Laikçilerin yıllardan beri sürdürdükleri dayatmaları

sebebiyle giderek kangren haline gelmiş bazı sorunlara her kesim çözüm

bulunmasını istiyor. Sorunlara çözüm bulma işini sadece iktidar partisine

havale etmenin de sağlıklı bir yol olduğunu söylemek mümkün değil. Çünkü, eğer

bu ülkede bazı sorunlar samimi olarak çözüme kavuşturulmak isteniyorsa,

öncelikli olarak sorunların çözümü hangi esaslar çerçevesinde

gerçekleştirileceğinin tespit edilmesi gerekiyor. Laikçilerin ırkçılık ve tek

tip insan yetiştirme esası üzerine bina ettikleri yaklaşımlarının iflas

ettiğini, ülkeyi ileri bir noktaya götürmekten çok sorunların halının altına

süpürülmesi anlamına gelebilecek yaklaşımlarının iflas ettiğini söylemeye bile

gerek yok.

Farklılıklara İslam ın belirlediği temel insan hakları

çerçevesinde tahammül kültürünün geliştirilmesi ve bu hususta çaba gösterilmesi

gerekirken, yıllardan beri resmi ideoloji olarak tarif edilen hiçbir ideoloji

ve inancı esas almayan yaklaşımı ülkeyi bugün yaşadığımız noktaya getirmiştir.

Artık yıllarca resmi ideolojinin dayatması karşısında sessiz kalmayı, hatta

olduğundan başka türlü görünmeyi içselleştirmiş kesimler bugün kimlikleri

doğrultusunda bir takım taleplerde bulunuyorlar. Ne yazık ki yılların birikimi

ve alışkanlığı sebebiyle sokaklara dökülen kalabalıklar hâlâ kimliklerini net

olarak ortaya koymuyor/koyamıyor bir takım gerçek dışı gerekçeler ileri

sürülerek meydanlara dökülme yoluna gidiliyor. Böyle olunca da talepler haklı

bile olsa toplumda ortak bir mutabakat oluşamıyor. Bu da mutabakat oluşmamasını

isteyenlerin çıkarlarına hizmet ediyor. Bir başka ifade ile toplumsal

çatışmadan yarar uman  iç ve dış

mihraklar rahatlıkla tahrik imkanı buluyorlar.

Toplumun çatışmalardan kurtarılması, temel insan

haklarının hayata geçirilmesi konusunda gerekli adımın atılmasına bağlı. Bunun

içinde yeni demokratik bir anayasa şart. Buna rağmen bir türlü sivil anayasa

yapılması hususunda uzlaşma sağlanamıyor. Sorunların çözümü konusundaki

yaklaşım farklılığı önemli rol oynuyor. Söz gelimi ırkçılık belasının

istilasından beyinlerini kurtaramayanlar, ellerindeki gerekçeyi kaybetmemek

uğruna bin bir dereden su getirerek her atılan adıma karşı tavır sergiliyorlar.

Bugüne kadar resmi ideoloji haline getirilen ırkçılık sebebiyle ortaya çıkan

çatışmanın çözüme ulaştırılmasını geleceklerini tehdit olarak görüyorlar. Öbür

yandan mezhebi farklılar sebebiyle yaşanan çatışmanın çözümü konusunda da yine

resmi ideolojinin dayatması ile ortaya çıkmış inanç etrafında toplumu

birleştirme istekleri ister istemez farklı inanç mensuplarını aynı tarif içine

hapsedilme yolunu açtığı için sorun net olarak tarif edilemediği için nasıl bir

çözüm bulunacağı konusunda belirsizlik ortaya çıkıyor.

Bu bakımdan ister terör ister alevi sorunu konusunda bir

çözüm bulunması isteniyorsa öncelikli olarak insanların kendilerini oldukları

gibi tarif edebilecekleri bir ortamın sağlanması gerekiyor. Bunun yolu da yeni

demokratik bir anayasadan geçiyor. Darbe anayasası yürürlükte olduğu sürece

haklarının gasp edildiğini düşünen kesimleri atılacak bir takım adımlarla

memnun ve mutlu etmek mümkün olmayacaktır.

Gerek ırk gerek inanç yönünden topluma dayatılan resmi

ideolojiden toplumun kurtarılması ancak yeni özgürlükçü anayasa ile mümkün

olacaktır. Bu hususta yan çizenlerin sorunlara çözüm bulması mümkün

olmayacaktır. Bu arada iktidarların özgürlüklerin önündeki engellerin

kaldırılması hususunda hâlâ bazı kesimlerin onayına ihtiyaç duyuyor olmaları da

işin bir başka tehlikeli yönünü oluşturuyor. Bir yandan terör sorununa çözüm

bulmak, öbür yandan alevi sorunun çözümü hususunda adım atmaya çalışılırken

sıra başörtüsü sorununu çözmeye geldiğinde 10 yılı aşkın bir süreden beri adım

atamıyor olmasını başka türlü izah mümkün olabilir mi