Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun iki gün süren Irak ziyareti ülkede bulunan tüm güç odaklarıyla kurulan temaslardan sonra tamamlanmış oldu. Öyle ki Başbakan Maliki’den Irak toplumsal hayatında büyük söz sahibi olan Sünni ve Şii liderlere kadar birçok isimle görüşüldü. Türkiye-Irak ilişkilerinde yeni bir beyaz sayfa açmayı hedefleyen ziyaret, mezhep çatışmalarının körüklendiği böylesi hassas bir dönemde oldukça havayı yumuşatıcı olarak değerlendiriliyor. Nitekim Davutoğlu Irak’ta temaslarına devam ederken, Başbakan Erdoğan da Türkiye’den katıldığı Muharrem iftarında Davutoğlu ziyaretine paralel mevcut mezhep gerilimine dair açıklamalarıyla destek veriyordu.

Kabaca değerlendirilecek olursa bu ziyaret de Zarif’in Türkiye ziyaretinde olduğu gibi bölgede uzun süredir yükselen mezhepsel gerilimi hafifletmesi açısından olumlu görülebilir. Ancak diğer taraftan ziyaret daha geniş perspektiften değerlendirildiğinde bölge ülkeleri açısından bir geri vitese de karşılık geliyor. Yaklaşık iki yıldır birçok konuda uzlaşmazlık içerisinde bulunan taraflar bugün kısaca Arap Baharı sonrası dış politikalarını yeniden inşa ediyor ve en çok da Türkiye 2011 öncesi bölgesel dengelere geri dönüş yapılmasını destekliyor. Batı Mısır darbesi ile “Arap Baharı bitti” demişti. Şimdi bölgesel aktörler bahar sonrası yeni iklime ısınmaya çalışıyorlar.

Yakınlaşma Politik Bir Başarı mı

Davutoğlu ziyareti daha tamamlanmadan destanımsı anlatımlarla Türk basınında yerini buldu. Ama ben Irak’a giden Türk heyetinin orada büyük bir şok yaşadıklarını tahmin ediyorum. Çünkü İran hemen hemen bütün Irak topraklarında uzun bir müddettir ikinci bir İran olarak Irak milletini yeniden inşa çabası içerisindeydi. Bugün bu dönüştürme siyasetinin çıktılarına Bağdat’tan ulaşmak fazlasıyla mümkündür. Bağdat’a giden heyet orada kimlerin sözünün geçtiğini çok net bir şekilde görebilmiştir. Ziyaret acaba Zarif’in Türkiye turu öncesinde düzenlenebilir miydi Dolayısıyla Zebari’nin Türkiye’ye gelmesi ile başlayan ısınma süreci, bir politik başarıdan çok normalleşme olarak değerlendirilmeliyken, burada asıl etkin olan aktörün İran olduğunu düşünüyorum. Çünkü Arap Baharı’nın ortaya çıkardığı mezhepsel gerilim, aktörlerin bu yönde birbirlerine yakınlık hissetmelerine neden oldu ve bu durum hala İran-Irak arasında geçerliliğini koruyor.

Yeni Dengelerin Sonuçları

Zabari’nin Türkiye ziyareti ile başlayan ve Davutoğlu’nun ziyareti ile devam eden ilişkilerin yeniden yapılandırılması süreci şüphesiz bölgede oluşturulmaya çalışılan yeni dengenin bir parçası olarak değerlendirilmeli. Ama bu süreç de öyle kolay geride kalacakmış gibi görünmüyor. Bugün İran içerisinde eskiden kalma bazı korkulara karşı büyük operasyonlar planlanılıyor. Bu sürecin devamında ise bölgedeki Kürt siyasetinin Türkiye’ye yakınlaşacağı tahmin ediliyor. Kısa vadede böyle bir durum mümkün iken, uzun vadede bunu söylemek çok zor görünüyor. Hatta bölgede bir bakarsınız tüm bu kutuplaşmaların faturası Kürtlere kesilebilir. Ancak Kürtlerin de uzun zamandır farklı etnik gruplarla kaynaştırılarak bağımsız ama daha heterojen bir kimlik inşasından geçirildiğini de unutmamak lazım. Bu sebeple yeni dönemde bölge ülkeleri arası iç-dış politika ayrımının hiç olmadığı kadar ortadan kalkacağı hissediliyor.

Eskiler-Yeniler Savaşları

Belki çok farkında değiliz ama sadece bölgemizde değil, küresel anlamda bir geçiş döneminden geçtiğimiz bugünlerde gerek ulusal gerekse de uluslararası gündemlerde hangi politik adımların atılacağına dair tüm aktörlerde genel bir kararsızlık hâkim. Amerikan siyasetindeki temel gerilimin sebebi ile kendi bölgemizde ülkeler arası ilişkilerde yaşadığımız temkinli yakınlaşmaların sebebi özünde aynı. Eskiler-Yeniler savaşı diye tanımlayabileceğimiz böylesi bir durumda iç politikalarda hangi tarz politika (Şahin-Güvercin) takip edileceği tartışılıyorken, ülkeler arasında da eskiden yaşanmış olan Altın Çağlara atıf yapılıyor.  Altın Çağ’a geri dönüş ile o dönemki siyasete geri dönüş ima ediliyor. Türkiye de bugün hem içerde hem de dışarıda aynı tartışmanın içerisinde yer alıyor. İçerde Türkiye’nin ciddi ciddi eksenini kaydırması gerektiğini savunanlar ellerini güçlendirmeye çalışıyor. Dışarıdan ise Türkiye’ye kısaca emperyal olmayın diyorlar. Türkiye emperyal mi değil mi ayrı bir tartışma konusu ama Eskiler-Yeniler savaşı kendini önümüzdeki seçimlerde de hissettirecek gibi görünüyor.