Çok büyük acılar yaşadık, yaşıyoruz.
Tren kazaları, depremin acı sonuçları, iş kazaları, patlamalar, parlamalar, seller, can yakıcı yangınlar ve benzeri facialar… Birinin yaraları soğumadan diğerinin can yakan sonuçları.
Hepsinin ortak yönü, gerektiği şekilde denetlenmemiş, denetlense bile sonuçlarından ders alınmamış olmasıdır.
Aslına bakarsanız “Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi etkin denetlenememe” esası üzerine kurulmuş yanlış bir sistemdir. Bu sistemi bile doğru dürüst işletemezseniz denetim yönünden ülkemize ve insanlarımıza yazık etmiş olursunuz, oluyorsunuz.
Bu sistemde, piramidinin tepe noktasındaki kurumu denetlemenin zorluğunu gördük. Tepedeki “Başkan” aynı zamanda parlamentoda çoğunluğu elinde tutan bir partinin genel başkanı ise denetlenmesi adeta imkânsız hale geliyor. Gensoru müessesesi olmadığı için ancak TBMM’de araştırma soruşturma metodu mümkün olabiliyor. Bu yolla denetleme girişimleri ise yukarının kaş göz işaretleri ile önlenmektedir. Her gün duyduğumuz “Araştırma-soruşturma önergesi AKP-MHP oyları ile reddedilmiştir” sonuçlarına çarpan az mı denetim girişimi gördük?
Bu sistemin piramidinin tepesine bağlı olan diğer denetim mekanizmaları ise ağır-aksak işlemesi bir tarafa, etkin olmayan sonuçlara sebep olmaktadır. Düşünün, 6-7 kişilik denetim ekibi Kartalkaya’daki faciaya sebep olan otele gidiyorlar, saatlerce denetim yapıyorlar, raporlarını yazıyorlar. Buldukları iki noksan:
“Engelli odalarının kapılarındaki hatalar ve personel odalarının tabanındaki halılar.”
Sonradan anlaşılıyor ki, otelde kanuna, nizama uygun olan hususları araştırsalardı neredeyse hiçbir şey bulamayacaklardı. Demek ki saatlerce denetleme yapmak yerine oturup masa başında muhabbet etmişler ve rapor yazmışlar. Ya da ellerine verilen doneleri raporlara aynen geçmişler. Büyük facianın üzerinden günler, haftalar geçtiği halde bu faciaya ihmalleri ile sebep olan kişiler veya kurumlar hâlâ tespit edilememişler. Bunları duyan iyi niyetli veya kötü niyetli olabilen çevrelerin şehir efsaneleri üretmesine müsait ortam oluşuveriyor:
“Duydun mu, otel (veya hastane) aslında yukarıdaki falancanınmış. Denetim ekipleri onun için gerçek eksiklikleri raporlayamamışlar. Kim ister işinden olmayı? Kendilerini açığa çıkaracak gerçek tespitlerin ortalığa dökülmesini kim ister? Menfaat kapılarının kapatılmasını kim arzu eder?”
Ortalık bu gibi gerçek veya hayal sonucu iddialarla çalkalanırken, tabandaki halkın aynı kanaat etrafında kenetlenmesi sağlanabilir mi?
Denetimsizlik sadece Kartalkaya’daki otel faciası ile sınırlı değil elbet. Son yıllardaki ve özellikle “Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi”ne geçildikten sonra meydana gelen facialarda rekor can kayıpları olmasına rağmen, benzer faciaların sık sık tekrar etmesi, bu olayların gerçek şekilde denetimlerinin yapılmamış olmasından ve sonuçlarından ders alınıp gerekli tedbirlerin alınmamasından kaynaklandığı gün gibi ortadadır.
Çorlu ve Ankara’daki tren kazaları, rekor sayıda can ve mal kaybına sebep olan depremler, can ve servet kayıplı orman yangınları, sel felaketleri, maden göçükleri, toprak kaymaları, yangınlar, patlama ve çökme neticesi iş kazaları, sağlık sektöründeki çetelerin bebek cinayetleri ve son olarak Kartalkaya faciası.
Bütün bu facialardaki ana sebebin yeterli ve etkili denetimlerin yapılmaması, yapılsa bile adamına göre muamele edilmesi, gerekli iyileştirmelerin hayata geçirilmemesi ve sorumlularının hak ettikleri şekilde cezalandırılmaması olduğu açıktır.
Sonuç olarak denetleme mekanizmalarının yetersiz ve etkisiz olduğu, denetimle ortaya konulan aksaklıkların giderilmesi cihetine gidilmediği ortaya çıkmaktadır. Bütün bunlara bakan halkımız da “mülkiyet gasbı, menfaat, hatır, rüşvet, korkutulma, yanlış emirler verilmesi, hastanelerindeki melanetler sebebiyle hastanelerin kapatıldığı halde sahibi olan bakanların veya hatırlı kişilerin ifadeye bile çağırılmaması” gibi mekanizmaların varlığına inanmakta ve adamına göre işlem yapıldığını görerek içten içe nefret duyguları kabarmaktadır.
Bu durumda tavan ve taban kenetlenmesi asla mümkün olamamaktadır. “Ne pahasına olursa olsun biz iktidarımızı sürdürmek, yakınlarımızı kayırmak ve yeni seçimleri de bütün bu büyük aksaklıkları gizleyerek kazanmak zorundayız” mantığının bir an önce değiştirilmesini beklemekteyiz.
“Ben ne dersem o olur, ben yaptım oldu, ben yaparım, kimse bana karışamaz, denetleyemez, benden sonrası tufan” gibi kibir kokan mantığın terk edilmesinin, bu mantığa götüren sistemin terk edilerek tepeden tırnağa denetlenebilir bir sistemin ortaya konulmasının zamanı gelmiş ve geçmektedir.
Devlet-millet kenetlenmesini sağlamanın, şeffaf ve denetlenebilir bir sistemin oluşturulmasından başka yolu yoktur.
KİBİR
Altı, beş, dört, üç, iki, bir;
İnsanı bir gün bitirir kibir!
Ekrem Şama