Ankara da muazzam bir Fetih şöleni yaşandı. 19 Mayıs Stadı ndaki tribünleri dolduran yaklaşık otuz bin kişi beş buçuk saat süresince adeta tek yürekmişçesine aynı heyecanla doldu, taştı. Bu sadece bir Fetih kutlaması değildi, yepyeni bir ruhun doğuşu idi ve olayın tümünde düşündürücü pek çok yön mevcuttu.

Kutlanılan öyle bir olaydı ki, bunu hiçbir Türk genci veya vatandaşı asla unutmamalıdır. Olayı her hatırlayışta, onun ihtişam ve gücünü ta içinde, kalbinde hissetmelidir. Bu, insana gurur veren ve özgüvenini yenileyip, güçlendiren bir olaydır. Dünya tarihinin sayılı büyük olaylarından birisidir. Bunun gerçekleşmesi ve sonuç zaferi de bize, Türk ve Müslüman Osmanlılara nasip olmuştur.

Şu günlerde, yani, Türkiye ye karşı yapılan kasıtlı saldırılar, içimize kadar sızıp yapılan kalleş bombalamalara maruz kaldığımız bu dönemde, "Fetih olayının önemi" bir kat daha artmaktadır. Türkiye ye çeşitli tehdit mesajları verilmeye, birlik ve bütünlüğünü bozmaya yönelik eylemlerin yapıldığı bu dönemde, içimizde gizlenen nankör, hain ve işbirlikçilere karşı bu Fetih kutlamaları daha da büyük bir mana ve önem kazanmaktadır.

Garip tepkiler ve tepkisizlikler:

Ne gariptir ki olmayacak şeylere yapay önemler atfeden, sanal heyecanlar oluşturmaya bayılan, sabun köpüğü gibi olaylarla renkli sayfa veya ekranlarını dolduran birçok medya kuruluşu, Ankara nın göbeğinde yapılan bu Fetih Şöleni ne fazla yer veremedi. Herhalde, birçok Tele-Vole haberi, gece hayatı manzaraları ve bir de siyasetteki yeni transferler arasında, bu muhteşem olaya ayıracak vakit ve yer bulamadılar. Zararı yok, çünkü "Bu da geçer, devran döner, önemliler, önemsize galip gelir, elbet."

Diğer taraftan, tam da bugünlerde, Atina dan gelen bir haber herhalde herkesin ilgisini çekecektir. Habere göre, Yunanistan da yapılan bir ankette "Kurtarılacak Yunan Toprağı var mıdır " Sorusuna, ankete katılanların yüzde 37.9 u "Evet, İstanbul" cevabını vermiştir. Yüzde 31.2 si de "Türkiye nin Ege sahilleri" demiştir.

Acaba bu sene Avrupa Parlamentosu nun, İstanbul u bir Avrupa şehri olarak ilan etmesi, atılmaya çalışılan ilk adımlardan birisi midir Acaba 554 sene önce Türklerin Konstaninopol u fethettiğini ve o günden beri "İslambol" denecek kadar Müslümanlara ait olan bu İstanbul un, Türk ve Müslüman olduğunu bilmiyorlar mı Acaba bu kişiler bu çağda mı, başka bir çağda mı yaşıyorlar Acaba, İstanbul un hâlâ "Kurtarılacak Yunan Toprağı" gibi görülmesi ve ifade edilmesi ne anlama gelmektedir Acaba Fetih Şöleni ni görmezden gelenler de Yunanlıları ve onlara yardım eden Avrupalıları gücendirmekten mi korkmaktadırlar

Diğer taraftan, Yunanlıların bu olaya nasıl baktığını, tarihlerini nasıl önemsediklerini, yeni nesillerini nasıl köklü bir mücadele ruhu ile ileriye dönük projeler için yetiştirdikleri gözler önüne sermişlerdir.

Türkiye de, ne yazıktır ki, kazandığımız bu muhteşem tarihi zaferi hatırlamayacak veya gereken önemi göstermeyecek kadar gafil olanlar mevcuttur. Halen aramızda, haklı gururumuzu yeni nesillere aktarmak istemeyecek kadar  "AB ci ruhuna teslim olanlarımız" da vardır. Hem de sanıldığından da fazla. Kendi aydınlarımız arasından bazıları, olayları sadece Batının gözü ve gözlüğü ile görmeyi nasıl benimsemiştir   Bunda bir tuhaflık yok mudur Kısacası, tehlike sadece dışardan gelmemektedir. İçerideki tehlikeler belki sandığımızdan da büyüktür.

Yeni bir ruh doğuyor:

İşte Cumartesi günü stadyumda gördüğüm yepyeni bir ruhun doğmuş olmasıydı. Orada tek yürek gibi atan binlerce gönül aynı heyecanı yaşarken, ileride muhtemel tehlikelere karşı birleşmeye ve tek yumruk olarak mücadele etmeye de adeta and içiyorlardı.

Orada yeni bir ruh doğuyordu. Bir milletin tehlikelere rağmen, dış güçlere veya işbirlikçilere rağmen, korkmadığını, eğilmediğini, dik durduğunu ve duracağını haykırıyordu.

Başka bir pencereden:

Orada bir vizyon un varlığı tüm gücü ile hissettiriyordu kendini. "Yeniden Büyük Türkiye ve lider ülkeler arasında Türkiye".  Yabancı ülkelerden gelen âlim ve siyasi misafirler, gördükleri çoşku ve aynı zamanda muazzam disiplinden etkilenmişler, "Türkiye nin şahlanışı, hepimizin şahlanış ve kurtuluşudur" diyecek kadar heyecanla konuşuyorlardı. Orada büyük bir lider, Millî Görüş ün kurucusu ve mendireği olan bir lider, Sayın Prof. Dr. Necmettin Erbakan, "beni, her türlü kısıtlama ile durdurmaya çalışabilirsin, ama ideallerime ve vizyonuma zincir vuramazsınız" diyordu bütün ihtişamıyla. Ve binlerce genç, "Buradayız, Ayaktayız, Yıkılmadık, Yıkılmayız" diye haykırıyordu.

Kişiler fani, ama idealler, fikirler, vizyonlar bakidir. Bu vatanı ve milleti her zaman, hakiki "Millî Görüş"ün temsil ettiği düşünce ve azim korumuş, kurtarmıştır. Yine aynısı olacaktır. Millî Görüş gömleğini çıkartanların tümü de manen ve fikren, boşlukta ve çaresizlik içinde kalacaktır.

Bir Fetih için hazırlık şarttır, o işe ruhen ve kafaca hazır olmak şarttır, güçlü ve talimli olmak şarttır, gereken malzemelere sahip ve onları kullanacak beceriye ulaşmak da şarttır. Bunları öğretecek yeni Akşemsettinler şarttır. En önemlisi de bu zaferi kazanmak için tüm üsttekileri seferber edecek Azim ve Kararlılık şarttır.

Yeni Fetihler artık siyaset ve devlet yönetimi alanlarında olmalıdır.

Yeni Fetih ve meydan zaferleri artık uluslararası platformlarda, diplomasi kulvarlarında, bilgi, beceri ve hukuğun mücadele edip kazanacağı alanlarda olmalıdır. Ideal olan budur.

Ama bunun yanı sıra her zaman da fiziken, güç açısından, techizat ve donanım açısından da hazır ve nazır olmak gerekmektedir.

Mutlaka, kendi değerlerimiz ve yargılarımız, kendi örf ve adetlerimiz çerçevesinde olaylara hazır olmamız gerekmektedir. Yabancıların değerleri ve onların diretmeleri ile bu işler yürümez... Taşıma su ile değirmen dönmez. Çünkü görünen o ki, Ortadoğu da tehlike bize çok yaklaşmıştır. Düşman hem oradadır, hem de burada ve aramızda. Onun için derler ki: "Hazır ol cenge, ister isen Sulh-u Salah". Yani barış, istikrar ve huzura sahip olmak istersen, hemen, her an mücadele edecekmişsin gibi hazır ve hazırlıklı ol".

İşte, Fetih kutlamaları aynen bunları ve daha da çoğunu anlatıyordu bizlere ve bizleri izleyenlere. Eminim, mesajı alan ve olayları önemsiyenler, sanal dünyalarında yaşayıp, her şeyi görmezden gelmeye çalışanlardan zaten çok daha fazladır.

O gece o stattaki coşkulu kalabalığın azmi ve kararlılığı adeta elle tutulur şekilde hissediliyordu. Hep bir ağızdan söyledikleri o şarkıda dendiği gibi:

"Yollarda güller açmasa da, ...

Yollar kolay olmasa da...

Başkoymuşuz bu davaya,

Vazgeçmeyiz bu yoldan."