İnsanlık görsel ve gösterilik bir sahne oyununda gibi

insanlığının yıkımını seyrediyor. İnsanlar toplu bir kıyıma uğratılıyor, gaz

bombaları üzerlerine yağdırılıyor. Bütün bunlar ekranlarda gösterime giriyor.

Bir gala oyunu gibi izleniyor. Dünyanın yönetiminden sorumlu, kendini öyle

gören egemenler bunu keyifle, bıyık altından kıs kıs gülerek izliyor.

Dünya tarihi belki de en vahşi dönemlerinden birini

yaşıyor. Geçmiş zamanlarda da benzer durumlar yaşandı. Bunlardan kimsenin

haberi olmadı. Lokal gibi yaşandı. Bunların çığlıkları ve acıları zamana

yayıldı, daha sonra duyuldu bilindi. Haber alan âdil hükümdarlar, sultanlar

olaya müdahil olunca bu gibi vahametler bastırıldı. Bunun en somut örneği

Sultan Abdülhamit Han dır. Gerektiğinde dünyanın bir ucuna elini uzattı.

Afrika nın içlerine temsilcilerini gönderdi. Kanuni Sultan Süleyman ın Fransa

sınırlarında Almanlara manevi yardıma koşması kıyımın oluşumunu engelledi.

Kendilerinin ordularıyla gitmelerine gerek kalmadan temsilcileri ve gönderilen

kıyafetleri bile yeterliydi.

Zalim kukla yöneticiler saltanatlarını korumak adına

kendi insanlarını soykırıma uğratıyor. İnsanlarını bombalıyorlar,

zehirliyorlar, soykırıma uğratıyorlar. Şu içinde yaşadığımız günlerde Mısır da,

Suriye de yaşanan bu vahşete başta Müslümanlar olmak üzere bütün Batılılar da

seyirci konumundadırlar. Sadece seyrediyor kısa ve kesik demeçler veriyorlar.

Bir bakıma bu vahşete ortak oluyorlar. Olayları durdurmak yerine oyalıyorlar.

Bir kral kendi kentlerini bombalayarak nasıl yerle bir

eder Camilerin içinde çocuklar, yaşlılar ve kadınlar olduğu halde nasıl

bombalar Müslüman görünümlü bu vahşi insanlar kendi kendilerini yok

ettiklerinin farkında değildirler.

Dünyaya düzen veren egemenler ise bundan oldukça

mutludurlar. Çünkü onlar bir milletin yok oluşunu zaten istiyorlar. Bir

milletten çok bir uygarlığın yıkımını, bir dinin ortadan kaldırılmasını

arzuluyorlar. Savaş, İslâm a ve Müslümanlara karşı. Müslümanların zayıflatılması,

değerlerinden vazgeçmesi, yenilgiyi ve köleliği kabullenmeleri isteniyor. Batı,

kendi dinini ve kültürünü farklı bir konumda görüyor. Kendilerinin

dışındakileri asla insan yerine koymuyorlar. Papa, kendini bir elçi konumunda,

Tanrı ile konuşan ve ona göre karar veren biri gibi görüyor. Bu sapkınlık

kendilerini insanüstü görme iddiasıdır. Bu, insanlığı yok sayma düşüncesidir.

Müslümanlar ise onları bir din olarak kabul ediyor, onların temsilcilerini eşit

konumda görmek istiyor. Oysa onlar kendilerini Müslümanlar ile asla eşit

konumda görmüyorlar. Görmedikleri için de Müslüman coğrafyadaki soykırımı

sevinçle karşılıyorlar.

Bütün sorun Müslümanlarda. Müslümanların bin parçaya

bölünmelerinde. Cemaatler, klikler, gruplar, sahih ve sapkın topluluklarla

öylesine parçalanmışlardır ki iki yakaları bir araya gelmiyor, gelemiyor. Zaten

amaçlanan da bu.

Bütün sorun Müslümanlarda. Bir araya gelmek yerine

aradaki uçurumları büyütüyorlar ve bunu giderek derinleştiriyorlar. Türkiye

örneğine baksak bile bunu çok rahat görebiliyoruz. Mezhep gerilimleri, kavmi

çekişmeler, kent, kasaba, mahalle ve köy çekişmeleri, futbol takımları, tarikat

çekişmeleri çok parçalı bir ülke konumunda. Her biri kendini diğerinden üstün

görüyor, sahih kabul ediyor, diğerlerini küçümsüyor, yok sayıyor. Bu da arayı

açıyor.

Modern ve seküler dünyada kendilerini hümanist ve

demokrat görenler İslâm karşıtlıkları söz konusu olunca zalimleşebiliyorlar.

Birden bire hümanist duyguları yok oluyor. Zalim krallardan yana olabiliyorlar.

Ya da çıkarları için suskunlaşabiliyorlar. Hatta şu iddiada bile bulunabiliriz.

Onlar da İslâm ın yok olması, Müslümanların etkisiz kılınması adına

düşmanlarıyla işbirliği yapabilirler. Kendileri için de önemli olan kendi

saltanatlarıdır.

Bütün sorun Müslümanlarda. Örnek bir yaşayış örneği

gösteremiyorlar. Âdil olmayı salt kendileri için kullanıyorlar. Yeri geldiğinde

karşıtları gibi zalimleşebiliyorlar.

Bütün sorun Müslümanlarda. Zamanında tedbir almadıkları

için sorumludurlar. Zamanında haksızlığa rıza gösterdikleri için sorumludurlar.

Salt kendilerini düşündükleri için sorumludurlar. Çember giderek daralıyor ve

giderek yangın kapıya kadar dayandı.

Bu kan gölünde başta Müslümanlar sonra da insanlık

boğulacak.