Mısır’daki Abdulfettah Sisi darbesinin muhakkak ki birçok nedeni var. Birçok gerekçesi ve bahanesi de olabilir. Bu bahanelerden birkaçı bildik şeyler. Mürsi’nin birikmiş sorunlarla alakalı kendisinden beklenen iyileştirmeleri sağlayamaması ve bu yönüyle başarısız sayılmasıdır. Bir de toplumsal kutuplaşmayı tetiklemesi ve buna neden olması ve uzlaşma sağlayamamasıdır. Kadrolaşma ve İhvanlaşma iddiaları da diğer suçlamalar arasındadır. Mısırlı düşünür Tarık Bişri, Sisi’nin ülkedeki köklü ideolojik İhvan karşıtlığını darbe için tavzif ettiğini düşünmektedir.

George Soros’un Açık Toplum Vakfı’nın küresel açılımları arasında bulunan Mısır İbni Haldun Araştırmalar Merkezi’nin Başkanı Sadettin İbrahim darbenin gerçek anlamıyla alakalı olarak söylenmeyen bir detayı açıkladı. Bu detay aslında işin özü. Püf noktası. Mısır’da Abdulfettah Sisi darbesiyle birlikte hilafet düşünün ötelendiğini ve savuşturulduğunu söylemiştir. Bu büyük tehlikeyi savuşturduğu için de Sadettin İbrahim, Sisi’ye sonsuz derecede minnettar ve cumhurbaşkanlığına aday gösteriyor. Sisi’nin cuma çağrısını buna bağlayanlar da var. Seçimlerde aday olmasını ve halkın tasvibi halinde seçilmesini temenni ediyor. Demek ki, Sisi’yi harekete geçiren temel neden ve faktör hilafetin yeniden tesisi ihtimaliymiş. Darbeci Milli Hareketin Genel Koordinatörü olan Sadettin İbrahim askerin darbeyle birlikte hilafet rüyasına son verdiğini ifade ediyor ve hilafetin kurulması halinde Endonezya’dan Nijerya’ya kadar 60 ülkeyi şemsiyesi altında toplayacağını ve barındıracağını hatırlatıyor. Bu ifadeler bize geçmişte Dick Cheney’in sarf etmiş olduğu bazı ifadeleri ve korkularını hatırlatıyor. Sanki Sadettin İbrahim Cheney’in izdüşümü, sözleri de Cheney’in sözlerinin akisleri gibi. Dick Cheney, Eylül 2004’te İslamcı örgütlerin hilafeti yeniden kurmak istediklerini söylemiş ve bu hususta dünyayı dikkatli ve uyanık olmaya çağırmıştı! Mısır’daki zinde ve izinde güçler bu uyanıklığı göstermiş bulunuyor.

*

Adeta Dubai Polis Şefi Dahi Halfan gibi konuşan Sadettin İbrahim, 25 Ocak devriminden sonra Müslüman Kardeşlerin ittifaklar ve pazarlıklar üzerinden devrimi kaçırdığını söylemişti. Bu hususta geçmişte de Yusuf Karadavi’yi Tahrir konuşması nedeniyle devrimi kaçırmakla suçlamıştı. Mübarek’le olan husumetinden dolayı gitmesi konusunda ABD nezdinde kulis ve ikna faaliyetlerinde bulunan Sadettin İbrahim, Mübarek gittikten sonra da İslami kesimlerin baş düşmanı kesilmiş ve onların devrimi çaldıklarını ileri sürmüştür.

Bu defa da oklarının hedefi İslamcılar olmuştur. İslamcıların devrimi nasıl kaçırdıklarını ise izah edememiştir. Tam tersine oy tabanının düşüklüğü nedeniyle başkanlık seçimlerine girmeye cesaret bile edemeyen kafadarı Muhammed Baradey tankların üzerinden paraşütle cumhurbaşkanlığı yardımcılığına inmiştir. Dış ve iç güçler hiçbir tabanı olmayan Baradey’i Hişam Kandil yerine geçirmek istemişler ve Mürsi’ye dayatmışlar lakin baskıları sonuç vermemiştir. İbrahim, Sisi’nin halkın sokaklara inmesi yönündeki çağrısına da destek vermiş ve İslamcıların ezilmesini istemiştir.

*

Sisi ‘terörle savaş’ adı altında Müslüman Kardeşlere yönelik olarak savaş kararı almıştır. Çok ilginçtir, sandık sonuçlarını geçersiz sayan Sisi sokak gösterilerine bel bağlamış ve lehte gösterileri meşruiyet çizgisi olarak görmüştür. Nasır gibilerin devrim meşruiyeti dedikleri bir şey vardı. Hukuksuzluklarını böyle kamufle etmek istemişlerdi. Şimdi ise darbeciler meşruiyetlerini sokaktan almaya çalışıyorlar. Lakin mesele karşı sokak olunca, onlara meşruiyet imkanı tanımıyorlar. Onlar yıkıcı, bölücü ve anarşist ve terörist tarafı temsil ediyorlar.

Hilafet meselesine ABD zaviyesinden bakılacak olursa, ABD Müslümanların beynelmilel düzeyde kenetlenmesini istememektedir. Bunu hilafet veya ümmetçilik olarak yaftalamakta ve damgalamaktadır. Tam da bu noktada Mısır darbe zaferini kutlamak üzere ABD’ye giden BAE Dışişleri Bakanı Abdullah Bin Zayd Al-i Nahyan Kerry ile görüşerek onunla Siyasal İslam’ın ne kadar bela ve veba olduğunu düşüncesini paylaşmıştır. Siyasal İslam’ı temsil eden akımların başkalarının içişlerine karıştıklarını ileri sürmüştür. Bu mesele hem Mısır’daki darbeciler tarafından hem de BAE tarafından dile getirilmiştir. BAE Müslüman Kardeşler mensuplarını yargılarken bunların BAE ilkelerine ters düştüğünü ve yabancı ülkelerle irtibat ve bağlantıya geçtiklerini ileri sürmüştür. Yargılama bu itham üzerinden gerçekleştirilmiştir. Mısır’daki darbeciler de Mürsi’yi yabancı ülkelerle haberleşmek ve temasa geçmekle suçluyorlar. Bir liderin tabii vazifesi bu değil midir Yoksa memur oldukları halde darbeciler kendilerini cumhurbaşkanından daha mı yetkili ve yasal görüyorlar Kim kimi suçluyor Güç ellerinde olduğundan suçlama yaparken fazla özene gerek duymuyorlar. Önemli olan hukukun gücü değil gücün hukukudur. Mürsi hukukun gücünü temsil ediyordu. Gücün hukukunu temsil edenler ise onu darbe yoluyla alaşağı etmişlerdir. Demek ki Sadettin İbrahim’e göre, darbeyle birlikte siyasal İslam ve hilafet meselesi bertaraf edilmiş veya uzaklaştırılmış oldu. İslamcılara geçmiş olsun!