“Simon’un kullandığı bir arabaya bindim, sokaklarında birkaç köpekten ve bir iki hizmetçi kadından başka hiçbir şeyin kımıldamadığı kederli, uykulu ve donuk şehrin içinden geçtik. Zaman zaman, kapısının önünde duran bir dükkan sahibi şapkasını çıkarıyor ve Simon da onu, şehirdeki bütün insanları isimleriyle tanıdığını göstermek için, ismini söyleyerek selamlıyordu. Taşraya gömülüp kalan herkes gibi, Simon’un da milletvekili olmayı düşündüğü izlenimini edindim”… Guy De Maupassant / Mutluluk / Bir Aile
Milletvekili olmak için nasıl bir donanım gereklidir? Taşra yahut merkez, tanındığı, bilindiği, sevildiği, önemsendiği, kendisine destek verecek küçük çevre dışında hiçbir insanı önemsememek… Milletin vekili olmak için milleti bilmek, tanımak, insanların halini, menfaatini, geleceğini düşünmek gerekmez. Bir siyasi partinin çatısı altında (ki o çatı nedir, nasıl oluşur, ona niye çatı denir, hep belirsiz olmuştur) yer edinmek, o siyasi partinin genel başkanı, genel idare kurulu ve özellikle genel başkan yardımcılarının gözüne girmek ve yine o siyasi partinin ‘taban’ diye tabir ettikleri taraftarlarının, seçmen kitlesinin desteğini alabilmek gereklidir. Tüm bunları yapabilmek için de en ufak zeka pırıltısına, bilgiye, belgeye, niteliğe yönelik herhangi bir şeye gerek yoktur. Çokça selam vermek, güler yüz göstermek, az biraz kibir, insanların bir şeye yararlık izlenimi edineceği türden sanrısını kazanmak her şeyi halleder. Vekil seçilecek kişinin hiçbir niteliğine bakılmadığı gibi ifade kabiliyetine, konuşup konuşamamasına, gayesine, niyetine de bakılmaz. İnsanlar, kendilerine yakın gördükleri ama hiçbir şey ifade etmeyen, göbek yapmaya, ense şişirmeye yatkın kişileri milletvekili yapmakta pek mahirdirler. Millet, vekilini kendi öz benliğinden, menfaatlerinden, akrabasından ve tanıdıklarından daha çok sever. Nedeni bilinmez. Belki ömrü hayatında bir kez bile karşılaşmamıştır, görmemiştir, elini sıkmamıştır ama onun hayatını en güzel şekilde idame ettirmesini, kendisi bin türlü yokluğa katlanmak pahasına üstlenir. Vekil bir avukat gibi onu temsil ediyor, haklarını savunuyordur. Ama müvekkil, vekil tayin ettiği kişinin yanına bile yaklaşamaz. Ona dert anlatmaktan, görüş bildirmekten çekinir. Böylece olgun bir demokrasinin teşekkülünü sağlar.
İş yapan, tavır geliştiren, düşünce üreten, nitelik sahibi bürokratlardan söz etmiyoruz. Onlar yönetim işleriyle uğraşır ama vekil olmaz. Vekil olmak için gerçekten böyle bir donanım gereklidir.
Seçmen kelimenin tüm anlamlarıyla tabandır. Öyle bir sıfata ve muameleye layık görülmüştür. Özellikle milletvekili seçilenlerin, insan için tayin ettiği yerdir orası. Haddini, hududunu bilmelidir. Saygı görmese de saygı göstermelidir. Nihayet karşısındaki devletin ileri gelenidir. Kendisi devletin geri gideni olmayı kabullendiği için birileri ileri gelen olmuştur. Kimse öyle kafasına göre kendi kendini temsil edemez. Ona üstünde tahakküm kurabilecek temsilciler gereklidir.
Vekilin, kapısına gelenlere çay söylemek, işlerini, müşküllerini, tamamen bireysel dertlerini çözüyormuş gibi görünmek dışında rutine bağlanmış bir işlevi yoktur. Genel kurullara katılır; el kaldırır, alkışlar, yuhlar, zaman zaman diğer partilerin milletvekillerine laf yetiştirir, laf atar, söver, hakaret eder vs. Bütün bunları başarmakla partisi ve seçmenleri nezdinde iyi milletvekili kabul edilir. Yıllar geçtikçe profesyonelleşir, pervasızlaşır ve işlevini daha iyi yerine getiren bir şey olur. Tüm bu başarılı çalışmalar esnasında enaniyeti yükselmiş, benliği yücelmiştir. Menfaatlerini daha dikkatli ve kurnaz kollamaya başlar. Evleri, araçları, eşleri, dostları, arkadaşları yenilenir. Hep daha iyisine layıktır o, milletin vekili, seçmeninin gözbebeğidir sonuçta. Kendisine ezberletilen ve şayet varsa parti teamülleri dışında düşünebildiği, pardon, konuşabildiği, savunduğunu zannettiği hiçbir şey yoktur. Bir sayfa kitap okumak zahmetine katlanmaz. Sonuçta kitaplar alkol gibi, sigara gibi bağımlılık yapan unsurlardır. Uzak durulmalıdır. Kitaptan uzaklaştıkça seçmenine yaklaştığını hisseder! Her ortamda teveccühle karşılandıkça iç huzuru, rahatlığı, kendine güveni artar. Hayır, kendine güveni genleşir, genişler. Memleket yansa, kavrulsa umurunda olmaz. İstikrar sürüyor, göbeği büyüyordur.
Bu serencam sadece bir diğerine ait keyfiyet değildir. Vekillikte parti ayrımı gözetilmez. Yani sözünü ettiğimiz, evlilik programlarında yeterli tanınırlığı yakalayıp fenomen olma durumunu meclise taşımak isteyen popüler insanlar değildir. ‘Oturduğunuz koltuklar size önemsizmiş gibi görünüyor ama o koltuklardan ne başbakanlar, ne cumhurbaşkanları, ne bakanlar geçti’ diye diye büyüttüğünüz çocuklar aklınıza gelmelidir. Kulis yapmaktan, seçilebileceği yerden aday koyulmak için uğraşmaktan midesine kramplar girenler akla gelmelidir. ‘Değerli milletvekilim’ şeklinde bir hitabın insana, hayata, tabiata bir değer katmadığını, değer üretmediğini çoktan anlamış olmak gerekirdi. Sırf popüler olmak, yer edinmek, bir koltuğa yerleşmek adına bin takla atan aday adayları taban diye sıfatlanmış seçmen tarafından fark edilmelidir. Mecliste oldukları durumda ne ifade edecekleri göz önünde bulundurulmalı, ona göre değerlendirilmelidir. Ya da her şey için artık çok geçtir.