Çözüm sürecinin ne kadar iyi ilerlediği, artık teröre kalıcı olarak çözüm bulunduğu tekrarlanıp duruldu. Böyle olmasını gönülden isteyenlerden birisiyim. Toplumun büyük kesimi de terörün son bulmasını istiyor. Ancak, toplumun isteği terörün son bulmasında ne kadar belirleyici olacak, sorusunun cevabı büyük önem taşıyor. Çünkü, terör hiçbir zaman toplum tarafından başlatılmadı ve toplumdan destek bulmadı. Zaten terör eylemleri için toplumun desteği gerekmez. Silahı ele alıp meydanlara ya da dağlara çıkan teröristler ve onların arkasındaki güçler terörü sürekli kılarlar. Yani Akillerin hazırladığı raporlarda, ”Sürece destek büyük” ortak görüşü elbette sevindirici. Ancak, bu tespit bilinmeyenin ortaya çıkması değil, bilinenin bir kez de Akiller tarafından tespit edilmiş olmasından ibaret. Bu arada Akillerin raporlarında ortaya çıkan bir diğer ortak görüş ise, “Ortak korku çatışmaya dönüş” endişesi. Yani, bir tarafta çözüm sürecine halk desteğinin çok büyük olduğu rapora geçiyor, öbür yandan toplumda çatışmaya yeniden dönülebileceği ortak korkusu dile getiriliyor. Böyle olunca da çözüm sürecine halk desteğinin çok yüksek olması, terör belasının geri dönmesini engellemeye yetmeyecek demektir.

Terör bu ülkenin başına 30 yıldır bela olmuş ise bunun sebebi halk desteği değildir. Bu gerçeği sanıyorum bilmeyen yok, ayrıca bu gerçeği tespit etmek için Akiller’in 2 ay boyunca Anadolu’yu dolaşmalarına, yüz binlerce insanla konuşmalarına da gerek yoktu. Bunu söylerken Akillerin çabalarını ve sürece katkılarını önemsemiyor değilim. Elbette çözüm süreci etrafında kamuoyu oluşturmak için yararlı olmuştur. Ancak, kamuoyu oluşturmak ile terörün kökünün kazınması iki ayrı konudur. Hem de birbirinden çok farklı iki konu. Bu arada Başbakan Erdoğan’ın Akillerle görüşmesi sırsında, PKK militanlarının bugüne kadar sadece yüzde 15’inin ülkeyi terk ettiğini, militanların yol kesme, şantiye basma ve insan kaçırma eylemlerinin devam ettiğini söylemesi sanıyorum söylediklerimizi doğrular niteliktedir.

Öyle görünüyor ki, çözüm süreci konusunda geçen süre içinde istenen mesafe alınamamış, kamuoyuna açıklananlar ile gerçek fazlaca örtüşmüyor. Bunları söylerken ne çözüm sürecini küçümsemek, ne de yapılan tüm açıklamaların gerçek olmadığını iddia ediyor değilim. Vurgulamaya çalıştığım husus çözüm sürecinin istenen sonucu vermesinin sadece devletin atacağı adımlarla mümkün olmadığıdır. Çözüm sürecinin başarılı olabilmesi için devletten çok terör örgütünün tepesindekilere önemli görev düşüyor. Bir diğer ifadeyle çözüm formülü İmralı, Kandil ve BDP’nin elinde. Bu merkezlerin istekleri ve yaptıkları açıklamalar dikkate alınırsa çözüm sanıldığı kadar kolay olmadığı gibi yakın da değil. Hatta diyebiliriz ki, isteklerin karşılanması devlete diz çöktürülmesi anlamına bile gelebilir.

Toplumun çekilen röntgeninde barış için yeşil ışık çıkması sanıyorum barış için yeterli olmuyor. Terör örgütü yöneticilerinin bu konuda samimi olmaları/olabilmeleri, bunun da ötesinde terör örgütünü bu milletin başına saran dış çevrelerin desteğini kesin olarak çekmesi gerekiyor. Halbuki gelişmeler ABD, AB ve İsrail’in terörün kesin olarak kökünün kazınması konusunda istekli olmadıklarını, bir süreliğine silahların susmasını sağlayarak Türkiye’ye nefes alma imkânı vermek peşinde olduklarını anlamına geliyor. Bunu da babalarının hayrına yapmadıkları kesin. Buna karşılık ABD, AB ve İsrail üçgeni ne istemiştir kamuoyuna açıklanmış değil.

Dünyanın hiçbir ülkesinde terör örgütleri toplumun büyük bir bölümünün desteğini alarak ortaya çıkmış değillerdir. Küçük bir grup olarak ortaya çıkmışlar, sağladıkları özellikle dış destekler ile hakim oldukları bölgelerde halkı sindirmiş, etkisiz hale getirmişlerdir. Halkın etkisiz hale getirilmiş olması çoğu zaman teröre destek verildiği şeklinde algılanmıştır.

Akillerin tespitleri elbette doğrudur ama bu doğruların tespit edilmiş olmasının terörün kökünün kazınmasına yapacağı katkı konusunda fazla iyimser olmak yanlış olur. Terör konusunda iç ve dış tüm tarafların samimi olması gerekiyor. Tek taraflı samimiyet sadece devletin tavizlerini gündeme getirir ki, sonuçta bugün esmekte olan iyimserlik rüzgarı anında tersine dönebilir.