En başta sivil iradenin yanında olduğumu ifade ediyor, milletin kendisini korumak için emanet ettiği namluyu, millete doğrultanların emanete ihanet ettiğini görüyorum. Darbe girişimine karşı duruş ortaya koyarken şehit olan güvenlik görevlilerimize ve vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet diliyorum. Yaralılarımıza acil şifalar temenni ediyorum. Allah milletimizin ve devletimizin yardımcısı olsun.
Fransız Değiliz
“Gladyatör” filmindeki sahneleri hep farklı bir gözle izlemişimdir. Günlerce aç bırakılmış yırtıcı hayvanların önüne atılan savaşçıların, kendilerini kurtarmak için mücadele edişlerini içim burkularak seyretmişimdir. Böylesine bir can pazarı devam ederken tribünlerdeki izleyicilerin ellerinde şarap dolu kadehlerle, olan biteni sevinç naralarıyla takip etmelerini üzüntü ve kızgınlık dolu bir acı ile değerlendirmişimdir. Yere yıkılan bir savaşçının, onları nasıl kendilerinden geçirdiğini derin bir hüzün ile müşahede etmişimdir. İşte günümüz seyircileri de aynı. Mazlumlar dünya arenasında katledilirken, Newyork’un, Washington’un, Paris’in, Londra’nın, Berlin’in, Brüksel’in meydanlara bakan kafelerinde, günün yorgunluğunu atmak için aynı arenadaki izleyiciler gibi kadehlerindeki içkilerini zevkle yudumlamakla meşgullerdi.
Ancak son zamanlarda ters giden bir şeyler var. Terör için mekân, bölge, ülke sınırlaması ortadan kalkınca huzursuz oldular. Bu patlamalar, ölümler uzaklarda olmaya devam etse iyiydi diye hayıflanıyorlar. Belçika, Orlando, Paris son olarak da Nice terör saldırılarıyla karşı karşıya kaldı. Hani kurşun adres sormaz diye bir söz var ya, bunu terörist için uyarlamak çok da yanlış değil artık. Şimdi yanı başımızdalar. Çok yakınımızdalar. Bir adım ötemizdeler. Son olarak da bu acımasız ve insanlık dışı saldırıyla, Nice’de 85 insanın hayattan kopmasına sebep oldular. Daha geçen hafta ise Bağdat’ta 300 kişi teröre kurban gitmişti ama dünya bu katliama 3 dakika bile dönüp bakmadı. Biz İstanbul’da, Ankara’da, Bursa’da terör saldırılarına maruz kaldık, yüreklerimiz yandı ancak bunlar taziye ve kınama mesajlarıyla geçiştirildi. Terör illa batılı ülkelerde olunca mı daha çok ilgi görecek, tartışılacak? Terörün hayattan kopardığı insanlar arasında ayrım yapılabilir mi? Yaşarken zaten eşit olamayan insanlara öldüklerin de bile bu çok görülüyorsa, böyle bir dünyada barış, huzur, adalet olur mu? Aslında çifte standart onlar için sıradan davranış. Cezayir, Tunus, Senegal, Orta Afrika Cumhuriyeti, Mali, Ruanda ve daha birçok bölgede masumların kanlarına girdiler. Afrika’da milyonlarca insanı açlığa mahkûm ettiler. Irak’ta, Suriye’de, Libya’da, Yemen’de, Filistin’de her gün istikrarlı! bir şekilde devam eden terör saldırıları gerçekleştiriliyor ama adını saydığımız ülkeler onlar için ancak “Çıkar Tarlası” muamelesi görüyor. Öldürülen insanlar ise “Görev Zararı” gibi istatistiklere geçiriliyor. Ateş kendi evlerine düşünce de, feryadı figan edip dünyayı ayağa kaldırıyorlar. Evet, terör kimden gelirse ve kime karşı yapılmış olursa olsun, lanetlenmeli ve kınanmalıdır. Ancak batılı ekâbirler bu musibetlerden ders alırlar mı, zor görünüyor. Bundan önceki tecrübeler gösteriyor ki, Nice’deki saldırı da “İslami Terör” gibi safsatalarla geçiştirilecek, gerçek sebepler gözlerden kaçırılacak ve toplumlar arası çatışmayı körükleyecek bir dil kullanılmaya devam edilecek.
Bizler hiçbir zaman Fransızlar gibi, batılılar gibi bir düşünce dünyasına sahip olmadık. Söz konusu masumların hayatı olduğunda ise, din, dil, ırk, mezhep ayırmadan insanlığımızı daima önde tuttuk. Onların yaptığı gibi acıya, katliamlara ve gözyaşlarına Fransız kalmadık. Bize merhamet medeniyetinin çocukları derler ve bizler adil bir dünyanın 7 milyar insanlığın tamamını güven içinde yaşatacağına inanırız.