İslam dünyasının, Müslümanların hal-i pür melali için
ağlıyoruz, üzülüyoruz, dualar ediyoruz, müsebbiblerini lanetliyoruz. Dünya
genelinde hüküm süren zalim siyasi ve ekonomik düzenin her türlü melaneti
yapmasına, her türlü sömürüyü, işgali, iç karışıklığı desteklemesine sonsuz
kınamalarda bulunuyoruz. Oturuyoruz lanet ediyoruz, kalkıyoruz ağlıyoruz.
Velhasıl-ı kelam, hala ve hala herhangi bir şekilde ayağa kalkmak için gayret
etmiyoruz da ağlıyoruz da ağlıyoruz.
Bu eziklik ve yenilmişlik psikolojisini Türkiye olarak
yaklaşık 150-200 yıldan beri yaşıyoruz. İslam alemi için de benzer koşulların
sürdüğünü söylemek mümkün. Özellikle de birçoğunun bağımsızlığını 50-60 yıl
önce aldığı düşünüldüğünde hala adam akıllı bir toparlanma yaşanmadığını
söylemek de yanlış olmaz. Batı nın üstünlüğünü öylesine kabullenmiş ve
yenilgiyi kendimize öylesine yakıştırmış durumdayız ki, ağlamak ve sızlanmak
bizim başat bir özelliğimizmiş gibi hissediyoruz.
Mazlum olmak elbette ki beraberinde merhameti ve üzülmeyi
de beraberinde getiriyor. Elbette ki zalime lanet edecek, mazlumun tarafında
olacağız. Ancak içinde bulunduğumuz pasif durum, bizi sadece ve sadece ağlamak
ve beddua etmekten öte bir davranışa zorlamıyor. Müslümanın kaderi zalimin
kurşunuyla ölmek olmadığı gibi zulüm karşısında samimi de olsa sadece gözyaşı
dökmek değil.
Eğer ki İslam dünyası, dünya genelinde hüküm süren zalim
ve sömürüye dayalı siyasi ve ekonomik düzene entegre olmaktan, zalimlerle aynı
masada yer kapmaktan, onlarla aynı fotoğrafın bir parçası olmaktan
vazgeçmeyecekse, maalesef zulümlerin, acıların, gözyaşlarının da sonu
gelmeyecektir. Zulüm, mazlum ayağa kalkmadıkça son bulmaz. Mazlumlar ayağa
kalkmadıkça zalimler diz çökmez sözü pankartlarda güzel durduğu kadar
zihinlere de yer etmedikçe, slogan atmaktan öteye gitmeyecek bu başkaldırı.
İslam dünyası, mikro ölçekte de Müslüman bir fert, yani
her birimiz, dünya genelindeki bu çarpık düzene karşı durmadıkça, zulme ortak olacağız.
Ezikliğimizi ve yenilmişliğimizi bir kader gibi algılamaya devam edip sadece
ağlıyorsak, bir yerde bir yanlış var demektir. İslam dünyasının her bir ferdi,
bu çarpık küresel sisteme karşı bir iddianın, bir idealin verdiği güvenle karşı
durmadığı müddetçe, zalimlere diz çöktürmek hayal bile olmayacak.
Tek bir çiçekle bahar gelmeyeceğini iddia edenlere, her
baharın tek bir çiçekle başladığını inatla söylemek gerekecek. Hacca gitmeye
niyetlenmiş karıncanın, kendisini küçümseyenlere verdiği yolunda ölürüm o
zaman cevabı, aklımızın bir yerine işlenmeli artık. Bir iddianın, bir idealin
peşi sıra gitmeden ve bunun bedelini ödemeden ayağa kalkmayı bırakın, sadece ve
sadece ağlamanın, dizlerimizi dövmenin müdavimi olacağız bu gidişle.
Siyonizm plan yapıyor , Batı tezgah kuruyor , amenna.
Onlar kendi davaları ve amaçları istikametinde hiçbir bahaneye sığınmadan
çalışırlarken sen ne yapıyorsun peki Bizi bize bırakmazlar sözü bayrak olmuş
dalgalanıyor İslam coğrafyasının semalarında. Teslimiyet ve yenilmişlik duygusu
ile sürekli bir bahane üretme hali ve kaderimizin bu kirli planlara boyun eğmek
olduğu algısı sarmış her yanı. Onlar plan yapıp tezgah kuruyorsa sen neden boş
duruyorsun peki Sen neden kendi davan uğruna çalışmıyorsun ey Müslüman
Bir kere ağlamaya başlarsak bunun sonu gelmeyecek çünkü.
O kadar çok acı var ki, artık ağlamaya bile vaktimiz yok. Zaman ayağa kalkma
vaktiyken, daha ne kadar ağlayacaksın