklı değil. Peki depreme dayanıklı ev almak için parası vardı da almadı mı vatandaş? İşte trajedi burada. Yeni, deprem yönetmeliğine uygun daireler beşyüz binden aşağı değil. Vatandaş da eski, deprem yönetmeliğine uygun olmayan hatta toprak tapulu denilen ama diğerlerine göre ucuz olan daire alıyor. Neden? Çaresizlikten. Bu konuda devletin köklü düzenleme yapması lazım.
Hükümet depremde evi yıkılanlara 41 bin lira verdi. Bununla daire alınır mı, daireyi bırakalım kümes bile alınamaz. Vatandaş iğneden ipliğe her şeyini kaybetmiş, kaba eşya almaya bile yeterli değil bu rakam. Depremde evi yıkılanlara devlet, depreme dayanıklı binalar yaparak ücretsiz daire vermelidir.
Depremde, başörtüsü başında olmadığı için bekleyen ve başka bir giysisini başörtüsü yaptıktan sonra dışarı çıkan teyzeyi anladığımızda depremler bize zarar vermeyecektir!